KAL Müzik Grubu’nun Lideri Dragan Ristiç

KAL son yılların en popüler Balkan kökenli Roman müzik gruplarından. Rock’n Roll tavrı ve gaz aldığı ‘urban’ ritimleriyle, köklerinin dayandığı Balkan Roman ağıtlarını harmanlamayı becermiş bir grup. Grubun kurucusu ve lideri Dragan Ristiç geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Onunla Yeni Harman için Filiz Elasu görüştü.

 Dragan biz seni tanıyoruz ama okurlarımız için biraz kendini tanıtır mısın?

 Mesleki açıdan, aslında, tiyatro yapımcısıyım ancak şu an üniversite kariyerimi bir yana bıraktım çünkü bildiğin gibi müziğe yoğunlaşmış durumdayım. Müzik benim için daha hayati, açıkçası daha çok bir fiziksel ihtiyaç gibi… KAL’la çalıyorum, Dünya müziği yapıyoruz… Eee.. bunun dışında Sırbistan isimli bir ülkede yaşıyorum, Sırbistan vatandaşıyım. Hayat anlayışım Avrupalı… ve Roma – Çingene kökenliyim.

Şu an ikinci KAL albümü üzerinde çalıştığını biliyoruz, daha doğrusu İstanbul’da olma nedenin bu, ama bize, biraz ilk albümünden bahseder misin, nasıl bir tepki gördüğünden?

Çok iyi, çok çok iyi… Albüm 2006 Nisan’ında Avrupa Dünya Müziği listesinde birinci sıradaydı ki büyük bir başarı bizim için.

Sonra, 2006’nın sonunda Yıllık Avrupa Dünya Müzik listesinde Ali Fourka Tour’un arkasından üçüncü sıradaydık. Pek çok büyük ismi, büyük sanatçıları, Nataşa Atlas, Ojos  de Brujo, Gotan Projesi gibi pek çok sanatçıyı geride bıraktık.

Özellikle ilk albüm için büyük bir başarı…

 

Evet, ilk albümdü…Ne soracağını tahmin ediyorum, en iyisi ben anlatayım sen sormadan… KAL daha çok bir fikir, bir düşünce. Çünkü ben bildiğin gibi, Romanım ve açıkçası bir şekilde müziği düşüncelerimi yaymak için bir araç olarak kullanmak istedim. KAL bu çerçevede bir fikir… Roman sanatına Avrupa Kültürü içinde bir yer edinme anlamında bir proje… Kafalardaki şablonları yıkmaya çalışıyorum, Roman kültürüne dair imajları… Çiçek satıcısı ya da altın dişli çingene imajından bahsediyorum… Ve sırf bu müziği çalarak, biliyorum ki, politiğim… KAL sadece müzik değil, sadece yüzeyde müzik… Müziği kelimelere koyamıyorum tabii ama, diyebilirim ki KAL bir misyon, benim için kocaman bir ideal…

Roman halkı tarafından nasıl karşılandın? Fikirlerin, projelerin ve müziğin hakkında ne düşünüyorlar?

 

Tabii ki tüm bu düşünceleri onlara söylüyor değilim. Sadece müzik yapıyorum, bu da benim hizmetim. Sırbistan’da epey popüleriz, sık sık medyada, televizyonda yer alıyoruz. Mesela Fransa’da bir konsere bin-iki bin insan geldiğinde ben çok mutlu oluyorum ve biliyorum Roman halkı da mutlu oluyor ve yaptıklarımızla gurur duyuyor.

 Dünya müziği yapıyoruz dedin. Bir konser verdiğinizde daha çok Roman mı yoksa Batı’lı dinleyici mi geliyor?

 Daha çok Batılı dinleyici… Genellikle, Roman-Çingene müziği epey popüler bugünlerde. Aslında bir şekilde şanslı olduğumu ve grubun da şanslı olduğunu düşünüyorum. Doğru zamanda ortaya çıktık. Farklıyız ve güncel müzik yapıyoruz, modern Avrupa müziği içinde yer almaya çalışıyoruz. Bu da anlaşılıyor. Tabii bunu öyle otomatik, robot gibi bir şekilde yapmıyoruz. Diyebilirim ki, bu doğal bir şekilde zaten gerçekleşiyor, çünkü tipik değiliz, hayatımız öyle basmakalıp değil, müziğimiz de kendi yaşantımız gibi.. Tamam ulusal kimliğimi son derece güçlü bir şekilde hissediyorum, aslım Roman, ama, aynı zamanda  büyük kesimin içinde bulunduğu sosyal sistemde yetiştim. Muhtemelen Avrupa’daki ve bu ülkedeki gençlerin hoşlandığı şeylerden genel anlamda ben de hoşlanıyorum. Muhtemelen değil, kesinlikle aynı müziği dinleyerek, aynı kitabı okuyarak, aynı yaşam felsefesini işiterek büyüdüm.

