Anne-Babaların İşi Zor!

Gün geçmiyorki basında yeni bir araştırma, yeni bir makale, televizyonda yeni bir program anne babaların yüreğine korku dolu şok dalgaları göndermesin; eğitimcileri, politikacıları kara kara düşündürtüp, yeni düzenlemeler, açıklamalar yapmak zorunda bırakmasın! İngiltere devamlı sarsılıyor. Çocuklarla, gençlerle, onların sağlığından tutun, eğitimine, geleceğine dair haberlerle habire şoka uğruyor… Neler oluyor?..Nedir bu panik?

Son birkaç yıldır çocukların eğitimi, okulların sorunları, belediyelerin çocuk ve ailelere dair hizmetleri ve bu alandaki çalışmalar medyanın ana konularından biri iken, özellikle geçtiğimiz aylarda ilgi, çocuklarda görülen obezite (aşırı şişmanlık) oranlarına ve akıl sağlığıyla ilgili meselelere kaymış durumda. “Daha önce bu konuda herhangi bir çalışma yok muydu? Neden şimdi bu ani ilgi?”diyeceksiniz. Tabii vardı ama belki de sonuçlar bu yoğunlukta ve alarm verici düzeyde değildi. Üstelik bilirsiniz, belki çoğumuz için geçerli olan bir saptama, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” misali bizi etkilemeyen meselelere göz ve kulaklarımızı kapamakta pek üstümüze yoktur. Ancak son zamanlarda, durum değişmeye başladı. Bir örnek; İngiltere’ye ilk geldiğim yıllarda (nerdeyse onbeş sene önce), İngilizlerin fiziklerine, inceliklerine bakıp gıpta etmiş, kendimizi de ulus olarak onlara nazaran biraz şişman olarak değerlendirmiştim. Bu tür genellemelerin doğruluğu her ne kadar şaibeli ise de yaşadıklarımıza ve çevremize bakarak yorumlar yapmak, fikir yürütmek ya da kanaat sahibi olmak diyeyim, çok doğal bir edim. Ve işin ilginci, şimdi bunun tam tersini düşünüyor olmam. Her Türkiye’ye geldiğimde de bu kanaatim biraz daha güçleniyor. Kesinlikle, ulus olarak, hem yapımızın gereği hem de beslenme alışkanlıklarımızdan dolayı daha inceyiz. Evet, nerden nereye diyeceksiniz, ancak bunun, önümüzdeki yıllarda değişmeyeceğine dair bir garanti de yok elimizde…

Düşünebiliyor musunuz, en son araştırmalara göre, İngiltere’de her üç çocuktan biri obez yani aşırı şişman. Dahası, 11 ile 15 yaş arası erkek çocuklarda aşırı şişmanlık son 10 yılda yüzde14’den yüzde 24’e çıkmış. Kız çocuklarında ise bu rakam yüzde 15’den yüzde 26’lara çıkmış durumda. Boşuna değil, İngiliz kanallarında hemen hergün nasıl daha sağlıklı olunacağına, nasıl beslenileceğine dair programlar, okulların daha kaliteli, daha sağlıklı yemekler sunması için kampanyalar görüyoruz. Hükümetin okulları hedef alan, aileleri daha iyi beslenme konusunda bilgilendirmeye yönelik programlara öncelik vermesi nedensiz değil tabii ki. Size kendi öğretmenlik tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki durum gerçekten çok ciddi. Şimdiye kadar çalışmış olduğum okul kantinlerinin hiçbirinde patates kızartması, pizza, burger gibi abur cubur denebilecek şişmanlatıcı yiyecekler dışında yemek gördüğümü ben hatırlamıyorum. Bırakın bunları, okula sabah kahvaltısı olarak coca-cola, çukulata, patates kızartması gibi şeyler getiren çocuklar karşısında uzun bir zaman şok olup kendime gelemediğimi çok iyi hatırlarım.

Evet, İngiliz Hükümetinin işi zor olacak gibi geliyor bana. Çocukların, yani gelecek nesillerin beslenme alışkanlıklarını, bedensel ve zihinsel sağlıklarını düşünüp buna göre önlemler almak kolay iş değil. Bu, sadece çocukların değil ama tüm bir ulusun eğitimini, yaşam şeklini, hayat standartlarını, yemekten-içmekten tutun, nasıl oturup kalktıklarını, boş zamanlarında ne yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını, nasıl düşünüp, yaşadıklarını gözden geçirmeyi içeriyor. Ve tabii ki tüm bunlara katkıda bulunan öğeleri, sosyo-ekonomik olguları, politikaları, tüm bir kültürü de sorgulamayı gerektiriyor.

