“Nowheristan” İmparatoru: Michel Elefteriades

Filiz Elasu, Arap Dünyası’nın ünlü simalarından Nowheristan İmparatoru Michel Elefteriades’le Yeni Harman için görüştü. Çok özel fotoğraflar eşliğinde, çok özel bir röportaj…

İktidar, bir “kıyafet balosundan” başka bir şey değil!

Siz Arap Dünyasının ünlü müzik prodüktörlerinden birisiniz, Dünya müzik çevrelerinde iyi tanınıyorsunuz, Elef Müzik Şirketinin kurucusu ve sahibisiniz, tüm bunların dışında kitaplarınız, şiirleriniz var, şarkı yazarısınız, ressamsınız, bölgenin önemli aktivist ve entellektüellerindensiniz, iş adamı, bir eş ve babasınız ve ayrıca Nowheristan’ın İmparatorusunuz, hem de sadece 39 yaşında, doğru mu?

Evet, 39.

Tüm bunları nasıl beceriyorsunuz?

15 yaşında başladım. Sanırım bazı şeylerde oldukça iyiyim, bilemiyorum… Örneğin, prodüktörlüğü iyi yapıyorum fakat, diğer şeylerde öyle değil! İyi bir prodüktörüm ama iyi eş değilim!Yani listedeki her şeyde eşitlik yok! Üstelik politika başımı çok belaya soktu… Bazı insanlar politikaya giriyor, yüksek mevkiler ediniyor! Benim politikaya giriş nedenimse ülkeden kaçmak zorunda kalmam, süikast teşebbüsleri, arkadaşlarımı kaybetmek gibi pek hoş olmayan tecrübeler…Zaten politikada kim başarılıysa, mutlaka bir kokuşmuş yanı vardır diye düşünüyorum! Hatta ne kadar kokuşmuşsanız o kadar yükselme şansınız var… Bu yüzden dünyayı değiştirmeye çalışıyorum. Benim için politikanın tek anlamı bu… Sistemin bir parçası olmak değil…

Dünyayı değiştirmek istiyorsunuz, bu sizin geçmişinizle, aile köklerinizle ne kadar ilintili? Rum kökenli Lübnan vatandaşısınız, kişiliğinizde ailenizin etkisi nasıl?

Kimse yaşadıklarından kaçamaz! Nasıl yetiştirildiğimiz, aile tarihimiz, çevremiz, çocukken yediğimiz yemek, dinlediğimiz müzik her zaman genlerimizde, bilinçaltımızda! Bundan kaçış yok… Ailemin üzerinde farklı etkenler var; aralarında en güçlü olanı sanırım Rum olmak, fakat, son derece Arap da aynı zamanda. Nihayetinde Lübnan’da yetiştirildim! Lübnan yemekleri yiyip diğer Lübnanlı çocuklarla Arapça konuşuyordum. Bu anlamda, kendimi iki kültürün ürünü olarak görüyorum. Hatta üç! Çünkü annem- babam, her ikisi de Fransa’da okumuş oldukları için, bizimle Fransızca konuşurdu. Biz bir Fransız okulunda okuduk… Arapça herhangi bir ders gibiydi orada… Matematik veya Kimya gibi..bir Arap ülkesinde olmamıza rağmen!

Bu durumda Türkiye’deki bazı kesimlerle aynı tecrübelere sahipsiniz, bugün üniversite öğrencisi olan kimi gençler arasında hayatında hiç Türkçe roman okumamış olanlar var. Ana okulundan başlayıp üniversite eğitimlerinin sonuna kadar özel Fransız, Amerikan, Alman okullarına gittiklerinden…

Evet, biliyorum. Çocukları Amerikan okullarına giden Türk arkadaşlarım var. Çocuklar o okullarda Amerikalı olduklarını düşünerek yetişiyorlar, hocaları Amerikalı olduğu için Amerikan aksanıyla konuşuyorlar, Amerikan yemekleri yiyor, Amerikan televizyonu seyredip, Amerikan gençleri gibi davranıyorlar.

İnsanın bir yerde olup orada, bir baloncuk içinde yaşaması çok yazık! Aslında, USA’de yaşamak isteyenler oraya gitmeli! Bu, Lübnan için de geçerli… O kadar çok insanın aklı başka yerde ki! Böyleleri her zaman şikayet durumlarında, ülkenin mentalitesinden hiç bir zaman mutlu değiller… Başka bir ülkenin mentalitesiyle yetiştirilirsen tabii ki bulunduğun ülkeninkiyle uyum içinde olamazsın!

