Bu ülkenin büyük bir problemi var! Gerçek bir muhalefet yok!

Filiz Elasu, 10 yıldır İstanbul’da yaşayan Alman gazeteci ve Sümerolog Jan Keetman’la Yeni Harman için görüştü.

 İran seçimlerinden çok kısa bir süre önce İran’daydınız. Sizin izlenimleriniz nasıldı? Daha doğrusu bu sonucu tahmin ediyor muydunuz?

 – Mayısın başlangıcında seçim havası biraz serin oldu. Musavi’nin fikirleri Ahmadinecad’a göre biraz daha liberaldi ama bu yeterli değildi. Televizyon’daki tartışmalarla iklim çok değişti. Üstelik Musavi’nin eşi Zahra Rahnavard’ın kampanyaya katılması etkiliydi. Ahmadinecad’ın Zahra Rahnavard’a ağır suçlamasını çoğu İranlı kadın kendisine karşı bir hakaret olarak gördü. İlk anda zayıf bir muhalefet momentum kazandı. Aynı zamanda İslami rehber Hameney, ad kullanmadan ama buna rağmen çok açık Ahmadinecad’a destek verdi. Halkın Batı karşıtı bir lider seçmesi gerektiğini açık olarak söyledi. Böylece Musavi ve Karrubi’yi ister istemez rejim açısından Batı’nın yanında olan aday haline getirdi. Böyle bir kişinin kazanması veyahut büyük oy oranına ulaşması Hameney açısından bir felaket olacaktı. Kabul edilemezdi.

 İngiltere ve Amerika’da, özellikle Liberal görüşlü gazeteler, İran seçimlerine hile karıştırıldığı konusunda hemfikir gibi. Sizce bu mümkün mü? Ahmedinecad’ın popüleritesi nasıldı mesela? İran seçimlerine neden hile karıştırılsın? Musavi Mollalar için bir tehdit mi dersiniz?

 – Musavi kişi olarak Molla-Rejimi için bir tehdit oluşturmuyor. Hameney’in son yıllarda korktuğu şey bir “kadife devrimi”dir. Musavi’nin kendisi istemiyorsa da daha yumuşak bir iklimde meydana gelebilir. Bundan Hameney, Muhammed Hatami’nin cumhurbaşkanlığında da korktu ve bu riski yeniden istemiyor. Üstelik kapalı kapılar arkasında bir güç savaşı var. İran, İslam devriminden sonra doğru bir demokrasi olamadı ama tek kişi tarafından yönetilen bir diktatörlük de değildi. Bazı güçlü kişiler, gruplar var. Yani homojen bir devlet değil. Hameney bu güçler arasında biraz denge kurmanın iyi bir politika olduğunu düşündü. Şimdi fikrini değiştirdi yakobin Ahmadinecad’ı en iyi çözüm olarak görüyor.

Seçim hilesi mümkündür. İran’da seçim sırasında manipülasyon yapmak kolay ve bu defa daha kolaydı. Sorumlu İçişleri bakanlığı, Ahmadinecad’ın elinde olan bir kurum. Seçim sırasında Musavi, yardımcılarının seçimi denetlemesine izin verilmediğini iddia etti. Bu İran’ın yasalarına aykırı bir durum ve bu sözler hiçbir zaman yalanlanmadı. Üstelik gezici seçim istasyonları kullanıldı. Her İranlı her yerde, yani kendi mahalle veya kenti dışında oy verebilirdi. Böyle bir sistemde kontrol çok zor ve bu bence maksatlı yapıldı.

