<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>filizelasu.com &#187; Tutunamayanlar</title>
	<atom:link href="http://filizelasu.com/category/tutunamayanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://filizelasu.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jul 2010 20:53:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='filizelasu.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/be8279630b20decac505f174efe017f1?s=96&#038;d=http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>filizelasu.com &#187; Tutunamayanlar</title>
		<link>http://filizelasu.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://filizelasu.com/osd.xml" title="filizelasu.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://filizelasu.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>SOL’un BUHRANI</title>
		<link>http://filizelasu.com/2010/01/05/sol%e2%80%99un-buhrani/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2010/01/05/sol%e2%80%99un-buhrani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 12:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel sol]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalist sol]]></category>
		<category><![CDATA[sol'un krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal demokratlar]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[çarşaf açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[CHP lider kadrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Karabayır]]></category>
		<category><![CDATA[solcu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de sol]]></category>
		<category><![CDATA[sol örgütlenme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ve Dünyada sol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Kapitalizmin küresel krizi sadece bizde değil, dünyanın her yerinde doğal olarak gözleri sola, daha doğrusu “olmayan” geleneksel sola çevirdi. Almanya gibi bazı Batı Avrupa ülkelerinde Marx’ın kitap satışlarının üçe katlaması, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Das Kapital’in sayfalarını karıştırırken görülmesi, hatta Papa’nın atheist Marx’ın analiz yeteneğini övmesi bunun sonucu olsa gerek. Marks’ın en azından bir felsefeci olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=233&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kapitalizmin küresel krizi sadece bizde değil, dünyanın her yerinde doğal olarak gözleri sola, daha doğrusu “olmayan” geleneksel sola çevirdi. Almanya gibi bazı Batı Avrupa ülkelerinde Marx’ın kitap satışlarının üçe katlaması, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Das Kapital’in sayfalarını karıştırırken görülmesi, hatta Papa’nın atheist Marx’ın analiz yeteneğini övmesi bunun sonucu olsa gerek. Marks’ın en azından bir felsefeci olarak itibarına yeniden kavuşması insanlık tarihi için sevindirici bir haber tabii. Bu, geleneksel sol için 1989’dan beri içine girmiş olduğu “buhrandan” bir çıkış anlamına henüz gelmese de, solun insanlık için hala tek ilerici umut kapısı olduğunun bir göstergesi. </p>
<p>İçlerinde bazı farklılıklar barındırsalar da genel anlamda Batı Avrupa ülkelerinin demokrasi ve sosyal devlet olma yönündeki gelenek ve tecrübeleri onlardaki solun buhranıyla bizimki arasında  fark yaratıyor. En basitinden pek çok Batı ülkesinde Sosyal Demokrat hükümetler  iktidar ya da ana muhalefet partisi olurken, yani bir şekilde ülkenin kaderinde rol oynarken, bizde muhalefet diyebileceğimiz bir pozisyonda dahi ortada görünmüyor. <span id="more-233"></span>Ülkemizde Kapitalizm, “Ilımlı İslam” sayesinde son derece başarılı bir şekilde derinleştiriliyor ve bunun faturasını ödeyen büyük çoğunluğun bir nebze olsun sesi olabilecek bir oluşumun eksikliği her kesim tarafından dile getirilirken, bu rolü üstlenme potansiyeli olan, ülkenin en köklü partisi ve kadrosu garip etkinlikler içine giriyor.</p>
<p>Habire siyasi intihara kalkışan, ortanın soluna bir zamanlar dokunurken  son zamanlarda teğet geçip sağa, hatta bugünlerde İslamcı sağa gülücükler dağıtıp rozetler takan CHP ve onun lider kadrosu&#8230; Ülkemizin gazete ve televizyon haberlerini geçtiğimiz günlerde boy boy fotoğraflarla süsleyen ve krizden dolayı kara kara düşünen halkımızın yüzünü güldüren, hatta kahkalar attıran Sayın Baykal’ın gülünç fotoğraflarından bahsediyorum. Hani şu Sultangazi’de, partiye üye kaydı sırasında çarşaflı ve türbanlı hanımlarımıza rozet takarkan ki fotoğraflar&#8230; Sayın Baykal’ı ve kadrosunu en azından halkımızı güldürmek açısından başarılı oldukları için tebrik etmek gerekiyor.</p>