Peki, biraz Nowheristan’dan bahsedelim! İmparator olmak nasıl bir şey? Size, yoksa, “Sayın Majesteleri” ya da “Ekselans” diye mi hitab etmem gerekiyor?

Bir keresinde BBC benimle röportaj yapmak istedi, o zaman gazeteciyi bana “İmparator Hazretleri” diye hitab etmeye zorladım, ancak bunu her zaman yapmıyorum! Duruma ve gazeteciye göre değişiyor… Genelde bir imparator gibi giyiniyorum, kıyafetlerim özel olarak dikiliyor. Mesela, eski bir Osmanlı kaftanı satın aldım, tüm nakışlarını çıkartıp yeniden yaptırdım, yeni işlemeler koydurdum. Bazı kostümlerimi özel olarak Hindistan’da yaptırıyorum. Makam arabam var; tamamiyle benim için kocaman, siyah bir limuzin, kraliyet arabası haline dönüştürüldü. Çok büyük, mat siyah, özel ahşap ve pirinçle dekore edilmiş muhteşem bir araba.

Her zaman kullanıyor musunuz?

Büyükelçiliklere, başkanlık saraylarına davet edildiğim zaman. Nowheristan’a ait bir bayrağımız var, yolu açmak için özel motorsikletli bir korumanın eşliğinde gidiyoruz.

Bu, bir tür performans mı sizin için? Rolünüzün bir parçası mı?

Hayır, sadece, bu davranışımım, İngiltere Kraliçesi’nin kraliçe olduğuna inanmasından daha “absürd” olmadığını düşünüyorum! Hatta, İsveç Kraliyet ailesi dahi, Napolyo’nun askerlerinden olup bir sabah uyandığında kendini İsveç Kralı ilan eden birinden geliyor…Demek istediğim, iktidar bir tür “kıyafet balosundan” başka bir şey değil, bir tiyatro! İnsanlar devlet başkanı olduklarını söyledikleri için devlet başkanı olduklarını düşünüyorlar; devlet başkanı olduklarını söylüyorlar; çünkü bir cumhuriyet kurulmuş, o cumhuriyet kurulduğu zaman onun başı olmuşlar…

Ben de ülke yaratmış durumdayım, 62 bin vatandaşım var ve hepsi de İmparatorları olduğumu düşünüyor, o halde imparatorum! Bir bayrağım var, anayasam var, halkım var, herşeyim var! Monoko Prensi Albert’ten, Liechtenstein Prensinden daha fazla sayıda tebaam var.

Varolan iktidar ilişkilerini reddeden bir tür sorgulama mı sizinki?

Hayır, ben onların hepsini yutmak istiyorum! Uzun vadede hepsini yutmak! Nowheristan tüm diğer ülkeleri yiyip yutacak bir ülke, çünkü onların vatandaşlarını ellerinden alıyorum. Mesela Türkiye’de 3000 Nowheristan vatandaşı var, bir dolu Nowheristanlı.

İçlerinde tanıdıklarımız var mı?

Hayır, çok ünlü değiller! Sadece, burada, İstanbul’da yaşayan bir Lübnanlı çok ünlü, Fadi Nahas. Tüm dünyada ‘muz kralı’ olarak tanınıyor, dünyanın en büyük muz tüccarlarından.

Sınırlarınız yok, öyle mi?

Hayır, sınırlarımız yok, çünkü tüm gezegen bizim! İlk basamak Nowheristan (Hiçbiryeristan), sonra Everywheristan (Heryeristan) olacak. Ben Nowheristan’ı ilk kurduğumda hiç bir yerdeydi ve tek kişiden oluşuyordu. Şimdi ise devamlı büyüyor ve 10, 20 yıl sonra her yerde olacak. Bir ülkede Nowheristan vatandaşları büyük bir yüzdeye ulaştığında, oradaki hükümeti düşürmek için sivil itaatsizliğe çağıracağım onları. Mesela, Fransa’da, Fransız halkının yüzde 30-35’i Nowheristanlı olduğunda Fransız hükümetini düşürüp, Fransa’yı ele geçireceğiz.

