Öznur Özkaya yazdı: “Kaybolmuş bir şeyler vardı”

oznur-ozkaya-yazdi-kaybolmus-bir-seyler-vardi
Filiz Elasu ikinci romanı “Gezi Apartmanı”nda; şehrin ve insanların modernleşmeyle birlikte nasıl değiştiğini bir apartman yaşamında örnekliyor. Etrafımızda yaşanan tüm olumsuzluklara nasıl da gözlerimizi kapattığımızı gündelik hayattan verdiği örneklerle somutlaştırıyor. Günlük yaşantımızda pek de önemsemediğimiz, zamanla kanıksadığımız yanlışları gözler önüne sererken doğru bir toplum yaratma yolunun doğru bireyler olmaktan geçtiğini anımsatıyor.

Öznur Özkaya – İleri Kültür Sanat

Öğrenciyken rutubetli bir bahçe katında yaşadım. Baharda bahçenin keyfini bir nebze sürmüş olsak da kışları soğuktan titreyip otururduk. Neyse ki ev arkadaşımla sırayla hasta olurduk. Bu da iyi bir şeydi. Hiç değilse çorba yapmak için biri ayakta olurdu. Evin içindeki çürük meyve kokusu meyve almaya zar zor para ayıran bizleri C vitamininden de iyice soğutmuştu. Duvarlara, giysilerimize sinen bu koku zamanla üzerimize de yapışmıştı. Şimdi bir takım alerjik hastalıklara maruz kalışımda büyük payı olan rutubet sanki zamanla ilişkileri de hasta etmeyi başarmıştı. Aynı zamanda üst komşum olan ev sahibemle tartışmıştık, kendisi dört sene boyunca rutubete çözüm bulmaya yanaşmamasına rağmen evden taşınırken bize sıvası dökülen duvarları gösterip “Evimi talan ettiniz, duvarları yıktınız,” diye sitem ederek depozitomuzu vermeyip yeni mezun iki zavallıyı dımdızlak ortada bırakmıştı. İyi ve kötü pek çok anı paylaştığım ev arkadaşımla da daha sonra telefonla bile konuşmamıştık.

İzolasyonun iyi yapılmaması, evdeki ısı farklılıkları, pencere montajlarının ve kuzey cephesinin durumu rutubet oluşumunda etkilidir ancak şehirleşme, inşaat sektörünün son yıllardaki ivmesine bağlı olarak niceliksel olarak artan baştan savma yapılmış binalar insan hayatını olumsuz etkiliyor. Deprem riski, rutubetli evler, park, yeşil alan gibi yaşam alanlarının modernleşme ve şehirleşme uğruna heba edilmesi koşturmaca içinde fark etmesek de bizi kötürüm bırakıyor. Avrupa’da artık evler iki bilemediniz üç katlı inşa edilip etrafta yeşil alan bırakılırken, Türkiye’de evler dip dibe inşa ediliyor, havasız kalan binalarda beliren rutubet beton aksamına bile yapışıp nerdeyse demire kadar işleyerek insanın fiziki ve ruhsal sağlığını tehdit ediyor.

Günümüzde şehirler insanların birbirinden olabildiğince uzak durmaya çalıştıkları yerleşkeler halini aldı. Kimi kaldırımda yürürken birine temas etmemeye çalışır, kimisi de otobüste, metroda yanına birinin oturmasını dahi istemez. İlk kez görülen biriyle diyaloga girilmek zorunda kalınırsa konuşma bir an evvel sonlandırılmaya çalışılır. Yabancıya yaklaşırken her daim temkinli olunur, çünkü kimin ne zaman ne yapacağını kestirmek imkânsızdır bu kalabalıkta. Gasp, tecavüz, cinayet günlük yaşamın bir parçasıdır modern dünyada. Bunların da ötesinde kaybolma ihtimaliniz vardır. Latife yapmıyorum, otuz yıldır havasını soluduğunuz şehirde bile kaybolabilirsiniz, çünkü modernite gereği şehirde sonsuz cadde, sokak ve bina vardır. Her gün yeni bir inşaat belirir bir köşe başında. En kötüsünü en sona sakladım. Şehirli doğduysanız ömür boyu şehirli kalırsınız. Her şeye rağmen öyle alışmışsınızdır ki daha insancıl bir yerleşim biriminde ikametiniz olanaksızdır.