<p>Bozuk plak gibi ha bire aynı şeye, yeniden ve yeniden takılan CHP lider kadrosunun çarşaf açılımını, ciddi ciddi planlamış olup olmadığı  kafamıza takılan bir soru tabii ve halkımızla olan yakınlaşmasının, ancak çarşaf altından (pardon üzerinden) olabileceğini sanan CHP lider kadrosuna önümüzdeki seçimlerde başarılar diliyoruz. Ancak, çoğulcu ve çok kültürlü toplumsal yapıyı inkar etmeden, devletin görevinin dini şekillendirmek olmadığını, fakat kamusal alanın toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede  tutulması gerektiğini öngören ve bunu toplumsal bir mütabakatla sağlamayı hedef alan bir muhalefet partisinin özlendiği de tüm bu çıkan yaygaradan anlaşılıyor. Bunun yolununsa partiye başkan aday adayı belirlenirken eşlerinin türbanlı ya da çarşaflı olup olmadıklarına ya da evlerinde Atatürk Resminin olup olmadığına bakmak olmadığı kesin.</p>
<p>Sultangazide 8 bin kişinin üye kaydedildiği törende, ailesinden çarşaflı ve türbanlı kadınlarla birlikte CHPye katılarak rozetini Baykal’dan alan belediye başkan aday adayı Ercan Karabayır’ın, törenin, televizyonda ve gazetelerde bulduğu yankıdan sonra, gazetecilerle olan konuşması aslında tam da bunu belirliyor. Gazetecilere Erzurum’da yaşayan kayınpederinden azar işittiğini söyleyen Sayın Karabayır,  kayınpederinin “Kadın kısmı gazeteye, televizyona çıkar mı?” diye kızmış olduğunu belirtiyor ve “Biz mütaaassıp bir aileyiz. Ben de aynı şekilde düşünüyorum” diye konuşuyor. “Kadın ne iş yapar?” sorusunu da  “..pek göz önünde bulunmayarak çocuk yapıp geleceğe katkıda bulunmak&#8230;” olarak cevaplıyor. (17 Kasim 2008, Sabah)</p>
<p>Sayın Karabayır ülkemizdeki belirli bir kesimin düşünce tarzını ve yaşam biçimini sergiliyor ve bunda garipsenecek bir şey de yok. Bu düşüncelerin temsil edilebileceği partiler ülkemizde var. Biri de zaten iktidarda. Ancak soru, bu düşünce tarzının ilerici, en azından sosyal demokrat bir parti kimliğine uygun olup olmadığı ve belediye başkanlığı gibi bir rolü temsil etmesinin ne kadar doğru olacağı. Geleneksel aile yapısı ve tarıma dayalı üretim şeklinden, özellikle son otuz yıldır kentlere göç ettirilerek uzaklaşan, hızlı bir dönüşüm geçirmekte olan Türkiye’de, kadının toplumdaki rolüne dair tartışmaların hala siyasi gündemi meşgul etmesi, elbette garipsenecek bir durum değil.  Sonuçta AKP bu hızlı dönüşümün ve küreselleşmenin yarattığı sorunlarla başedemeyen bir kitleye ve varoşlara, dini ve kadını çarşaf altına sokmayı çözüm olarak sunarak, ülkemizde neoliberal politikaları kolaylıkla hayata geçirmeyi başarmış bir parti değil mi? Kısacası çarşaf, bir diğer betimlemeyle türban tartışmalarına noktayı koyacak akıllı bir muhalefetin, ülkemizdeki toplumsal polarizasyonu azaltarak, diğer meselelere konsantre olması ve kadının konumunu geriletmeyecek ilkeli ve tutarlı bir duruşa sahip olması gerekiyor. Küreselleşmeyle birlikte hızla yozlaşan değerler karşısında çözümü Arap yarımadasından ithal bir takım reçetelerde arayan ülkemiz insanının kimlik sorunlarına ilerici bir şekilde, yine bu topraklarda oluşturulmuş cevaplar bulmak hiç de imkansız değil.</p>
<p>Ülkemizde son kırk yıldır, yeraltı-yerüstü, bölünüp bölünüp sonunda herbirinin birer amip haline geldiği sosyalist solun durumu ise sözde sosyal demokratlardan dahi daha içler acısı. Halen 17 Ekim’e takılıp kalmış, bunun dışındaki zamanlarda ise bol bol bulmaca çözer gibi komplo teorisi çözen pekçok sol örgütün şu an ülkemize yaptığı en faydalı aktivite, birbirlerini yiyip eleştiri tarzımıza katkılarda bulunmak.  Tartışmalarını gazete köşelerinde, dergilerde, kitaplarda dile getiren pek çok solcumuzun birbirine hitap şekli, tartışma stili ve dili ülkemiz kültürüne büyük katkılarda bulunmakta. İşte kullanılan dilden bazı örnekler; dönek, satılmış, hain, Amerikancı, liboş, ajan&#8230;.vs. Geçtiğimiz Eylül ayında 10 gün süreyle Milliyet gazetesinde Devrim Sevimay tarafından “Sol Çıkışını Arıyor” adlı bir yazı dizisi yayınlandı. Halen Milliyet’in İnternet sitesinde bulunabilecek, Türkiye’nin önde gelenleriyle Sol üzerine yapılan bu röportajları okumak hepimizin yararına diye düşünüyorum. Tabii kafamız daha fazla karışmazsa&#8230; Röportajların birinde Devrim Sevimay ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer Ayata’ya soruyor. “Solcular niçin hep tartışır?” diye. Dr. Ayata  ülkemiz solcusunu şöyle tanımlıyor: “&#8230;Biraz hesapçı, egoist, iddialı, önce ‘ben’ diyen, kendi dışındakine ‘içselleştirilmiş’ bir saygısı az, biraz geçimsiz bir birey türü. Yani işbirliği ve paylaşma ruhu biraz zayıf.”</p>