Şimdiye kadar insanlığa ‘doğru’ diye yutturulmuş pek çok şey aslında doğrudan birer “sapma”! Sınırlara ihtiyacımız yok, artık geçersizler…Milli gelire, GDP’lere ihtiyacımız yok. Ekonomi küreselleşmeli ve her yerdeki zenginlik, Nowheristan zenginliği olmalı! Yani, iyi bir doktor her yerde aynı parayı kazanmalı, Narobi’de, Newyork’da ve Çin’de, heryerde…Şu an, İsviçreli bir aptal, Somalili bir dahi’den çok daha iyi yaşıyor. Somali’deki dahinin okuma imkanı, parası yokken, geçinebilmek için sokakları ve tuvaletleri temizlemek zorundayken, İsviçreli aptal zorla okutularak son derece iyi bir hayat sürebiliyor.

Şimdiye kadar sivil itaatsizlik için çağrı yaptınız mı?

Hayır, çünkü henüz sırası değil. Sadece Lübnan’da halka vergi ödememeleri için çağrıda bulundum çünkü kamu borçları dayanılmaz ölçüde ve Lübnan bankalarıyla büyük sorunlar yaşıyoruz. Beni tutuklamak istediler, Başbakan televizyona çıkıp benim kaçığın teki olduğumu ve halka beni dinlememelerini söyledi.

Nowheristan halkı sizi Lübnan’da dinliyor mu?

Tüm Lübnan halkı beni dinler! Hatta benimle hemfikir olmayanlar dahi dinler, bana kulak verirler. Çünkü Lübnan’da kim olduğumu, şimdiye kadar neler yapmış olduğumu, beni kimsenin ve hiç bir şeyin satın alamayacağını, sadece konuşan değil, ayakları da yere basan biri olduğumu biliyorlar. Herkesin bana saygısı var.

15 yaşında aktif politik hayata atıldınız, Lübnan iç savaşına “aşırı sol bir örgüt” lideri olarak katıldınız? Ne tür bir “aşırı” lıktı bu?

Benim için “aşırı” değil ama, bazıları yaptıklarıma katılmıyor… sadece benim yazmadığım nitelemelerden biri. Aşırıydık çünkü komünizm ve anarşizm arasında bir yerdeydik, çünkü silahımız vardı, savaşıyorduk, savaş sırasıydı. Öyle gösterilere gidip bayrak yakmak gibi birşey değil yani…

Silahınız var mıydı? Kullandınız mı?

Evet, vardı. 1500 kişilik bir örgüttü ve çatışmalarda en baş saflardaydım. Savaş zamanında öyle evde oturup emirler veremezsiniz, kimse sizi ciddiye almaz, diğerleriyle mevzide olmanız gerek.

Çok ölen oldu mu, siz kimseyi öldürdünüz mü?

Kimse savaşa kedilere ateş etmek için gitmez, tabii ki insanlara ateş ediyorsunuz! İnsanlar sanıyorki birini vurmak ya da savaşa katılmak için canavar olmak gerek.

Bence herkes, birgün, kendini bir savaş alanında bulabilir, ateş edebilir veya öldürebilir! Fark, ahlaklı biriyle, ahlaksız arasında…Ahlaklı kişi sadece silahı olan birine ateş eder ya da savaş alanında saldırır, diğerleri ise sivillere saldırır, katliamlar yapar, insanları uyurken, silahsızken öldürür. Kendini savunmak için öldürmekten, ırzına geçerek öldürmek, kadın ve çocukları öldürmeye kadar bir dolu çeşit var…Savaşa katılanların hepsini aynı kefeye koyamazsınız; bunların kimisi insani değerleri savunan kahramanlar, kimisi ise öldürmekten zevk alan paralı askerler, orospu çocukları…

Barış zamanı “Ben pasifistim” demek kolaydır! Bazıları “Ben silahlara karşıyım, ben şiddete karşıyım!” der ama birileri senin evine saldırıyorsa, evinde en sevdiklerin, yakınların varsa ve sen bu kişilere karşı koymayıp “Ben şiddete karşıyım!” diyorsan, sen “aptal” ve “korkaksın” demektir!

Peki bu durumda, terörist olarak nitelenen gruplar için ne diyeceksiniz, özellikle 70-80’lerde kimi gruplar devrim adına, kimi ezilen halklar adına eline silah aldı, ya da gerilla savaşı başlattı?

