Category Archives: Yeni Harman Yazıları

Kıskançlık: Seven Erkek Kıskanır (mı?)

Edvard-Munch-xx-Jealousy-xx-Unknown

Beynimiz, nasıl gerçekliği tam olarak idrak edemeyip yorumlamakta, hatta sezgi yoluyla birazcığını alıp geri kalanını çarpıtmakta; kendine göre anlamlar bulmakta usta ise (örneğin: doğaüstü güçlere dair açıklamalar), insanlık tarihi de aynı yanılsamanın bir başka boyutta, daha büyük bir ölçekte yaşandığının göstergesi olsa gerek…

Biz homosapienler, beynimizin henüz onda birini kullanma kapasitesine sahipsek, bu rasyonelliğimizin de onda birinde takılı kaldığımız anlamına gelmez mi? Gerçekten de evrimimizin bu sürecinde, sık sık rasyonel olmayı bırakıp duygularımızla hareket ettiğimiz yadsıyamayacağımız bir olgu. Mesela, bir tehlike karşısında, korktuğumuzda kaçıyor veya derin bir üzüntü yaşadığımızda bütün hayatımızı gözden geçirip çözümler, yeni yollar bulmaya çalışabiliyoruz. Bunlar hayatta kalabilmek, kendimizi koruyabilmek için gerekli en temel bazı fonksiyonlarımız ve bizim savunma mekanizmalarımız… Okumaya devam et

Reklamlar

9/11’le Kafamıza Kazınanlar…

İnsanlık için en önemli iki icattan biri yazı ise diğeri fotograf olsa gerek! Hafızamız, yazı ve fotoğraflar… Zamanın akışına karşı geliştirebildiğimiz ve, belki de kendimizi kandırarak, varlığımızı tescil edebildiğimiz iki araç… Kime? Narsist ve medyum değilsek, toplumun diğer bireylerine tabii ki… Okumaya devam et

“Yanma” ve “Yakma” Üzerine

Evi baca, köyü hoca yakar” (Bir halk tekerlemesi)

İnsanları öldürerek cezalandırmak yeni bir şey değil! İstenmeyeni, uygun olmayanı, karşı çıkanı, farklı olanı,yanlış yapanı…Yok etmek…. Kurşuna dizmek, asmak, zehirlemek, kazığa oturtmak, işkence edip uzuvlarını kesip parçalamak, derilerini yüzmek, çarmıha germek, yüksek yerlerden atmak, herbir uzvu bir ata ya da deveye bağlayıp çekmek, kafalarını vücutlarından ayırmak, boğmak, bombalamak…. kısacası öldürmek… hiç yeni değil!

Tüm bunların içinde yakarak öldürmek özel bir yere sahip gibi görünüyor. İnsanoğlu’nun ateşi keşfiyle başlayan bu özel ilgi, içinde pekçok tezatlığı da barındırıyor. Okumaya devam et

“Ben var İstanbul’u çok sevmek, Turkish kebap yemek…”

Eskiden “bazı” gazetelerde Türk erkeklerinin ne kadar beğenildiğine, turist kadınların bizim erkekler için nasıl yanıp tutuştuğuna dair bir dolu haber çıkardı. Çoğunluğunun uydurma olduğu kesin olan bu haberlerde, bir kaç yarı çıplak, sarışın kadın fotoğrafının altına: “Helga, Türk erkeklerine bayılıyor!”, “Türk erkeğinin ününü duyan turist kadınlar, Akdeniz kıyılarını hezimete uğrattı!” gibisinden başlıklar atılır ya da plajlarda bikinileri ile güneşlenen kadınları hortumla ıslatan yavşak otel görevlilerinin fotoğrafları çekilip altına “Nataşa, Türk erkeğinin hortumunu çok beğendi!” gibisinden yalan haberler yapılırdı. Okumaya devam et

NATO ve Büyük Ortadoğu Projesi

Soğuk Savaş süresince “ortak tehdit” olarak görülen Sovyetler Birliği’nin dağılması ile, NATO’nun varolma gerekçesinin de yokolacağı ve örgütün yavaş yavaş çözüleceği düşünülmüştü. Aksine, 1989’dan bugüne, NATO üye sayısını 28’e çıkardı, görev tariflerini çeşitlendirdi ve geçtiğimiz günlerde ABD liderliğinde İngiltere ve Fransa tarafından başlatılan Kaddafi güçlerine yönelik BM onaylı askeri müdahaleyi devralarak, dünya gündemini belirlemekten vaçgeçmeyeceğini gösterdi. Okumaya devam et

“Yüzünü Güneşe Dön, Gölgeler Arkana Düşecektir!” *

“Ölürüm!
Yaşarım!
Ölürüm!
Yaşarım!
Korkusuz, güçlü adamlardır,
Güneşin yeniden parlamasını sağlayan!”
Yeni Zelanda’nın yerli halkı Maorilerin geleneksel dansı “Haka’yı sergiliyor “All Blacks” Rugby takımı bir maç öncesi… Büyük Britanya Milletler Topluluğu (Commonwealth) içersinde en popüler sporlardan biri rugby…  Maorilerin yüzlerce yıldır düşmanın yüreğine korku salmak, yıldırmak için savaş alanında sergiledikleri bir tür savaş dansı, savaş çılığı bu! 1900’lü yıllardan beri de Rugby takımı tarafından uluslararası maçlarda kullanılıyor ve bırakın oyuncuların canla başla yaptığı performansı, artık tüm ülkede, ilkokullarda öğretilen bu dansa, bütün Yeni Zelandalılar sahip çıkıyor ( Türkiye Milli Futbol takımının maç öncesi “zeybek” oynadığını hayal edin!)

Okumaya devam et

İnsan Gözden Kaybolur, Toprak Kalır!*

Yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi  upuzun bir koyun  incecik, bembeyaz kumlarla kaplı plajında  uzanmış,  kıyıyı yalayan dalgaları, denizde yüzen, sörf yapan gençleri, kumdan kaleler yapan çocukları ve onların anne-babalarını, yürüyüşe çıkmış yaşlı çiftleri seyretmekteyim. Açık mavi pürüzsüz gökyüzüyle yarışırcasına sakin bugün deniz. Kumsala paralel uzanan, bir halı misali rahat, bir o kadar temiz çim alan ve onu süsleyen Pohutukawa ağaçlarında en ufak bir kıpırtı yok. Mesai sonrası olmalı ki, plajın ön tarafına park etmeye çalışan araba sayısında, ellerinde boogie board’ları, kayaklarıyla plaja gelenlerde artış var. Çok fazla değil ama… Nasıl olabilir ki? Tüm kentin nüfusu  bir milyon! Kimse kimsenin tepesinde, hatta yanıbaşında bile değil burada!  Herkese yetecek kadar büyük bir plaj! Üstelik, şehirdeki tek plaj da değil! Bu şehrin, bu ülkenin, hemen her köşesi böyle plajlarla dolu, hepsi de istisnasız böyle bakımlı, böyle temiz, böyle güzel ve halka açık… Özelleştirilmiş değil, paralı değil, cafe ve barlarla kaplı değil, bir otele ait değil, bir özel şahsa ait değil, kıyısına masalar atılmış değil… Hepsinde soyunma odaları, tuvaletler, duşlar mevcut. Temiz ve bedava! Heyhat, bu ülkenin hiç bir plajında, tek bir şezlong yok, tek bir şemsiye yok, tek bir kafe-bar, restaurant, ya da bilet kesmeye çalışan belediye görevlisi yok! (Aptal mı bu insanlar?) Okumaya devam et