<p>Gariptir ki, sosyalist sol’dan esinlenerek örgütlendiği söylenen AKP hem güçlü bir parti aygıtı, hem de yaygın  bir cemaat örgülenmesi oluşturarak siyasi egemenliğini kurabiliyor. Sola ise kendi başarısızlığı ve buhranıyla yüzleşmemek için mazaretler bularak AKP’nin halkımızı altın ve kömürle, yardım dağıtarak, düşkün haline getirerek kandırdığının tespitini yapmak kalıyor. Durum böyle bile olsa, sorunun halkımızın düşkünlüğü kabul etmesi değil düşkünleşmesi olduğunu göremeden, AKP kadrolarının çalışkanlığının hakkını verip bundan örnek almak, esinlenmek ise maalesef çok zor geliyor. Mesut Yeğen, 2003 tarihli Türkiye Solunun içinde bulunduğu durumu açıklayan makalesinde bu durumu son derece net bir şekilde dile getiriyor: “Dünya böyle sürüp gidiyorsa, emin olalım ki, bunun sadece iki sebebi vardır: ya mağdurlar ve mazlumlar başka türlü olabileceğine ikna edilmemiştir, ya da ikna edenler biz değiliz.” Halbuki AKP tınmadan, hırsla yola devam diyor. Bakın AKP Sosyal İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir milletveki Prof. Dr. Nükhet Hotar Göksel İzmir’de 2009 yerel seçimleri için yürütülecek programı açıklarken hedeflerini nasıl belirliyor; “Sıkılmadık el, dinlenmedik dert kalmayacak!” (Hasan Aktay, www.siyaz.net)</p>
<p>“Artık yenilmiyoruz, sadece yapamıyoruz!&#8230;.Türkiye Solunun buhranı siyaset dışına düşmüş olmaktır. Buhran sebebiyle siyaset dışı kalmaklık değil, siyaset dışı kalmışlıktan dolayı buhran vardır.” Mesut Yeğen’in dediği gibi solumuzun artık içinde bulunduğu durumdan ve milletine, memleketine olan yabancılaşmasından kurtularak bir şekilde siyasetin orasına burasına bulaşması gerekiyor. Gündelik hayatta içinde yaşadığımız şehirlerde, köylerde, evlerde, mahallelerde sokağa atılan çöplerden kaldırımı işgal eden arabalara kadar yapacak o kadar çok iş varki, birinin ucundan tuttuğumuz an bir şekilde siyasetin içinde olmamamız imkansız. En azından yerel yönetimlerde, içinde yaşadığımız belediyelerde birşeyler yapmaya başlamamız farkettiğimiz eksikliklere, bozukluklara, yanlışlıklara tepki göstermemiz, alternatifler üzerinde düşünmeye başlamamız gerekiyor. Nitekim önümüzde bizlere umut kaynağı olabilecek güzel örnekler de yok değil&#8230;</p>
<p><a href="mailto:Copyrights@Filiz">Copyrights@Filiz</a> Elasu, Kasım 2008</p>
<br /> Tagged: AKP, çarşaf açılımı, CHP, CHP lider kadrosu, Ercan Karabayır, geleneksel sol, Marx, sol örgütlenme, sol'un krizi, solcu, sosyal demokratlar, sosyalist sol, Türkiye ve Dünyada sol, Türkiye'de sol <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/233/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/233/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/233/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/233/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/233/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/233/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/233/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/233/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/233/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/233/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=233&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2010/01/05/sol%e2%80%99un-buhrani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Anne-Babaların İşi Zor!