Yaptığın müziği nasıl niteliyorsun, geleneksel Roman müziği diyebilir misin?

 Hayır değil, geleneksel Roman öğelerini kullandığımızı söyleyebilirim ama, daha çok modern, günümüz müziği tarzında, daha pop. Hatta KAL tam olarak Dünya müziği bile değil, KAL daha çok Çingene Punk Rock.

 SanırımTürkiye’de ilk kez bulunmuyorsun? İlk ne zaman geldin?

 Hayır, bu ilk defa değil. Galiba buraya ilk gelişim 1389 yılındaydı. 14 yüzyıldı…

Evettt, inanırım…

 

Sanırım Türk imparatoru Sırbistan’ı fethetmeye gelmişti. Muhtemelen, ben de o zaman, buradan oraya gittim. Biliyor musun baba tarafından atalarımdan birinin adı Hatija!

Hatice mi?

İnanılır gibi değil değil mi. Ben burada kesinlikle yabancı hissetmiyorum kendimi. Geleneklerim Türk geleneği, düşünme tarzım öyle… Bunu sevmek veya sevmemek ayrı bir konu ama, itiraf etmem gerekiyor, davranışlarım tamamiyle Türk geleneklerinden etkilenmiş, belli, hatta Türkiye benim kafa yapımın oluşumunda bir öncül, bu kesin.

 Yani, Osmanlı’nın Sırp kültürü üzerinde büyük etkileri olduğunu düşünüyorsun?

 Hayır, öyle düşünmüyorum, bu bir gerçek! Eğer birisi Sırpça ve Türkçeyi kelime açısından karşılaştıran bir çalışma yapacak olsa en az bir kaç bin kelimenin Türkçe’den gelmiş olduğunu görür. Aslında ilk sorunun cevabına dönecek olursak, sanırım ben buradan 1389’da ayrıldım.

 Neden 1389’da ayrıldın?

 Evet, hani şu ünlü Kosova savaşı var ya, Sultan Murat’ın katıldığı, o zaman…

 Peki bu İstanbul’a ilk ziyaret mi?

Hayır, bu ikinci. On yıl önce, Sırbistan’ın ‘Sancak’ isimli bir bölgesinden buraya göçmüş ama müslüman olan arkadaşlarımı ziyarete gelmiştim. O zaman da çok iyiydi. Şu an buraya iş icabı gelmiş olmama rağmen yine tamamiyle şaşırmış olduğumu söylemeliyim. En başta Türk kültüründen ne kadar etkilenmiş olduğumuzu gördüğüm için, ikincisi bu şehir yüzünden. Ne müthiş bir şehir, ne karizmatik… İstanbul’un bir Avrupa şehri olmadığı kim söylüyorsa doğru söylemiyor. İstanbul çoğu büyük Avrupa şehrinden  daha güzel, çok daha karizmatik!

Seni İstanbul’da şaşırtan en çok ne oldu veya ilginç bulduğun neler var? 

İlk geldiğimde şehrin başka bir semtindeydim. Burası ise çok daha elit, harika görünüyor, çok güzel. Aslında bir kültür şoku içersindeyim diyebilirim. Zaten buraya her geldiğimde bir kültür şoku yaşıyorum ama bu daha çok “tersinden bir kültür şoku”.

 

Farklar yerine benzerlikleri keşfettiğin için mi böyle söylüyorsun? Ne kadar yakın olduğumuzu farkettiğin için mi?

Evet, o kadar çok şey bana anlaşılır geliyor ki anlatamam!.. Mesela tüm bu hırs, bu tutku, ne kadar çok… ama çok az pragmatizm! Organize olmadaki sorunlar, organizasyon eksikliği…

 Yani düzensizlik demek istiyorsun!

 Düzen eksikliği, düzensizlik… Mesela sokaklarda araba kullananlar… 3 şeritten 5 şerit yaratmak, o kadar aynı ki…

 Aynı sorunlar sizde de var yani…

 Ehh..

 Bize biraz Roma müziğinin son zamanlardaki popüleritesinden bahseder misin?