Bakın size başka bir örnek vereyim. Bir kaç ay önce Britanya Tıp Organizasyonu (British Medical Association) bir rapor yayınladı ve ülkedeki tüm akademisyenler şoka uğradı. Bu tıp kurumunun araştırmasına göre, İngiltere’de 5 ile 16 yaş arası çocuklarda akıl hastalıkları yıllardır neredeyse düzenli bir şekilde artmakta ve bugün neredeyse % 9.6 kadar çocuk (yani her 10 çocuktan biri) ağır psikolojik sorunlar yaşamakta. Bu bahsettiğimiz sorunlar öyle sıradan, hafif şeyler değil, bu çocukların günübirlik yaşamlarını etkileyecek kadar ciddi psikolojik bunalımlardan bahsediyoruz. Akademisyenlerin şok olmasındaki en büyük etken, bu bulguların ülkenin refah düzeyiyle çatışmasıydı. Yani nasıl oluyor da ülkenin ekonomisi büyürken, enflasyon ve işsizlik son derece düşük seviyelerde yol alırken ve ona keza, insanların can güvenliğini tehlikeye sokacak öyle büyük bir sorun yokken, 18 yaş altı, 1 milyondan fazla çocuk böyle ciddi psikolojik sorunlar yaşayabiliyor?

Kimi uzmanlara göre, “değişen aile yapısı” etkenlerden biri. “Eh bunu anlamak için uzman olmak gerekmiyor!” diyebilirsiniz. Bence haklı da olursunuz! Türkiye’de çocuğunuzun gördüğü ilgiyi, tanıştıği aile fertlerini, kaynaştıği tüm bir sülaleyi düşünün; amcalar, teyzeler, dayılar, kuzenler, kuzen çocukları, yeğenler, nine-dede… daha sayamadığım yedi göbek. Ve tabii ki tüm bu aile fertleri çocuk üzerinde etkili olabilecek ya da örnek olup, yol gösterebilecek insan sayısının artması anlamına geliyor. İngiltere’de ise, maalesef çocukların çoğu çekirdek ailelerde, belki bir-iki akrabayla sosyalleşerek (şanslı iseler), pek çoğu ise, sadece bir anneyle veya babayla, ya da üvey anne, baba, kardeşlerin olduğu kırılmış ailelerde büyümekte. ( Ülkemizde de boşanma istatistikleri son yıllarda epey bir artışın olduğunu göstermekte ancak, durumun burası kadar vahim boyutlarda olmadığı açık.)

Bir başka teoriye göre, çocuklarda artan akıl hastalıkları ekonomik koşulların düzelmesiyle ilintili. “Durun bir dakika, bunun tam tersi olması gerekmiyor mu?” diyebilirsiniz! Yani o hep duyduğumuz ve kimimizin klişe diye nitelendirdiği “Para mutluluk getirmez” deyişi doğru mu şimdi? Durum onu gösteriyor, değil mi? Evet, gelişmiş ülkelerde (istatistiklere göre) insanlar daha büyük evlerde yaşıyorlar ama, yalnızlar! Büyük, pahalı yeni arabalar kullanıyorlar ama, bol bol egzos dumanı soluyor, trafik stresi yaşayıp, daha sonra da stres atıp zinde kalabilmek için spor merkezlerine tonla para yatırıyorlar. Bol bol alış-veriş yapıyor, ‘iyi tüketici’ oluyorlar ama bunun bedelini doğayı kirleterek, bol miktarda çöp üreterek ödüyorlar. Daha çok yiyorlar ama kilo alıyorlar. Daha çok para kazanıyorlar ama o kadar çok çalışıyorlar ki paralarını harcayacak zaman bulamıyor, çoluklarını çocuklarını, eşlerini ihmal ediyorlar….Bunların hiçbiri yabancı gelmiyor değil mi?