</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/11/08/anne-babalarin-isi-zor/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/11/08/anne-babalarin-isi-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 23:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda psikolojik sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı'da beslenme alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Batı'da yemek kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[değişen aile yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin beklentileri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf atlamak]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'de çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'de eğitim ve sağlık sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere'de gençler arasında psikolojik sorunlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[Gün geçmiyorki basında yeni bir araştırma, yeni bir makale, televizyonda yeni bir program anne babaların yüreğine korku dolu şok dalgaları göndermesin; eğitimcileri, politikacıları kara kara düşündürtüp, yeni düzenlemeler, açıklamalar yapmak zorunda bırakmasın! İngiltere devamlı sarsılıyor. Çocuklarla, gençlerle, onların sağlığından tutun, eğitimine, geleceğine dair haberlerle habire şoka uğruyor&#8230; Neler oluyor?..Nedir bu panik? Son birkaç yıldır çocukların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=211&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gün geçmiyorki basında yeni bir araştırma, yeni bir makale, televizyonda yeni bir program anne babaların yüreğine korku dolu şok dalgaları göndermesin; eğitimcileri, politikacıları kara kara düşündürtüp, yeni düzenlemeler, açıklamalar yapmak zorunda bırakmasın! İngiltere devamlı sarsılıyor. Çocuklarla, gençlerle, onların sağlığından tutun, eğitimine, geleceğine dair haberlerle habire şoka uğruyor&#8230; Neler oluyor?..Nedir bu panik?</p>
<p>Son birkaç yıldır çocukların eğitimi, okulların sorunları, belediyelerin çocuk ve ailelere dair hizmetleri ve bu alandaki çalışmalar medyanın ana konularından biri iken, özellikle geçtiğimiz aylarda ilgi, çocuklarda görülen <strong>obezite</strong> (aşırı şişmanlık) oranlarına ve akıl sağlığıyla ilgili meselelere kaymış durumda. “Daha önce bu konuda herhangi bir çalışma yok muydu? Neden şimdi bu ani ilgi?”diyeceksiniz. Tabii vardı ama belki de sonuçlar bu yoğunlukta ve alarm verici düzeyde değildi.<span id="more-211"></span> Üstelik bilirsiniz, belki çoğumuz için geçerli olan bir saptama, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” misali bizi etkilemeyen meselelere göz ve kulaklarımızı kapamakta pek üstümüze yoktur. Ancak son zamanlarda, durum değişmeye başladı. Bir örnek; İngiltere’ye ilk geldiğim yıllarda (nerdeyse onbeş sene önce), İngilizlerin fiziklerine, inceliklerine bakıp gıpta etmiş, kendimizi de ulus olarak onlara nazaran biraz şişman olarak değerlendirmiştim. Bu tür genellemelerin doğruluğu her ne kadar şaibeli ise de yaşadıklarımıza ve çevremize bakarak yorumlar yapmak, fikir yürütmek ya da kanaat sahibi olmak diyeyim, çok doğal bir edim. Ve işin ilginci, şimdi bunun tam tersini düşünüyor olmam. Her Türkiye’ye geldiğimde de bu kanaatim biraz daha güçleniyor. Kesinlikle, ulus olarak, hem yapımızın gereği hem de beslenme alışkanlıklarımızdan dolayı daha inceyiz. Evet, nerden nereye diyeceksiniz, ancak bunun, önümüzdeki yıllarda değişmeyeceğine dair bir garanti de yok elimizde&#8230;</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, en son araştırmalara göre, İngiltere’de <strong>her üç çocuktan biri obez yani aşırı şişman</strong>. Dahası, 11 ile 15 yaş arası erkek çocuklarda aşırı şişmanlık son 10 yılda yüzde14’den yüzde 24’e çıkmış. Kız çocuklarında ise bu rakam yüzde 15’den yüzde 26’lara çıkmış durumda. Boşuna değil, İngiliz kanallarında hemen hergün nasıl daha sağlıklı olunacağına, nasıl beslenileceğine dair programlar, okulların daha kaliteli, daha sağlıklı yemekler sunması için kampanyalar görüyoruz. Hükümetin okulları hedef alan, aileleri daha iyi beslenme konusunda bilgilendirmeye yönelik programlara öncelik vermesi nedensiz değil tabii ki. Size kendi öğretmenlik tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki durum gerçekten çok ciddi. Şimdiye kadar çalışmış olduğum okul kantinlerinin hiçbirinde patates kızartması, pizza, burger gibi abur cubur denebilecek şişmanlatıcı yiyecekler dışında yemek gördüğümü ben hatırlamıyorum. Bırakın bunları, okula sabah kahvaltısı olarak coca-cola, çukulata, patates kızartması gibi şeyler getiren çocuklar karşısında uzun bir zaman şok olup kendime gelemediğimi çok iyi hatırlarım.</p>