Durumdan duruma değişir, hepsini aynı etiket altına koyamayız. Kocasına ihanet eden her kadın orospu mu? Hayır, duruma göre değişir. Fransız direnişçiler, Güney Amerikalı yerli gruplar… onların hakkı var diye düşünüyorum ama Bask için aynı şeyi söyleyemem…İspanya’da bomba patlatıp sivilleri öldürmek ya da buradaki Kürt grubun yaptığı…Hayır, bunun doğru olduğunu düşünmüyorum!

Farzedelim kafayı bozdunuz ve olmadık işler yapıyorsunuz! Nowheristan halkı size karşı silaha sarılsa ne yaparsınız?

Nowheristan’da imparatorun hiç bir rolü yok, sadece halkı aydınlatmak…İktidar, hiç bir zaman tek bir kişinin tekelinde olmamalı. Nowheristan’ı yönetecek olanlar yaşlılardan oluşan 600 kişilik 2 senato, biri dünyanın bir ucunda diğeri öbüründe. 60 yaş üstü dünyanın en müthiş beyinlerinden, en iyi doktorlardan, mühendislerden, mimarlardan, felsefecilerden, tarihçilerden kurulu bir senato. Kararları onlar alacak, görevlerinde 4 sene kalacak ve imparatorları dahi hapse gönderebilecekler.

Bilim-kurgu filmleri gibi biraz!

Aslında hayatın kendisi bilim-kurgu. Bizim şimdi yaşadıklarımız 100 sene önce yaşmış olanlar için bilim-kurguydu! Zaten Einstein, ‘Eğer bir fikir kulağa en başta absürd gelmiyorsa, ondan hayır gelmez!’ der. Bu, bütün absürd fikirlerin iyi olduğu anlamına gelmez tabii!

Sanırım, eski Yunan filozoflarından Plato da, ülkeyi yönetecek olanların ancak uzun bir eğitimden sonra 50’li yaşlarda bu göreve hazır hale gelebileceğini söylüyordu.

Kesinlikle…gençlik çok tehlikeli! İnsan kendini bir şey sanıyor gençken. 39 yaşındayım ama kafamın içi 60 gibi. Yaşlı bir adam gibi yorgunum. 15 yaşımda evden ayrıldım, savaş gördüm, 15 yaşındayken insanlar gözlerimin önünde öldü. En ön saflardaydım, insan doğasının ne kadar zalimleşebileceğini gördüm, aynı lokmayı paylaştığın insanların seni para için nasıl satabileceğini, para için insanların arkadaşlarını ihbar edip ölümlerine sebep olabileceğine… İnsan doğasının nasıl iğrenç olabileceğini gördüm!

Çok kötümser değil mi?

Göstermemeye çalışıyorum ama düşündüğünden daha fazla…

Umarım bir gün değişir!

Kötümserim ama büyük hayranlık duyduklarım da var. İnsan doğası çok elastik! Sorun, bu elastikliğin daha çok aşağı doğru olmasında. Ancak bazen, Nietzche’nin ‘Üstinsan’ı gibi mükemmel insanlar da gördüm, özellikle savaş sırasında. İnsanlık, inanılmaz müthiş şeyler yapabilecek kapasitede, ama her bir milyon davranış içersinde sadece küçük bir tanesi aydınlatıcı! Daha çok olmalı.

Lübnan’daki siyasi gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Hizbullah, Koalisyon hükümeti, dış güçler, Suriye, İsrail?

İsrail, tarihi bir hatadır, bir ülke değil tarihi bir hata! İsrail, Avrupalıların kendi vicdan azaplarını Araplara ödetmelerinden başka bir şey değildir! Avrupalılar, suçluluk duygularını, İkinci Dünya Savaşı sırasında olanları, kendi ceplerinden ödeme becerisinde olmadıklarından, hatalarının faturasını, Filistin kanı ve Arap dünyasının ıstırabıyla ödemekteler…

Nasıl bir savaşçıyla haydutu aynı etiket altında değerlendiriyorlar, İslamcılık da öyle bir etiket! Fakat, biz İslamcılardan korkmamalıyız!Tüm İslamcılar Bin Laden değil, Bin Laden aptalın teki! Ama Arap dünyasında bir dolu harika İslamcı var. Bu insanlar bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorlar, Amerikan politikalarını uygulamaya çalışmıyorlar, maşa değiller, yoz değiller, rüşvetçi değiller… Onlardan korkmamalıyız, arkadaş olmalı, anlatmaya çalışmalıyız. Ben bunu yapıyorum. Bana çok yakın Hizbullah yanlısı insanlar, arkadaşlarım var. “Ben sizin karınızı bikini giymeye zorlamıyorum, sizde, benim karım bikini giymek isterse karışmayın!” diyorum. Hizbullah’ın yaklaşımı da bu, ve sanırım bu yüzden Lübnan’daki Hristiyan nüfusun yarısı onları destekliyor, oy veriyor. Bu, büyük bir gösterge.