Hile yapıldığı takdirde bu Ahmadinecad’ın az oy aldığı anlamına gelmiyor. Sonucu güzelleştirmek veya garantilemek için de hile yapılabilir. Birkaç detaya bakarsak  çok ilginç şeyler görülebilir. Örneğin, Mehdi Karrubi 4 sene önce % 17’nin üstünde oy aldı. Bu sefer, binde  9, yani yirmi seçmenden 19’unu kaybetti. Mümkün tabii, ama çok inandırıcı değil. Mehdi Karrubi’nin seçim koordinatörü Ali Abtahi seçimden sonra dedi ki ‘Karrubi o kadar az oy aldı ki Karrubi’nin resmi seçim yardımcılarınınn sayısı dahi bundan daha fazla!’ Ali Abtahi az sonra tutuklandı.

 Sanırım İran’a ilk gidişiniz değil bu? Bir Batılı gazeteci olarak, elinizi kolunuzu sallayarak İran’a girebiliyor musunuz? Nedir resmi formaliteler, izlemeniz gereken kurallar? Bunlar haber almanızı veya haber kalitenizi nasıl etkiliyor?

 – Gazeteci vizesi almak en az bir ay sürüyor. Daha uzun da sürebilir veya hiç cevap gelmemesi mümkün. Sadece birkaç tercüman bürosuyla (son gezide iki oldu) çalışmamıza izin veriliyor. Bir defa, bir basın konferansı sırasında bir politikacının konuşmasının çevrilmesini istedim. Tercüman yapmadı. Buna rağmen, tekrar onunla çalışmak zorundaydım.

 BBC’den CNN’den gazetecileri görüyoruz Batılı TV kanallarında, gazetelerde yorumlarını okuyoruz. Sizce bu gazetecilerin çoğu Farsça biliyor mudur? Kimlerle konuşuyordur bu gazeteciler İran’da, yani haberlerini dayandırdıkları kaynaklar kimler olabilir? Bu kaynakların sizce İran halkını ve İran’da olanları tam olarak yansıttığı söylenebilir mi?

 – BBC gibi büyük medyaların daimi temsilciler var. Orada 30 sene çalışan bir gazeteci tabii ki Farsça biliyor. Üstelik, BBC için İran’lılar da çalışıyor. Diğer bazı batılı TV ve gazete de aşağı yukarı aynı durumda. Tabii gazeteci olarak her zaman, sadece birkaç kişi ile konuşabilirsin. Zaman varsa ve sadece bir tür “story” (hikaye) istemiyorsan, fazla çalışıyorsun, diğer grupları, diğer semtleri arıyorsun. Ama yine de sadece birkaç kişiyle konuşuyorsun. Halk tek bir şey değil. Böyle isteyen şöyle isteyen var. Bu genel fikirler dışında BBC’nin (CNN’e bakmadım) yayınladığı şeyler bana aşağı yukarı realistik geldi. Seçimden sonra ikinci haftadan itibaren BBC ve diğer yabancı gazeteciler çok ağır koşullar altında çalışmak zorundaydılar. Büroyu izinsiz bırakmak bile yasaktı. Bundan sonra haberler çok daha güvensiz oldu.

 Amerikalı ve Avrupalı liberallerin inanmak istediği gibi reform isteyen, liberalleşme taraftarı büyük bir kitle var mı İran’da? Sizce, Batı medyasında bu kadar abartılan, İnternet üzerinden haberleşen, meydanlarda gösteriler yapan, İpod kullanıp Rock’n Roll dinleyen tüm İran’lılar Batı liberalizminin güçlü destekçileri mi?

 – Abartıldığını nereden biliyorsun? Tabii, İran’da herkes, izin verilirse de “I love Amerika” ya da “I love the American way of life” demeyecek! Ama unutmamalıdır ki Hatami ikinci dönem için yaklasik % 80 oy almıştı. O zaman, Hatami’yi seçmek sadece bir araçtı, biraz daha özgür bir toplum ve kişisel hayat kazanmak iradesi.

 Tüm bu kargaşadan Ahmedinecad ve Hamaney nasıl etkilenecek dersiniz? Bu, Amerika ve AB’nin İran politikalarını nasıl etkiler? Tüm bu olaylar nasıl gelişebilir sizce? Bu coğrafya ve dolayısla Orta Doğu politikaları bu gelişmelerden sonra nasıl yönlenecektir?

