“Libyan People Can Manage Alone!”

It is not me saying this! According to the BBC “…there is a banner doing the rounds in Libya that reads ‘ No foreign intervention, the Libyan people can manage alone!” (02/03/11)

 

Vurgun’un Böylesi: ‘Rakıyı boşverin Türk Lokumuna Bakın Siz!’

Bir özelleştirmenin sonucunda kaç vurgun yapılabilir; kaç el değiştirmeye rağmen bir kuruluş, her sahibine “vurgun” bazında kâr getirebilir? Bir halkın gelir kaynaklarından biri, onun vergileriyle,  öz sermayesiyle kurulmuş, geliştirilmiş bir kuruluş ne kadar kelepir olabilir ki, her satışta, her el değiştirişte hâlâ gözler parlasın, ağızların suyu aksın?

Bugün küresel medyanın Finans haberlerinde, İngiliz Diageo Plc’nin Mey İçki’yi 2.1 milyar Dolara satın alma kararı bu sözlerle verildi: “Rakıyı boşverin Türk Lokumuna Bakın Siz!”

2002 yılında AKP Hükümeti’nin Maliye Bakanı Kemal Unatıkan’ın “Babalar gibi satarım!” deyip babalar gibi peşkeş çektiği TEKEL özelleştirmesinden bahsediyorum. Continue reading

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!


Dedin ki ‘Başka bir ülkeye gideceğim, başka bir denize.
Bundan daha iyi bir şehir bulunur elbet’
….
Yeni bir ülke bulamayacaksın, başka bir deniz bulamayacaksın.
Bu şehir peşini bırakmayacak.
Sen yine aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın,
aynı evlerde saçların ağaracak.
Hep bu şehre varacaksın. Başka bir şey umma;
seni bekleyen bir gemi yok, bir çıkar yol yok
Konstantin Kavafis (1863-1933)

13 Eylül, referandumun ertesi günü. Bir haftalığına hayatımın onbeş yılını geçirdiğim İngiltere’ye, üç yıllık bir aradan sonra, yeniden ayak basacağım. Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkmak üzere olan THY’nın Londra uçağındaki koltuğumda, çoğunluğu Türkiyeli, orta sınıf görünümlü yolcularla dolu, endişeli bir şekilde oturuyorum.

Continue reading

Feminist Bir Masal

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…..kendilerini ‘feminist’ diye niteleyen kadınlar varmış yeryüzünde! Bu kadınlar özellikle 19. yüzyılda sanayileşmiş Batılı ülkelerde biraraya gelerek sömürülmeye, ezilmeye karşı çıkmışlar… Başını İngiltere ve Amerika’da ortaya çıkmış olan Suffragette denen kadınların çektiği bu hareket, yıllar süren zorlu mücadelelerinin  sonunda kadınların oy kullanabilmesini, erkeklerle eğitim alanında eşit haklara sahip olmasını ve evlilik içinde  kocalarıyla aynı hakların kendilerine tanınmasını sağlamışlar. İnsanlık tarihi için çok önemli bir ilerlemeymiş bu… Sonra gelmiş 1960-70’li yıllar… Feminist denen bu kadınlar yine çıkmış tarih sahnesine Continue reading

Çarşaf ve Türban ‘karşıt’ Mini Etek ve Silikon

Avusturyalı felsefeci Ludwig Wittgenstein “Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.”diye bitirir Tractatus isimli eserini. Avrupa’nın büyük bir kültürel ve siyasal bunalım yaşadığı 1914-18 yılları arasında yazdığı bu eserle yüzyılımıza kültür ve felsefe alanında damga vuran, görüşleri yaygın etkilerde bulunmuş bir düşünürdür Wittengenstein. Onun ‘üzerine konuşulamayan konusunda’ tam olarak ne kastettiğini belki de akademisyenlere bırakmak en iyisi. Ancak (benim kendi kişisel gelişimimde diyelim) üzerinde konuşanları epey bir okuyup dinledikten sonra konuşmamaya karar vermiş olduğum konulardan biridir “tanrı inancı”. Din olgusunda ise Türkiyeli pek çok genç gibi epey kafa yormuş ve sonunda vardığım kararı mecbur kalmadıkça ve sadece dostlar arasında konuşmak tercihim olmuştur (buna yaşlanma desek?) Şimdi sadede geleceğim. Türkiye ziyaretlerimde sık duyduğum sorulardan biridir “Eee, bizim hakkımızda ne düşünüyorlar İngiltere’de?” Sadece bize değil, tüm bizim gibi ülkelere, toplumlara has bir sorudur bu. Dışarıdan nasıl göründüğümüz, nasıl algılandığımız! Son zamanlarda bu soru “Eee türban konusunda İngilizler ne düşünüyor?” şeklini aldı. Bir de yaşanan her sorunda Batı’ya bakıp “Biz niye öyle değiliz, biz niye onlar gibi olamıyoruz!” yorumu(Türkiye medyasında epey tanık olunan bir durum). Continue reading

Bana ‘Sponsor’ Olanın 40 Yıl Kölesi Olurum!

Yanlış duymadınız! Bana “sponsor” olacak bir babayiğit “kurum” arıyorum! Dikkat edin, yanlış anlamalara meyil vermemek, modern maçoları boş yere umutlandırmamak için özellikle, “kişi” değil altını çizerek “kurum” diyorum! Bir de “olur ya tutar belki” diyerekten potansiyel müşterilerimi memnun edebilmek için kullanıyorum kelimeyi! Şirketlerinin bir imajı, bir “kültürü” olabileceğini sanan, Amerika’nın bilimum kıytırık okulundan mezun, iki “business” terminolojisi ezberleyip dünyayı yeniden yaratabileceğini düşünen pazarlama memurlarına atfen!  (Sponsorum olsaydı, bana bu yazıyı kaleme alma gücü verdiği için teşekkür ettiğimi belirtir, ismini en başta zikrederdim!) Continue reading

Sapıtmış Beyoğlu’na Sapıtmış bir Tophane!

‘Küresel’ eğlence merkezimiz ‘Taksim-Tünel hattı’nın kural tanımaz, plansız, programsız alabildiğince çirkin ve taşkın eğlence anlayışı, eteğindeki Tophane sakinlerinden ‘muhafazakar’ bir grubun şiddet dolu taşkınlığıyla karşılaşınca bir anda ‘yaşam şekilleri çatışıyor’ oldu ülkemiz gündeminde! Continue reading