Sanırım Arap dünyasının problemi, başka bir alternatifin olmaması, bu yüzden de pekçok genç, hatta en parlak gençler İslamcılara gidiyor. Geri zekalı Amerikan televizyonunu seyredip Amerikalı olmayı hayal etmek ve hamburger yemekle, Arap eğlence programlarını seyredip silikonlu kızları izlemek, şu ya da bu Şeyhin yanında Dubai’de çalışma hayalleri kurmak dışında, üçüncü bir alternatif yok! Bu yüzden de en ilginç, en parlak insanlar İslamcı oluyor.

Türkiye’nin AKP Hükümeti hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence harikalar, yaptıkları çok iyiydi!

Hangisi? Neyi kastediyorsunuz?

Bu, politika değişimini. Türkiye bugün bir kaç yıl öncesine göre çok daha güçlü bir ülke! Tüm Arap liderleri Amerikalıların önünde dalkavukluk ederken, Türkiye bugün Arap dünyasında bir kurtarıcı gibi görülüyor. Başbakanınızın Davos’ta yaptığı Araplar için çok büyük bir şeydi!

Kimisi bunun tamamiyle bir şov olduğunu, bu coğrafyada yükselen Amerika karşıtlığı dolayısıyla, Türkiye’nin Amerika’nın çıkarları doğrultusunda bu rolü üstlendiğini söylüyor.

Ben insanları genelde, gelecek planları yerine, CV’lerine bakarak yargılarım. Bence temiz bir geçmişleri var. Her gün ne yaptıklarını takip etmiyorum ama, son yıllarda neler gerçekleştirdiklerine bakıyorum. Mesela, Ermenistan’la olan gelişmeler, Avrupa’yla olan durum! İnsanlar kendi kültüründen, kim olduklarından utanmıyor! “Biz müslümanız ama aslında değiliz, Doğuluyuz ama Avrupalıyız!” şizofrenisini yaşamıyor artık! Bence bu harika!

Bu durumda, Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni rolünü olumlu buluyorsunuz?

Herkes farketti ve bence çok açık! Mesela, ben şimdiye kadar Lübnan’a gönderilen en az 5 Türk Büyükelçisini tanıdım ama Lübnan’ın yeni Türk elçisini görmelisiniz! Kesinlikle ağır siklet! Şimdiye kadar gönderilenler sadece yer doldurmak içindi sanırım ve iyiler Amerika, Fransa, İngiltere gibi ülkelere gönderilirdi. Şimdi ise, bu coğrafyada bir şey yapabilmek için Suriye’ye, İran’a, Ermenistan’a bakmaları gerektiğini, sadece Amerika, İngiltere ve Almanya’yla bu işin yürümeyeceğini anladılar diye düşünüyorum. Mesela, dediğim bu yeni büyükelçi, Arapça, Farsça konuşuyor, rolünün farkında, toplantılar, görüşmeler yapıyor.

Daha önce Lübnan, Amerikalıların, İsrail yanlılarının ve Süriye’nin kararına bırakılmıştı. Şimdi, Türkiye girdi işin içine ve son derece iyi oldu. Unutmayın, Osmanlı diplomasisi, dünyanın en iyi diplomasisiydi, hoşunuza gitsin ya da gitmesin! Hatta Mustafa Kemal size “Osmanlı bitti, Osmanlı’yı çıkar at” demiş de olsa, bilinçaltınızdan çıkarıp atamazsınız, o hala sizin kültürünüzde, sizin teknik bilginizde, dilinizde, her yerde…Hala bir rol oynayabilir ve biz bir rol oynamasını istiyoruz! Hatta, bir zamanlar işgal altında yaşamış insanlar dahi, yeniden, en azından küçük bir rol oynamasını istiyor. Çünkü, Amerikalılar kadar hasar kimse veremez! Amerikalılar bir yerde bir rol üstlendiğinde, Bağdat’ı, Afganistan’ı, Lübnan ve İsrail’i yaratıyorlar! Çünkü bilmiyorlar, mentaliteyi anlayamazlar. Bu coğrafyanın mentalitesini Araplar dışında Türkler kadar kimse iyi anlayamaz!