 – Yıllardır Amerika ve Avrupa baskı ve havuç politikası kullanır. Baskı Washington patentli, havuç daha Avrupa patentli. Obama şimdilerde daha çok havuç üzerine düşüyor. Ama şimdiki rejimi, tekrar tam bir anti-Batı rejimi olarak görebiliriz. Demek istediğim kendisini Batı karşıtlığından besleyen bir rejim. Ne baskı ne havuç şimdi çok inandırıcı değil. Sonuç ne olursa olsun daha tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bunu Türkiye de hissedecek.

 Şimdi, biraz da Türkiye hakkında konuşalım. Uzun bir süredir Türkiye’de yaşayan, Türkçe bilen ve Avrupa gazetelerinde Türkiye hakkında yazılar yazan biri olarak Türkiye’nin son dönem uluslararası politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela, Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışı hakkında ne düşündünüz?

 Davos seçim kampanyasının bir parçasıydı. Tabii, bu rol Erdoğan’a çok uzak bir rol değildi. Erdoğan hep kendisini, yani öfkeli küçük burjuvayı oynuyor. Kendi değerlerini ve ailesini savunan, ezilen ama haksızlıkları yüksek sesle söyleyen, entellektüellerin ve diplomatların dili yerine imamın ve caddenin sözlerini kullanan  bir adam. O nedenle çok kişi düşünüyor ki “bu benim gibi, bizim gibidir”. Erdoğan’a o “bir dakikayı” vermemek onun için büyük bir şanstı. Kişisel düşüncem paneli yöneten kişi, Erdoğan bir dakika istediği zaman şöyle  bir cevap verebilirdi: “Sayın Başbakan, bu panelde iki kişi bir kişiye karşıydı, o nedenle İsrail’li meslektaşınıza biraz daha zaman verdim. Ama çok kısa bir şey söylemek istiyorsanız, buyrun sayın Başbakan:”

 Kavganın nedeni üzerine çok şey söylemek istemiyorum. Uzun bir konu. Bazı kişilere göre Davos Erdoğan’a ve Türkiye’ye uluslararası alanda zarar verdi. Ama biraz! Türkiye’nin dış politikası güçlü bir durumda. Davos nedeniyle, ne ABD, ne İsrail ilişkileri revize etmeyecek. Avrupa da öyle. Aslında Türkiye çok şey yapmadı. Ne ekonomik yaptırımlar koydu ne de askeri alanda ilişkileri azaldı. Böylece bir su bardağında bir kasırga koptu. Ama Erdoğan böyle devam ederse güvensiz bir kişi olarak görülecek ve Türkiye’nin dış politikasına zarar olacak.

 Yeni kabinede, Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığına atanması Batı basınında epey bir yankı buldu. Niçin dersiniz? AKP hükümetinin “Yeni Osmanlı” açılımı ve bu doğrultudaki stratejileri Avrupa Birliğini ve özellikle Fransa, Almanya gibi ülkeleri nasıl etkiler?

 – Davutoğlu önce de çok etkili bir kişiydi. Dışişleri bakanı olarak daha etkili olacak mı? Beklemek lazım. Avrupa “Yeni Osmanlılık”ı nasıl anlıyor ve aynı zamanda bunu Türkiye’nin nasıl hayata getireceğini şu anda bilmiyorum. Türkiye şimdi daha yaratıcı ve yapıcı dış politika uyguluyor. Bunu Avrupa, Fransa ve Almanya dahil, görüyor ve bundan bölgede fazla istikrar umuyor.

 Almanya ve Rusya’nın birbiri için son derece önemli ülkeler olduğunu biliyoruz. Alman ürünleri için Rusya büyük bir Pazar, Rusya için de Almanya ihtiyacı olan sermaye açısından vazgeçilmez bir kaynak. Bu iki ülkenin yakınlığı veya daha farklı alanlarda işbirliği mümkün mü? Bu, Amerika ve Türkiye dış politikaları, ve Türkiye’nin AB üyeliği açısından ne anlama geliyor sizce?