Akademisyenlerin ortaya sürdüğü en ilginç nedenlerden biri ne biliyor musunuz? Beklentiler!.. Evet, çocukların sahip olduğu beklentiler, onların akıl sağlıklarını etkiliyor bu teoriye göre. Nasıl diyeceksiniz?  Yapılan araştırmalara göre, dünyadaki zengin ülkeler arasında Amerika’dan sonra sınıf atlamanın veya sosyal konum değiştirmenin en zor olduğu ülke İngiltere. Buna göre, bugün 30 yaşlarında olan İngilizlerin ekonomik sınıf atlaması 10 yıl öncesine göre çok daha zor. “Tamam diyeceksiniz, anladık, ne var bunda?” Sorun şu: bu gerçeklik ile insanların beklentileri farklı yönlerde seyrediyor. Yani insanların sınıf atlaması, ailelerin daha iyi ekonomik koşullara sahip bir hale gelmeleri zorlaşırken, bunu yapabileceğine inananların sayısı gittikçe artmakta. Mesela, geçtiğimiz Ocak ayında bir araştırma yapılmış gençler arasında. Buna göre gençlerin yüzde 16’sı Big Brother (Biri Sizi İzliyor) gibi bir TV şovunda görünerek ünlü olabileceğine inanıyormuş (yani her 10 gençten yaklaşık 2’si). Ve aynı zamanda bu gençler Big Brother’da görünerek ünlü olmanın okuyup, çalışıp bir meslek sahibi olmaktan, bilgi beceri edinmekten çok daha iyi olduğunu düşünmekteymiş. Ve işin acı yanı ne biliyor musunuz? Yapılan hesaplamalara göre, gençlerin böyle bir şeyi başarabilme şansı 30 milyonda bir!…Yani Milli Piyangoyu kazanmaktan dahi daha az bir olasılık!…Siz olsanız siz de kafayı üşütmez misiniz?..

Şaka bir yana gençlerin, çocuklarımızın işi zor. Çünkü ünlü ve zengin olmanın çok önemli bir şeymiş gibi göründüğü, yüzeysel değerlerin ortaya çıkarıldığı sanal bir magazin ortamında büyüyorlar. Bakın hem İngiltere’deki hem de Türkiyedeki TV kanallarının çoğuna, gazetelere, magazinlere! Hepsi de pop star, super model, super futbolcu, super bilmem ne haberleriyle dolu. Kim kiminle ne yapmış, nerede yatmış, nerede görünmüş, ne giyinmiş, ne söylemiş haber nedeni! Kaçımız soruyoruz; “Bu insanlar ne yapmışlar, topluma, çevrelerine, dünyaya bir katkıları olmuş mu, ne tür değerleri temsil ediyorlar, ahlaklı mı, erdemli mi kişiler  ve bundan dolayı mı haber kaynaklarını, gazeteleri, televizyonları işgal ediyorlar” diye? Evet çocuklarımızın ve de ailelerin işi zor; sırf sıradışı ya da magazin malzemesi olacak şekilde karakter sergiledikleri için Big Brother tarzı programlara çıkıp, ünlü olmak, tonla para kazanmak dururken neden öğretmen, teknisyen, hemşire, postacı olmayı istesinler ki çocuklarımız? Çocuklarımızın işi gerçekten çok zor!.. Hiçbirşey yapmadan, fazla zorlanmadan ünlü olmak kolay gibi görünüyor da, tamamiyle şans eseri gibi, üstelik çok da çabuk kaybedilen bir ün şekli! Ve bunu farkeden çocuklarımız, gençlerimiz kafayı yiyor!..Ne yapsak? Yoksa çocuklarımızın akıl sağlıklarını kaybetmemeleri için eski günlere dönsek de anne-babalar olarak “Çocuğum iyi bir insan ol, kendine ve yaşadığın topluma faydalı biri ol!” mu desek?.. Yetmez mi?..

Copyrights@Filiz Elasu, 2007

2 responses to “Anne-Babaların İşi Zor!

  1. Teşekkürler…

  2. Antibakterie

    ‘Anne Babaların işi zor’ başlığına itirazım var.
    Aslında ‘ Çocukların işi zor’ desek BENCE daha doğru olur.
    İster maddi ya da manevi sıkıntılar olsun…Yazıda geçen tüm sorunlar çocuklara ait sıkıntılar ve tüm sıkıntıların çıkış noktası ise anne babaların ilgisizliği veya isteksizliğinden kaynaklanıyor. Ben de bir anne olarak şunu tüm ailelere hatırlatmak isterim: Unutmayalım çocuk sahibi olmak öncellikle yorucu veya bunalıtıcı birşey olmamalı, EĞLENCELİ ve MÜTHİŞ birşey olmalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s