Kıskançlık: Seven Erkek Kıskanır (mı?)

Edvard-Munch-xx-Jealousy-xx-Unknown

Beynimiz, nasıl gerçekliği tam olarak idrak edemeyip yorumlamakta, hatta sezgi yoluyla birazcığını alıp geri kalanını çarpıtmakta; kendine göre anlamlar bulmakta usta ise (örneğin: doğaüstü güçlere dair açıklamalar), insanlık tarihi de aynı yanılsamanın bir başka boyutta, daha büyük bir ölçekte yaşandığının göstergesi olsa gerek…

Biz homosapienler, beynimizin henüz onda birini kullanma kapasitesine sahipsek, bu rasyonelliğimizin de onda birinde takılı kaldığımız anlamına gelmez mi? Gerçekten de evrimimizin bu sürecinde, sık sık rasyonel olmayı bırakıp duygularımızla hareket ettiğimiz yadsıyamayacağımız bir olgu. Mesela, bir tehlike karşısında, korktuğumuzda kaçıyor veya derin bir üzüntü yaşadığımızda bütün hayatımızı gözden geçirip çözümler, yeni yollar bulmaya çalışabiliyoruz. Bunlar hayatta kalabilmek, kendimizi koruyabilmek için gerekli en temel bazı fonksiyonlarımız ve bizim savunma mekanizmalarımız… Okumaya devam et

Reklamlar

Tarihin Kansere Yenildiği Yer: Tuzköy

Neşet Ertaş’a ve bozkırın köylerine ithafen…

P1060725

Burası Tuzköy. Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı son genel sayıma göre 1800 nüfuslu bir belde. Erciyes, Hasandağ ve Göllüdağ yanardağlarının 10 milyon yıl önce bölgeyi lavlarıyla şekillendirdiği; Kızılırmak’ın ise damgasını vurarak, yeryüzünün bu coğrafyasını dünyanın en ilginç, en sıra dışı yerlerinden biri haline getirdiği;  Perslerden bu yana Kapadokya (soylu atlar ülkesi) olarak bilinen yörenin tüm özelliklerini bünyesinde taşıyan bir kasaba. Kızılırmak’ın sınırında, yerel küçük derelerle, göletlerle, yeraltı su kaynaklarıyla beslenen yemyeşil bir vadinin kenarında;  yerleşim merkezinde mağaraları, mağaraların üzerine inşa edilmiş kaya evleriyle,  karşısında dümdüz bir yılan gibi uzanan Gedik Kaya’sıyla ve tüm bunları çevreleyen kurak tepeleriyle bozkırın inanılmaz dinginliğine, bir o kadar da kaya bileşimlerinin sihrine sahip bir küçük yerleşim yeri.

Eski ismi “Güdül”  olan Tuzköy, ismini şu an özel bir şirket tarafından işletilmekte olan kaya tuz madeninden almakta. 1950-70 yılları arasında en bayındır dönemlerini yaşayan, yakın çevrenin en büyük, en göz alıcısı olan beldede, tuz madeni çevre köyler dâhil olmak üzere birçok işçinin gelir kaynağı olmuş. Madenin, Hacı Bektaş-ı Veli tarafından bulunup köylülere armağan edildiği, Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Velâyetname” adlı eserinde anlatılıyor. Hacı Bektaş’ın türbesinin bulunduğu 20 km uzaklıktaki Hacıbektaş ilçesinin yakın varlığına rağmen Sünni olduklarını belirten Tuzköylüler, Arizona çöllerinin kanyonlarını hatırlatan Gedik Kaya’nın ortasındaki yarığı betimlerken, Hz Ali’nin -önüne çıkan dev yılanın başını kılıcıyla gövdesinden ayırması sırasında oluştuğu- söylemini kullanmakta çekince görmüyor. Okumaya devam et

Oooo Shangri-La laaa… Lal lal laaa…

Beşiktaş İskelesi’nin hemen arkasındaki Deniz Müzesi ile Başbakanlık Konutu arasındaki eski tütün deposu yerine yapılan binanın sahibinin kim olacağı belli olmuş gibi görünüyor:  Shangri-La Bosphorus.

Kıyak isim! Kulağa hoş geliyor “Shangri-La”…  Hong-Kong-Singapur merkezli bir oteller zincirinin Türkiye ayağı. Yoksa “gövdesi” mi desem, bir gelip pir gelen, gelir gelmez Boğaz’a yerleşen adamlara ne demeli?… Okumaya devam et

OYUN

9/11’le Kafamıza Kazınanlar…

İnsanlık için en önemli iki icattan biri yazı ise diğeri fotograf olsa gerek! Hafızamız, yazı ve fotoğraflar… Zamanın akışına karşı geliştirebildiğimiz ve, belki de kendimizi kandırarak, varlığımızı tescil edebildiğimiz iki araç… Kime? Narsist ve medyum değilsek, toplumun diğer bireylerine tabii ki… Okumaya devam et

BOŞ VER! FARK ETMEZ! BİR ŞEY OLMAZ!

Bir sansür kurulunun başında olsaydınız – bu “Teledomünikasyon İletişim Başkanlığı” veya “Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu” olabilir – ve ülkenin geleceği için üç deyimi sözlüklerden çıkarabileceğiniz, tamamiyle kullanımdan kaldırıp yasaklayabileceğiniz söylense, bu üç kelimenin seçimi size bırakılsa, neleri seçerdiniz? Okumaya devam et

“Yanma” ve “Yakma” Üzerine

Evi baca, köyü hoca yakar” (Bir halk tekerlemesi)

İnsanları öldürerek cezalandırmak yeni bir şey değil! İstenmeyeni, uygun olmayanı, karşı çıkanı, farklı olanı,yanlış yapanı…Yok etmek…. Kurşuna dizmek, asmak, zehirlemek, kazığa oturtmak, işkence edip uzuvlarını kesip parçalamak, derilerini yüzmek, çarmıha germek, yüksek yerlerden atmak, herbir uzvu bir ata ya da deveye bağlayıp çekmek, kafalarını vücutlarından ayırmak, boğmak, bombalamak…. kısacası öldürmek… hiç yeni değil!

Tüm bunların içinde yakarak öldürmek özel bir yere sahip gibi görünüyor. İnsanoğlu’nun ateşi keşfiyle başlayan bu özel ilgi, içinde pekçok tezatlığı da barındırıyor. Okumaya devam et