Araplarla Amerikalılar arasındaki fark, Marslılarla Dünyalılarınki gibi.  Irak ve Afganistan’da bir şey başlattılar ama kontrol edemiyorlar. Bugün Taliban eskisinden daha güçlü, tüm sistemi mahvettiler! Şu an, Pakistan gibi nükleer gücü olan bir ülkede, Pakistan ordusu Taliban’a dönüşmeye başladı. Osmanlı, böyle bir şeyi asla yapmazdı!

Lübnan’da politik hayat iç savaş tecrübesinden nasıl etkileniyor? Tüm partilerin kökeni savaş sırasındaki örgütlere dayanıyor, bu onların yapısını, genel tavrını etkilemiyor mu?

Lübnan farklı toplumlar tarafından kurulmuş bir ülke. Bu toplumlar, katliamlardan, yıllardır Orta Doğu’da onlara uygulanmış olan eziyetlerlen kaçmak için bu dağlara gelip saklandılar: Ermeniler, Rumlar, Kaldeniler, Süryaniler, Dürziler, Şiiler… Onların, normal bir ülkedeki gibi, cumhurbaşkanını oylamayla seçmesini bekleyemezsiniz. Cumhurbaşkanının Maroni Hristiyan, başbakanın Sunni, meclis başkanının Şii olduğu böyle bir oyun yaratıyorsunuz işte! Aslında tüm bu toplumların dışarda bir patronu olmasa, pekala işleyebilir sistem ama maalesef öyle değil! Kimisi İran için çalışıyor, kimi İsrail için, kimi Suriye için…

Tüm politik partilerin etnik ya da dini köken üzerine kurulu olduğu bir sistemde, bunların hiçbiriyle kendini tanımlamayan seçmen ne yapıyor?

Ben, kendini hiç bir şey üzerinden tanımlamayanlardanım! Önümüzdeki seçimlerde Nowheristan listesi çıkaracağım, kimin hangi toplumdan, hangi dinden olduğu bilinmeyecek. Bunlar aşılmış olacak.

Lübnan, jeopolitik olarak önemli bir ülke. Mesala, Suriye veya İran’a karşı Amerika herhangi bir şeye girişmeye kalksa, Lübnan’da olması gerekiyor!

Lübnan’ın bir deneme çiftliği, bir labaratuvar olduğunu hepsi biliyor. Yani, küçük ölçekte, vitro denemeler yapılıp, kim güçlü kim güçsüz, kim Batı için iyi, keşfedebiliyor.

Eğer durum böyleyse, ülkeye gelen gidenin haddi hesabı olmayıp, her taraf ajanla kaynıyor olsa gerek!

Öyle! Çoğu zaman…hepsi orada. Herkes tarafından gönderilen bir dolu insan var… devlet dairelerinden, CIA’den. Hepsiyle görüşmeler yapıyorum.

Kimlerle?

Aklına kim gelirse, her taraftan gönderilmiş insanlarla: Ruslar, Amerikalılar, İranlılar… hepsi benim Salon’a gelir!

Nasıl bir Salon?

Adı Ütopya. Aşağı Beyrut’ta. Özel bir buluşma yeri. Benim salonum! Halka açık değil, davetli olmanız gerekiyor. Orada büyükelçilerden tutun, başbakanlara, eski devlet başkanlarına kadar, yurtdışından Lübnan’a gelen tüm önemli kişileri, ağırlıyorum.

Bir tür arabuluculuk mu yapıyorsunuz?

Bazen anlaşmalar, pazarlıklar yapılıyor, bazen toplantı odasının dışına çıkmamı istiyorlar benden… hepsi benim orada oluyor…Bazen bir şeyde anlaşamadıklarında ya da daha önce söylenmiş bir şeyi hatırlatmak istediklerinde “Michel’e sor” diyorlar. İlginç toplantılar…Dünya’nın nasıl yönetildiğini görüyorsunuz, kararların nasıl alındığını…