 Birşey söylemeden önce bir düzeltme yapmam lazım. Roma değil, Roma, İtalyan şehri Roma’ya ithaf, bizimki Roman müziği. Sıfat… Ama önce bir hikaye anlatmam lazım. 8 Nisan 1971’de ünlü Roman aydınları, pek çok önemli Roman, Londra’da bir araya geldiler ve bizim için çok önemli üç karar aldılar. Bu yüzden her yıl 8 Nisan Uluslararası Roman Günü olarak kutlanmakta. Birincisi, bizim resmi ismimizin Roman olması çünkü kendi dilimizde Çingene kelimesi yok. İkincisi bayrağımız hakkında. Bayrağımızın üst kısmı mavi, gökyüzü gibi, altı yeşil, çimen gibi ve ortasında kırmızı bir tekerlek devamlı hareket halinde olmanın sembolü.

 Roman müziğinin popüleritesine gelecek olursak…Nasıl desem, bu yeni birşey değil, dönem dönem gözlemlenen bir şey. Mesela ilk olarak 60’larda ‘Collectors of Feather’ “Kuştüyü Biriktirenler” isimli ünlü bir film sayesinde Roman müziği epey popüler oldu. Sonra 1970’lerde Rus Romanların müziği moda olmuştu yine ünlü bir Rus filmi sayesinde “Gökyüzünde Uçan Çingene”. Bu üçüncü periyod 80’lerin sonunda Emir Kusturika’nın “Çingeneler Zamanı” isimli filmiyle başladı.

 Evet, bizim kuşağın iyi bildiği bir film.

 Sanırım, halen bu üçüncü dönemin kanatları üzerinde uçuyoruz. Şimdilerde Balkan Roman müziği çok popüler. Gördüğün gibi Roman müziğinin popülerliği hep filmlerle olmuş… Ama itiraf etmeliyim ki bu son dönemin sonunun geleceğini sanmıyorum. Devam edecek gibi.. Şimdilerde bu popülerliği artıracak önemli bir film de yok ama, müthiş müzik grupları var. Mesela birinin ismini hemen söyleyim, Gogol Bordella, geçenlerde İstanbul’daydılar. Küresel Isınma’ya karşı Madonna’yla birlikte çalıyorlar, Tom Waits’le albüm çıkarıyorlar. Tüm bunlar harika gelişmeler, çünkü Roma entellektüelleri, müzisyenleri bu fırsatları yakalayarak, çoğunluğa politik mesajlar vermek zorunda.

 Yeni bir tura çıkıyor musunuz?

 Evet, Avrupa’da bazı küçük turlarımız var önce. Sonra, Eylül’de Amerika’ya gidiyoruz, ikinci Amerika turumuz olacak. Doğu ve Batı kıyısında 30 kadar konser veriyoruz bunlardan 5’inde Gogol Bordella’la çalacağız. Hatta ünlü bir NewYork gece klubünde de sahneye çıkıyoruz, adı Joe’s Bar. David Byrne, Alicia Keys gibi ünlü sanatçıların çıkmış olduğu bir yer.

 Bildiğin Türkiyeli Roma müzisyenleri var mı?

 Burhan Öcal ve Trakya All Stars bildiğim bir isim. Baba Zula’yı biliyorum ama onlar Roman değil. Bunun dışında bilmiyorum. Tabii bir de Hakan Peker gibi daha medyatik isimler…

 Bu tür müzik hakkında ne düşünüyorsun?

 Sevimli…

 Türkçe Turbo diyebilir misin?

 Evet, Türkçe Pop. Bu tür müzik hakkında ne mi düşünüyorum? Tamamiyle olumlu çünkü bu benim kültürümün de bir parçası, hadi kabul edelim, tüm bunlar o kadar büyük, zengin bir karışımın ürünü ki inanılmaz!

 Sırbistan’da durum nasıl? Roman halkının durumunu kastediyorum.

 Biliyorsun, doğru olan bir şey var. Bir ülkeye gittiğinde, halkın büyük kesiminin kültürel seviyesi, yaşam standartları sana bir fikir verecektir. Roman azınlığın durumu o ülkedeki büyük çoğunluktan farklı olamaz. Onların ki ne kadar iyi veya kötü ise Roman halkının da aynı olacaktır.

 İçinde yaşadıkları ülkenin koşullarını yansıtacaklardır, diyorsun.