<p>Evet, İngiliz Hükümetinin işi zor olacak gibi geliyor bana. Çocukların, yani gelecek nesillerin beslenme alışkanlıklarını, bedensel ve zihinsel sağlıklarını düşünüp buna göre önlemler almak kolay iş değil. Bu, sadece çocukların değil ama tüm bir ulusun eğitimini, yaşam şeklini, hayat standartlarını, yemekten-içmekten tutun, nasıl oturup kalktıklarını, boş zamanlarında ne yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını, nasıl düşünüp, yaşadıklarını gözden geçirmeyi içeriyor. Ve tabii ki tüm bunlara katkıda bulunan öğeleri, sosyo-ekonomik olguları, politikaları, tüm bir kültürü de sorgulamayı gerektiriyor.</p>
<p>Bakın size başka bir örnek vereyim. Bir kaç ay önce Britanya Tıp Organizasyonu (<strong>British Medical Association</strong>) bir rapor yayınladı ve ülkedeki tüm akademisyenler şoka uğradı. Bu tıp kurumunun araştırmasına göre, İngiltere’de 5 ile 16 yaş arası çocuklarda akıl hastalıkları yıllardır neredeyse düzenli bir şekilde artmakta ve bugün neredeyse % 9.6 kadar çocuk (yani <strong>her 10 çocuktan biri</strong>) ağır psikolojik sorunlar yaşamakta. Bu bahsettiğimiz sorunlar öyle sıradan, hafif şeyler değil, bu çocukların günübirlik yaşamlarını etkileyecek kadar <strong>ciddi psikolojik bunalımlardan</strong> bahsediyoruz. Akademisyenlerin şok olmasındaki en büyük etken, bu bulguların ülkenin refah düzeyiyle çatışmasıydı. Yani nasıl oluyor da ülkenin ekonomisi büyürken, enflasyon ve işsizlik son derece düşük seviyelerde yol alırken ve ona keza, insanların can güvenliğini tehlikeye sokacak öyle büyük bir sorun yokken, 18 yaş altı, 1 milyondan fazla çocuk böyle ciddi psikolojik sorunlar yaşayabiliyor?</p>
<p>Kimi uzmanlara göre, “<strong>değişen aile yapısı</strong>” etkenlerden biri. “Eh bunu anlamak için uzman olmak gerekmiyor!” diyebilirsiniz. Bence haklı da olursunuz! Türkiye’de çocuğunuzun gördüğü ilgiyi, tanıştıği aile fertlerini, kaynaştıği tüm bir sülaleyi düşünün; amcalar, teyzeler, dayılar, kuzenler, kuzen çocukları, yeğenler, nine-dede&#8230; daha sayamadığım yedi göbek. Ve tabii ki tüm bu aile fertleri çocuk üzerinde etkili olabilecek ya da örnek olup, yol gösterebilecek insan sayısının artması anlamına geliyor. İngiltere’de ise, maalesef çocukların çoğu çekirdek ailelerde, belki bir-iki akrabayla sosyalleşerek (şanslı iseler), pek çoğu ise, sadece bir anneyle veya babayla, ya da üvey anne, baba, kardeşlerin olduğu <strong>kırılmış ailelerde</strong> büyümekte. ( Ülkemizde de boşanma istatistikleri son yıllarda epey bir artışın olduğunu göstermekte ancak, durumun burası kadar vahim boyutlarda olmadığı açık.)</p>
<p>Bir başka teoriye göre, çocuklarda artan akıl hastalıkları <strong>ekonomik koşulların düzelmesiyle</strong> ilintili. “Durun bir dakika, bunun tam tersi olması gerekmiyor mu?” diyebilirsiniz! Yani o hep duyduğumuz ve kimimizin klişe diye nitelendirdiği “Para mutluluk getirmez” deyişi doğru mu şimdi? Durum onu gösteriyor, değil mi? Evet, gelişmiş ülkelerde (istatistiklere göre) insanlar daha büyük evlerde yaşıyorlar ama, yalnızlar! Büyük, pahalı yeni arabalar kullanıyorlar ama, bol bol egzos dumanı soluyor, trafik stresi yaşayıp, daha sonra da stres atıp zinde kalabilmek için spor merkezlerine tonla para yatırıyorlar. Bol bol alış-veriş yapıyor, ‘iyi tüketici’ oluyorlar ama bunun bedelini doğayı kirleterek, bol miktarda çöp üreterek ödüyorlar. Daha çok yiyorlar ama kilo alıyorlar. Daha çok para kazanıyorlar ama o kadar çok çalışıyorlar ki paralarını harcayacak zaman bulamıyor, çoluklarını çocuklarını, eşlerini ihmal ediyorlar&#8230;.Bunların hiçbiri yabancı gelmiyor değil mi?</p>
<p>Akademisyenlerin ortaya sürdüğü en ilginç nedenlerden biri ne biliyor musunuz? <strong>Beklentiler!</strong>.. Evet, çocukların sahip olduğu beklentiler, onların akıl sağlıklarını etkiliyor bu teoriye göre. Nasıl diyeceksiniz?  