Mesela şu an, Lübnan’daki Ermeni toplumunu ikna etmek için küçük bir rolüm var sanırım! 80 yıl önce olanları nasıl geride bırakabileceğimize dair… Bence, insanların artık anlaması gerekiyor; 2010 yılında, 80 yıl önce olanlara bakarak, şimdi kim iyi, kim kötü diye karar veremeyiz. Savaş zamanı, suç her kesim tarafından işleniyor. Benim de tüm ailem öldürüldü. Aziz Chrysostomos Kalafates, İzmir Metropol Patriği benim büyük amcalarımdan, dedemin amcası…Ama ben o zaman olanlar için, 2010 yılında yaşayan genç Türkleri suçlamıyorum. O zamanı yaşamış insanların hepsi şimdi ölü ve gerçek, ailelerimizin bize anlattığı gibi değil! Benim dedem “Türkler geldi ve bizi öldürdü” derdi. Hayır, böyle olduğunu sanmıyorum. Ermeni arkadaşlarımın dedelerinin fotoğraflarını görüyorum, hepsinin elinde tüfekler! Bu tüfekler avlanmak için değil, Türklere ateş etmek için kullanılıyordu! Bir ülkede yaşayıp orayı ele geçirme hayalleri kuramazsınız, orayı alıp Çar’a ya da Fransızlara veremezsiniz!

Biraz da ünlü Beyrut gecelerinden bahsedelim! Siz Beyrut’un en ünlü gece klüplerinden birinin, Müzik Hall’ün sahibisiniz. Neler oluyor orada?

Müzik Hall’ün dünyada eşi olmayan bir konsepti var; her gece 13-14 grup çıkıyor, aralarda DJ’ler var, her grup 2-3 parça çalıyor arada DJ, yani hiç durmaksızın canlı müzik var.

Beyrut gece hayatı çok ünlü? Niçin? Ne tür çılgınlıklar var?

Doğrusu ben o tür yerlere gitmiyorum. Kendi gece klübüm var ve oradayım, o da son derece düzgün bir yer! Bu imaj, daha çok, Lübnan’ın Arap ülkeleri içersinde tek rahat ülke olmasından kaynaklanıyor. Yoksa Ibıza kadar çılgın bir yer değil, muhtemelen İstanbul’dan bir farkı yok!

VIP odanız var mı, kimler geliyor?

Hayır yok, herkes gelebilir. Son derece pahalı ve nezih bir yer, her yerden bir dolu ünlü insan geliyor. Mesela geçen yılbaşı, karısıyla birlikte Sting geldi. Ünlü sanatçılar, artistler, örneğin Cahtrene Deneuve gibi kişiler geliyor. Tatillerinde geliyor, bir-iki gece kalıp gidiyorlar. Dünyanın en iyi klüpleri listesinde… CNN gibi pek çok televizyon kanalı gelip klüp hakkında röportaj yaptı. Bu sene ünlü İtalyan Rock yıldızı Zuchero gelebilir.

Plak şirketinizde Tony Hanna, Jose Fernandez, Chehade Brothers, Demis Roussos gibi dünyanın her yerinden müzik grubu ve sanatçı var. Tercih ettiğiniz bir müzik türü var mı ve Türkiyeli müzisyenlerle çalışmak gibi bir projeniz var mı?

Benim için sadece iyi müzik var! İyi müzik de zaten her yerde. Her tarzın, her medeniyetin, her müzik akımının içinde iyisi var, bunun sınırları yok. Daha önce Türk müzisyen, klarinet virtüözü Selim Sesler’le bir projemiz vardı, konserlerimiz oldu, son derece iyiydi.

Klubünüzü çok Türk ziyaret ediyor mu?

Bazı gelenler var… Cem Boyner, Eczacıbaşı gibi.

Daha başka?

(Michel Elefteriades elindeki telefonun tuşlarına basıp bana uzatıyor!)

Ben pek bilmiyorum, ama, Fadi (Nahas) bilebilir!

(Telefonu kulağıma götürüyorum, karşıdaki ses hızla, aksanlı bir İngilizceyle, gülerek konuşuyor. Anlamak zor. Aynı soruyu tekrarlıyorum.

Mehmet Ali Babaoğlu, Ömer Karacan anlayabildiğim bazı isimler, bir de “Alem’cilerin (Alem Magazin) hepsi geliyor” diyor Fadi Nahas. “Nuray Mert’ı tanıyor musunuz? Türk akademisyeni, köşe yazarı. Beyrut hakkında bir ara köşesinde epey yazdı” diyorum, Fadi Nahas gülüyor “Ben akademisyen filan tanımıyorum, sadece silikonluları biliyorum” diyor. Telefonu, geri Michel Elefteriades’e uzatıyorum.)

Copyrights@ F’iliz Elasu

Bu röportaj Yeni Harman Dergisi’nin Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s