 -Almanya son yıllarda birkaç konuda Rusya’ya yakın durdu. Örneğin NATO’nun yayılmasına ve Bush’un roket şemsiyesine karşı oldu. ABD ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri bu politikayı sevmiyor. Sebep, güncel siyaset ve ekonomik düşünce yanında, genel bir his var ki Almanya batıda Fransa ile yaptığı gibi doğuda Rusya ile derin bir barış yapmak zorunda. Eski yaraları açmamak gerekiyor. Ama Almanya’nın ABD’den fazla uzaklaşıp Rusya’nın yanına gideceğine inanmıyorum. Bunun için şimdi bir sebep de yok, Obama Bush gibi tek başına agresif bir siyaset uygulamıyor. Üstelik Rusya problemsiz bir ülke değil. Çeçenya’ya bakınız, Rusya’nın iç politikasına bakınız, gaz monopollüğünü nasıl kullandığına bakınız.

 Bizdeki “derin devlet” söylemine aşina olsanız gerek! Krize rağmen dünyanın ekonomik anlamda en güçlü ülkelerinden biri olup askeri gücü olmayan (bol Amerikan üssü olan) bir ülke olarak Almanya’daki “derin devlet” nelerle uğraşıyor  sizce?

 -Bilmiyorum, şimdi Almanya’da böyle bir grup aktif mi? Soğuk savaş sırasında Almanya’da Türkiye’deki gibi bazı antikommünist çevreler kulislerde durdu. Bu ABD tarafından organize edildi ve eski Nazi personeli de kullanıldı. Bunun yanısıra Nazi organizasyonu “Fremde Heere Ost” (Doğuda Yabancı Ordular) kullanarak Batı Almanya’da Bundesnachrichtendienst (BND) kuruldu. Bu dünya çapında çalışan bir istihbarat örgütü. Örneğin Almanya savaşa karşı çok eleştirel olmasına rağmen, son Irak savaşı sırasında BND, Bagdad’tan ABD’lilere haberler gönderdi. Bunlar arasında Bağdat’ın savunma planı vardı. Aynı zamanda “Verfassungsschutz” (Anayasa Koruması) denilen bir iç istihbarat örgütü var. Bu örgütlerde resmi politikadan bağımsız bir planlama varsa yoksa bilmiyorum. Kesin bir hedef şimdi göremem.

 Türkiye Avrupa Birliği’nin ‘tam’ üyesi olmalı mı? Neden?

 -Bir Hristiyan kulüp içinde yaşamak istemiyorum. Türkiye dışarda kalıyorsa Hristyanlık Avrupa’nın tanımlaması haline gelebilir. Bence siyaset ve din ne kadar ayrılırsa o kadar iyi.

 Her ne kadar Türkiye’de yaşadığınız için biraz uzak kalsanız da, Avrupa’nın, en azından Almanca konuşan ülkelerin medyasını bilen biri olduğunuzu farz ediyorum. Bizim medyayı nasıl değerlendiriyorsunuz? “Bu sadece Türkiye’de olabilir” diyebileceğiniz, tesbit ettiğiniz, ilginç hatta garip bulduğunuz özellikler var mı? Açıkça söyleyebilirsiniz, ben kendimi gazeteci addetmediğim için üzerime alınmayacağım.

 -Türkiye’de çok iyi ve cesaretli gazeteciler var! Bir problem, kaynağın çok zaman verilmiyor olması. Bir siyasetçinin söylediği şey tırnak işaretleriyle veriliyor ama dediği sözler değil, bu gazeteci tarafından bir yorum gibi yansıyor. Zaman zaman da yanlış haber veriliyor. Örneğin, Türk Tarih Kurumu’nun o zamanki başkanı Yusuf Halacoğlu’nun Ermeni meselesi nedeniyle İsviçre tarafından, İnterpol aracılığıyla kırmızı bülten ile arandığı tamamen yanlış bir haberdi. Düzeltilmedi ve şimdi herkes tekrarlıyor.