Yapılan araştırmalara göre, dünyadaki zengin ülkeler arasında Amerika’dan sonra sınıf atlamanın veya sosyal konum değiştirmenin en zor olduğu ülke İngiltere. Buna göre, bugün 30 yaşlarında olan İngilizlerin ekonomik <strong>sınıf atlaması</strong> 10 yıl öncesine göre çok daha zor. “Tamam diyeceksiniz, anladık, ne var bunda?” Sorun şu: bu gerçeklik ile insanların beklentileri farklı yönlerde seyrediyor. Yani insanların sınıf atlaması, ailelerin daha iyi ekonomik koşullara sahip bir hale gelmeleri zorlaşırken, bunu yapabileceğine inananların sayısı gittikçe artmakta. Mesela, geçtiğimiz Ocak ayında bir araştırma yapılmış gençler arasında. Buna göre gençlerin yüzde 16’sı <strong>Big Brother</strong> (Biri Sizi İzliyor) gibi bir TV şovunda görünerek ünlü olabileceğine inanıyormuş (<strong>yani her 10 gençten yaklaşık 2’si</strong>). Ve aynı zamanda bu gençler Big Brother’da görünerek ünlü olmanın okuyup, çalışıp bir meslek sahibi olmaktan, bilgi beceri edinmekten çok daha iyi olduğunu düşünmekteymiş. Ve işin acı yanı ne biliyor musunuz? Yapılan hesaplamalara göre, gençlerin böyle bir şeyi başarabilme şansı 30 milyonda bir!&#8230;Yani Milli Piyangoyu kazanmaktan dahi daha az bir olasılık!&#8230;Siz olsanız siz de kafayı üşütmez misiniz?..</p>
<p>Şaka bir yana gençlerin, çocuklarımızın işi zor. Çünkü ünlü ve zengin olmanın çok önemli bir şeymiş gibi göründüğü, yüzeysel değerlerin ortaya çıkarıldığı sanal bir magazin ortamında büyüyorlar. Bakın hem İngiltere’deki hem de Türkiyedeki TV kanallarının çoğuna, gazetelere, magazinlere! Hepsi de pop star, super model, super futbolcu, super bilmem ne haberleriyle dolu. Kim kiminle ne yapmış, nerede yatmış, nerede görünmüş, ne giyinmiş, ne söylemiş haber nedeni! Kaçımız soruyoruz; “Bu insanlar ne yapmışlar, topluma, çevrelerine, dünyaya bir katkıları olmuş mu, ne tür değerleri temsil ediyorlar, ahlaklı mı, erdemli mi kişiler  ve bundan dolayı mı haber kaynaklarını, gazeteleri, televizyonları işgal ediyorlar” diye? Evet çocuklarımızın ve de ailelerin işi zor; sırf sıradışı ya da magazin malzemesi olacak şekilde karakter sergiledikleri için Big Brother tarzı programlara çıkıp, ünlü olmak, tonla para kazanmak dururken neden öğretmen, teknisyen, hemşire, postacı olmayı istesinler ki çocuklarımız? Çocuklarımızın işi gerçekten çok zor!.. Hiçbirşey yapmadan, fazla zorlanmadan ünlü olmak kolay gibi görünüyor da, tamamiyle şans eseri gibi, üstelik çok da çabuk kaybedilen bir ün şekli! Ve bunu farkeden çocuklarımız, gençlerimiz kafayı yiyor!..Ne yapsak? Yoksa çocuklarımızın akıl sağlıklarını kaybetmemeleri için eski günlere dönsek de anne-babalar olarak <strong>“Çocuğum iyi bir insan ol, kendine ve yaşadığın topluma faydalı biri ol!”</strong> mu desek?.. Yetmez mi?..</p>
<p><a href="mailto:Copyrights@Filiz">Copyrights@Filiz</a> Elasu, 2007</p>
<br /> Tagged: aşırı şişmanlık, çocuk sağlığı, çocuklarda psikolojik sorunlar, Batı'da beslenme alışkanlıkları, Batı'da yemek kültürü, değişen aile yapısı, gençlerin beklentileri, obezite, sınıf atlamak, İngiltere'de çocuklar, İngiltere'de eğitim ve sağlık sorunları, İngiltere'de gençler arasında psikolojik sorunlar <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/211/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=211&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/11/08/anne-babalarin-isi-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bencil Gen: Erkeklik</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/10/06/bencil-gen-erkeklik/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/10/06/bencil-gen-erkeklik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 21:20:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[öpüşme]]></category>
		<category><![CDATA[bencil erkek]]></category>
		<category><![CDATA[Cübbeli Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[derin gırtlak öpüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek geni]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[haram olan şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[koca hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[tahrik eden oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Arada bir gittiğim kuaförde çalışan genç kız: “Hayatta güzel ne varsa, ya haram ya da yasak!” diyor. Yasakla geçtiğimiz Temmuz ayında yürürlüğe giren sigara yasağını, haramla da öpüşmeyi kastediyor. Kızcağız dertli. Birkaç ay önce tanıştığı ve aşık olduğu gençle ayrılmışlar. Haftanın yedi günü çalışıyor, sadece yarım gün izni var, onda da arkadaşlarıyla bir yerde oturup bir sigara [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=165&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arada bir gittiğim kuaförde çalışan genç kız: “Hayatta güzel ne varsa, ya haram ya da yasak!” diyor. Yasakla geçtiğimiz Temmuz ayında yürürlüğe giren sigara yasağını, haramla da öpüşmeyi kastediyor. Kızcağız dertli. Birkaç ay önce tanıştığı ve aşık olduğu gençle ayrılmışlar. Haftanın yedi günü çalışıyor, sadece yarım gün izni var, onda da arkadaşlarıyla bir yerde oturup bir sigara tüttüremiyor.</p>