 Kesinlikle. Eski Yugoslavya’daki iç savaş öncesi Sırbistan’daki Roman halkı Avrupa Roman hareketini destekliyordu. Son 15 yıl içersinde savaş başladığından beri, biz de tüm çoğunluk halkları kadar acı çektik. Bu milliyetçilik hareketi başladığında Roman halkı daha iyi hissetmedi kendini, ama tüm milliyetçilikten pozitif birşey de çıktı ortaya. Sırplar Sırp olduğunda, Hırvatlar Hırvat olduğunda, Müslümanlar da Müslüman olduğunda, Roman halkına da Roman olmaktan başka çare kalmamıştı. Bence bu olumlu, ama diğer şeyler değil! Şimdi tam Kosova’da olanlar da bu şekilde tanımlanabilir, ben buna başsız tavuğun dansı diyorum.

Başsız tavuk!

 Bilirsin, bir tavuğu alıp bahçende bir bıçakla kafasını kestiğin zaman, tavuğun vücudu bir süre deliler gibi koşar etrafta ama belirli bir yönü olmaksızın….

Evet.

 İşte Kosova’da, bu savaş sırasında, hatta şimdi, belki de tüm Avrupa’da, özellikle Doğu Avrupa’da böyle bir paradigma var. Sırplar Roma halkına eziyet ediyorlar, öldürüyorlar demiyorum, Sırp olmadıkları için, Müslümanlar veya Arnavutlar Roma halkına eziyet ediyor, Arnavut olmadıkları için… Roma halkı her zaman ortada, hep bu kanın, vahşetin ortasında çünkü taraf değiller, taraf da olmak istemiyorlar. İşte bu başsız tavuğun dansı! Hep hareket halinde, hep bir yerlere gidiyor, kendi yerini, yönünü bulmak için ama hiçbir zaman ulaşamıyor oraya.

 Bir soru daha sormak istiyorum. Duyduğuma göre Sırbistan’da bir yaz okulu işletiyorsun. Bize biraz bilgi verebilir misin belki Türkiye’den de ilgilenenler olabilir.

 Elbette, web adresini yazman lazım ama… http://www.galbeno.com

 Daha önce de dediğim gibi müzikle ciddi anlamda ilgilenmeye başlamadan önce tiyatro yapımcısıydım. Kardeşimle birlikte Budapeşte’de yaşarken düşünmeye başladık, nasıl yapsak da – bu pozitif bir çerçeve içersindeydi ve bundan utanmıyorum da – kültürümüzden projelerimizi gerçekleştirebilmek için faydalansak diye.. Böylece Romani kültürünü tanıtmak için bir Yaz Okulu açmaya karar verdik. Her yıl 2 hafta boyunca Temmuz-Ağustos gibi tüm dünyadan gelen yabancılara bizimle kaldıkları süre içinde bir enstrüman çalmayı veya dansetmeyi öğretiyoruz. Onlara çevre köy ve kasabalardan öğretmen buluyoruz, kalacak yer ve yemek sağlıyoruz , düğünlere götürüyor, tarihi eserleri tanıtıyoruz. Son derece organizeyiz ama okul gibi de davranmıyoruz. Tamamiyle doğal olmaya çalışıyoruz, mutluysak mutluyuz, dertliysek dertli. Bizim kendi evlerimizde kalıyorlar, tamamiyle doğal Roman ortamında. 4-5 senedir yapıyoruz bunu ve dünyanın heryerinden, her sene 20-25 kadar öğrencimiz oluyor.

Bu anlamda kendimi çok zengin hissediyorum. Bir dolu insanla tanışıp Roman kültürünü tanıtma, gerçek Roman hikayelerini anlatma şansımız oluyor. Farklılıklarımızdan çok benzerliklerimizi keşfediyoruz. Bunu son derece tatmin edici buluyorum.

 Belki bu soruyu en başta sormalıydım. KAL’ın Roma dilindeki anlamı nedir?

 KALO, KALE Roma dilinde bir sıfat ve “siyah” anlamına geliyor.Aslında gruba ille de Romani bir isim aramadım, daha çok Yunanca’yla ilişkili. Antik Yunanca’yla. KAL 12 yaşında bir çocuk ve bir nalburun yanında çırak. Gün geliyor ve ustasından daha iyi nalbur haline geliyor. Ustası onu bir tepeye çıkarıp oradan aşağı itiyor. Çırak 40 gün sonra yeniden hayata dönüyor. KAL daha çok “iyi, doğru yol” anlamına geliyor. İsim bu…

 Çok çok teşekkürler bu röportaj için. Umarım seni ve KAL’ı yeniden, belki, bir İstanbul konserinde görmek mümkün olur.

Bu röportaj Yeni Harman Dergisi’nin Eylül 2008 sayısında yayınlanmıştır.

www.galbeno.com                                                                                                                 Copyrights Filiz Elasu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s