 Merakla okuduğunuz bir gazete, yayın veya köşe yazarı var mı?

-Çok var.

 Eski Mezopotamya uygarlıklarının uzmanı olmak, dilini (Sümer) konuşabilmek nasıl bir duygu? Nasıl merak sardınız buna? Türkiye’de olmak, bu anlamda avantajlar sağlıyor mu? Mesela eski tabletleri, kalıntıları okuma, araştırma yapma imkanınız oluyor mu? Bu konuda çalışmalarınız var mı?

 -Sümer uygarlığı bizim uygarlığımızdan çok uzak. O nedenle ilginç buluyorum. Ne farklı ne aynı? Bazı şeyler her zaman aynı, her zaman aynı oldu ve aynı olacak diye düşünüyoruz. Bir Sümerolog bu konuda biraz test yapabilir. Sümer sadece uzak bir nokta değil. Özel bir durumda, çok eski olmasına rağmen bize çok enformasyon bırakmış bir uygarlık. Sümerce çivi yazısı ile 100 000’den fazla tablet bulundu. Bu tabletlerden büyük olan ve özellikle Sümerce edebiyat açısından zengin olan bir parça bugün Istanbul’da, Eski Şark Müzesinde duruyor. Sayın Asuman Dönmez’in izniyle geçen Kasım bazı tabletleri araştırabildim. Ama bu işler için az zamanım var. Gazetecilik yapıyorum ve ailem var, tabletler sonra geliyor.

 Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan ve bir Türk’le evli biri olarak, siz de artık bu ülkenin bir vatandaşı sayılırsınız, her ne kadar Alman yasaları dolasıyla Türkiye vatandaşlığınız resmiyet kazanamasa da! Özellikle AKP hükümeti döneminde gerçekleştirilen pek çok neo-liberal politikayı ve sonuçlarını takip ediyor olsanız gerek. Sizi meraklandıran, endişeye düşüren, “ne olacak bu ülkenin hali?” dedirten şeyler var mı?

 – Bu ülkenin büyük bir problemi var! Gerçek bir muhalefet yok! Muhalefetin ekonomik politikası yok, dış politikası yok, Avrupa politikası yok, modernleşme politikası yok, Kürt politikası yok, kentleşme politikası yok, demokratikleşme politikası yok. Hükümet seçimler arasında süreyi dört beş seneye uzatıyor ve bütçe kullanımında anayasaya açıkça aykırı şeyler yapabilir ama muhalefet farkında değil. Bir söz bile yok! O nedenle muhalefetin bu ülkeyi yönlendirebileceğine çok kişi inanmıyor. Zayıf bir muhalefetle AKP 100 yıl daha kalacak! Maalesef bu da bir problemdir.

 İstanbul’da yaşıyorsunuz, bir eş ve babasınız. Küfür eder misiniz bilmiyorum ama, sizi o kerteye getiren, sinir olduğunuz, hatta nefret ettiğiniz gündelik hayata dair neler var?

 – Belki bir gün daha fazla iç rahatlığı kazanacağım, her şey mümkün… Küfür etmiyorum ama beni sinirlendiren şeyler var. Örneğin, kuyrukta arkadan gelenlerin öne geçme çabaları veya arabaların yaya geçitlerini kapatması (onların avantajı çok küçük ama küçük çocuklarla veya çocuk arabasıyla nasıl geçebilirsin?). Bu küçük şeyler dışında insanlar yabancılara genelde nazik ve açık. Maalesef, bundan biraz, bir torbaya koymak ve Almanya’ya göndermek mümkün değil.

Bu röportaj Yeni Harman Dergisi’nin Temmuz 2009 sayısında yayınlanmıştır.

                                                                                                                                                   Copyrights Filiz Elasu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s