<p>Sohbetimizi duyan orta yaşlı bir müşteri atılıyor: “Allah kahretsin bu erkekleri! Onlar kadar bencili yok!” diyor<span id="more-165"></span> “Tüm bu kitapları yazanlar da, yasakları koyanlar da onlar!”</p>
<p>Genç kız biraz irkiliyor müşterinin söyledikleriyle ama sessizce devam ediyor konuşmaya: “Elhamdülüllah, hepimiz müslümanız, ama bu türbanlılar kafalarını kapatıp sevgilileriyle sarmaş dolaş, dillerini üç karış uzatıp, derin gırtlak öpüşmesi yapıyor. Biz bırak dudak dudağa, kenarından öpüşünce laf oluyor!”</p>
<p>Müşteri bayan tekrar başlıyor konuşmaya: “Gördünüz mü, geçen gün o Cübbeli Hoca televizyonda neler söylüyor? Barbi bebek tahrik ediciymiş? Ayol bu adam değil miydi bir kaç yıl önce kendi kızına tahrik olurum diye dokunmadığını söyleyen? Kendi çocuğuna sevgi şefkat göstermeyip, tahrik olabileceğini düşünen, böyle bencil bir adam nasıl Allah’ın adını ağzına alır? Bu sapıklara mı kaldı din?”</p>
<p>Barbi bebeklerin çocuklar için sağlıklı olmadığında Cübbeli Hoca ile hemfikirim ama “tahrik edici” olduklarını düşünmek için sapkın ve zevksiz bir erkek olmak gerektiği, doğru bir saptama gibi geliyor.</p>
<p>Aynı gün, mahalleli bir başka genç kadın, sohbetimiz sırasında şunları diyor: “Babamı severim. Allah uzun ömür versin ama anamıza çektirmiştir! Hâlâ da çektirir&#8230;Kırk yıllık evliler, anam hâlâ ondan izin alır bir yere giderken&#8230; Dinimizde kocanın hakkı diye birşey vardır. Koca hakkını helal etmezse kadın bir şey yapamaz. Babam da çok iyi bilir bunu. Diyelim annem arkadaşlarından biriyle bir yere mi gidecek, belki bir saat geç kalacaktır kadıncağız, o da akşam beş yerine altı diyelim. Babam ‘Hayır, izin vermiyorum, hakkımı helal etmem yoksa!’ diye tutturur. Annem ille de yemek zamanı evde olmalı, yemeği hazırlamalıdır babam için. Annem de ne yapsın, dinler kadıncağız&#8230;”</p>
<p>Erkek egemen toplumumuzu, paşalar gibi kurulup evin köşe başına oturan ve karısından kızından devamlı hizmet bekleyen, bir bardak su için ayağa kalkmaya üşenen erkeklerimizi düşünüyorum. O gün, dini içerikli bazı web sitelerine göz gezdiriyorum ve dinimizde “koca hakkı” üzerine ilginç hadislere rastgeliyorum. Meselâ, İbni Hibban isimli zat: “Kadın, beş vakit namazı kılar orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa Cennete gider” diyor. Bir diğeri, Buhari, sanki kendisi gitmiş de gezip görmüş gibi: “Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de çok lanet ederler ve kocalarına küfrân-ı nimette bulunurlar.”diye iddia ediyor.</p>
<p>Bir gün içersinde yeterince dini sohbet duydum diye düşünürken, akşam kazara kanallardan birinde “Evrim Teorisi” nin tartışıldığı, daha doğrusu kimsenin kimseyi dinlemeden hep aynı şeyleri tekrarladığı, programa rastgeliyorum. “Ben ortadayım, ben ortadayım” diyen sunucunun, bundan kendi anlama yeteneğini kastetdiğini çıkarıyorum bir süre sonra. Bu arada bunlar Amerikalı mı yoksa artist mi diye düşünüp durduğum iki parlak erkek “ara geçiş fosili” diye tutturmuş gidiyor. Halbuki bırakın hayvan, bitki fosillerini, “İda”, “Lucy”, “Hobit” gibi bir dolu, milyon yıllık “primate” fosili gün ışığına çıkarılıyor hergün. Yani, dünyanın ciddi bilim müesseselerinde milyon yıl önceki atalarımızın köprücük kemiğinin tarih içinde gelişiminden tutun, ayak tırnaklarının ne zaman değiştiği, pençelerin nasıl parmağa dönüştüğü veya kadınların kalça kemiğinin ne zaman genişlemeye başladığı fosillere bakılarak araştırılıyor. Üstelik açık açık istatistikleri saptırıp yalan söylüyorlar. Mesela, İngiltere’de Darwin’in doğumunun 200. yılı nedeniyle yapılan araştırmalarda İngilizlerin % 83’ü “Yaratım” teorisini akla yatkın bulmadıklarını dile getirirken bu beyler tam tersini iddia ediyor. Ya İngilizce bilmiyorlar, ya da dertleri başka! Ve asıl ilginç olanı, bu son derece ‘bilimsel’ takılan şık ve pırıl pırıl erkeklerin, bilimsel açıklamalarını kolayca bir kenara bırakıp masonların şeytana taptığından, dinsizliği örgütlediğinden, herşeyin Allah tarafından yaptırıldığından, yakında mehdi geleceğinden bahsedebilmeleri&#8230; Bu kadar tezatı barındırabilmek ya özel yetenek ya da sapkın beyinler gerektirir diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.</p>