Komşuluk ilişkilerine gelince… Aşure zamanı gidip tatlıcıdan aşure alıyorsak komşuluk falan kalmamış demektir bu ülkede. Şehir yaşamının ve modernitenin sayesinde artık öyle şüpheci, öyle yalnızız ki aynı apartmanda birlikte yaşadığımız insanları tanımıyor, onlarla beraber vakit geçirmiyoruz. Komşusunun götürdüğü yemeği çöpe döken, hırsız gördüğünde susan, karısını döven adamı umursamayan insanlarla dolu apartmanlardaki bilmem kaç daire kaç salonluk kutularda yaşıyoruz. Çocukluğumu anımsıyorum. Terzi Hasibe Teyze okuldan çıkışta annem görmeden önlüğümün düğmelerini diker, Fatma Teyze “Acıkmışsındır, al ye bakayım şunları,” diye ağzıma sarmaları tıkıştırırdı. Yılbaşı geceleri bir evde toplanılır, bayramlarda herkesin midesi tatlıya doyardı. Anahtarlar kadınların ellerinde gezinir, iki gün ortalıkta görünmeyen biri olursa merak edilirdi. Şimdi düşsem kafamı yarsam saatlerce haberi olmaz kimsenin. Sorarım size, ‘Komşularla sıfır sorun’ yaşamak için ilgisiz olunmasını, yüzüne gülüp arkadan iş çevrilmesini bize devlet büyüklerimiz mi öğretti?

Filiz Elasu’nun ikinci romanı “Gezi Apartmanı”; okuyup bitirdiğinizde tüm bunları düşündürüyor size. Şehrin ve insanların modernleşmeyle birlikte nasıl değiştiğini bir apartman yaşamında örnekliyor. Etrafımızda yaşanan tüm olumsuzluklara nasıl da gözlerimizi kapattığımızı gündelik hayattan verdiği örneklerle somutlaştırıyor. Romanın başkahramanı Sacide, evindeki rutubetten ve komşuluk ilişkilerinden tutun da arabasını kaldırıma park eden şoförden, yaşadıkları evi yalan dolanla kendilerine satan emlakçıya kadar pek çok tip oluşturarak “İnsanın yanlış yaptığını ya da birilerine yanlış yapıldığını bilerek susması nasıl bir şeydi acaba?” (s. 38) deyip memleketi, şehri ve insanları anlamaya çalışıyor. Fakat “Kaybolmuş bir şeyler vardı. Tıpkı Aynur’la arasında hissettiği gibi ve sanki herkesin, tüm ülkenin de yaşadığı cinsten.”  (s. 104)

“Tarihi binalar, her yerden fırlayan ve birer penisi andıran gökdelenler arasında kaybolmuştu,” (s. 213) derken güzel İstanbul’un beton yığınına dönüştüğünü vurguluyor. Rant uğruna gün be gün betonlaşan şehirde günlük telaşların peşinde koşarken biz de betonlaşıyoruz. Hemen yanı başımızda yaşanan acılara karşı duyarsızlaşıyor, yaşadığımız şehrin, apartmanların içinde bir yabancı gibi dolaşıyoruz. Sacide de bunu derinden yaşıyor. “Semtin sokaklarında, İstanbul’un her yerinde gördüğü kalabalıkların çoğunluğu gibi, onun da enerjisi tükenmişti. Kendini bırakmış, şehre teslim etmişti artık. Sanki şehrin havasına, binalarına, caddelerine sinmiş bir şey vardı, gizli bir ruh, kötücül bir güç: Onlardaki enerjiyi emen, onunla beslenen, bu arada şehrin insanlarını oradan oraya sürükleyen bir güç O da diğerleri gibi bu gücü kabullenmiş, bir zombiye dönüşmüştü.” (s. 236-237)

On üç bölümden oluşan romanda yazar günlük yaşantımızda pek de önemsemediğimiz, zamanla kanıksadığımız yanlışları gözler önüne seriyor. Doğru bir toplum yaratma yolunun doğru bireyler olmaktan geçtiğini anımsatıyor. Fantastik öğelere yer vermesi başlarda gerilimi artıyor lakin günlük yaşamdan beslenen temasından ötürü bu tip ayrıntılar konudan uzaklaşılmasına neden oluyor. Elasu; “Gezi” adını kullanarak ve onuncu bölümdeki diyaloglarda gençlerden söz ederek Haziran Direnişi’ne de gönderme yapıyor. Ve belki de zombi olmaktan kurtulmak için toplumsal hayatın getirdiği sorumlulukların farkına varmamızı öğütlüyor.

KÜNYE:  Gezi Apartmanı, Filiz Elasu, Çeviribilim Yayınları, Kasım 2014, 246 sayfa.

http://ilerihaber.org/oznur-ozkaya-yazdi-kaybolmus-bir-seyler-vardi/977

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s