<p>Tüm bunlardan niye bahsediyorum? Belki de tüm bu iddialar “dünyayı yönetmek” tutkusuyla çırpınan birer erkek ağına, erkek cemaatine ya da bir diğer deyişle erkek gruplaşmasına dönüşmese “hiç bir inanç yanlış olamaz, herkes istediğine inansın, istediğine kul köle olsun” demek ne kadar kolay olabilirdi diye düşündüğümden. Bu yüzden de insanoğlunun düşünsel evriminde bir gerilik ve ilkellik örneği olduklarından. Ve de bu ilkelliklerin hep kadınların başına patlıyor olmasından! Halbuki doğru veya yanlış olsun, inanalım veya inanmayalım, Darwin ve Evrim teorisi kendimizi farklı bir yönden görmemizi sağlıyor. Her bir organımızın, uzvumuzun, her bir yetimizin gelişmesinin binlerce, milyonlarca yıl aldığını bilmek, tek hücreli organizmalardan tutun tüm memeli hayvanlarla ortak yanlarımızı, ortak atalarımız olduğunu keşfetmek, dil öğrenme kapasitemiz, zekamız, ahlaki çıkarımlarımızın nasıl bize özel olduğunun farkına varmak&#8230;Tüm bunlar ne kadar değerli olduğumuzun, ne kadar kutsal olduğumuzun kanıtı değil mi? Olamaz mı? Hem de sırf kendimiz için değil tüm canlılar, gezegenimiz için böyle değil mi? Bu evrimsel perspektif zayıflıklarımızı ve güçlü yanlarımızı devamlı değerlendirmemize yardımcı olamaz mı?. Aynı zamanda ‘doğal seçimin’ ürünü olabileceğimizi bilmek, bize daha iyiyi, daha güzeli arama iradesi veremez mi acaba? Asıl metafizik bu değil mi ?</p>
<p><strong> Copyrights Filiz Elasu, Eylül 2009</strong></p>
<br /> Tagged: öpüşme, bencil erkek, Cübbeli Hoca, derin gırtlak öpüşmesi, erkek geni, evrim teorisi, haram olan şeyler, koca hakkı, sigara yasağı, tahrik eden oyuncaklar, yaratılış teorisi, İslam'da kadın <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/165/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/165/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/165/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=165&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/10/06/bencil-gen-erkeklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Shop till you drop! / Ölene kadar alışveriş!</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/09/19/shop-till-you-drop-olene-kadar-alisveris/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/09/19/shop-till-you-drop-olene-kadar-alisveris/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 19:59:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Alışveriş merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[tatminkarlık]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası şirketler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.wordpress.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Envai çeşitten insanın yaşadiği Londra’da  İngilizinden tutun Afrikalısına, Asyalısına herkesin alışveriş merkezlerinde kendini kaybedip  garip hadiseler yaşaması sıradan bir haber oldu artık. Mesela geçenlerde Londra’nın en popüler alışveriş merkezlerinden biri olan Oxford Street’de açılış yapan bir mağazanın indirimlerinden faydalanmak isteyen 3000 kişi beklemekten bıkıp dükkanın kapısına hücum edince 2 görevli hastanelik oldu. Traji komik değil [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=77&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Envai çeşitten insanın yaşadiği Londra’da  İngilizinden tutun Afrikalısına, Asyalısına herkesin alışveriş merkezlerinde kendini kaybedip  garip hadiseler yaşaması sıradan bir haber oldu artık. Mesela geçenlerde Londra’nın en popüler alışveriş merkezlerinden biri olan Oxford Street’de açılış yapan bir mağazanın indirimlerinden faydalanmak isteyen 3000 kişi beklemekten bıkıp dükkanın kapısına hücum edince 2 görevli hastanelik oldu. Traji komik değil mi? Ama günümüz dünyasının, özellikle de serbest pazar ekonomisini benimsemiş ‘özgür’ toplumların bir gerçeği. Tüketim çılgınlığı! Bazıları özgürlük olarak niteliyor bunu!<span id="more-77"></span></p>
<p> Evet, tüketimde özgürüz! Alışverişte özgürüz! Artık sadece nakit parayla değil, kredi kartlarıyla, bankalardan, finans kuruluşlarından borç alarak, evimizin mortgage’ını arttırarak, hatta başkalarının kimliğini çalarak alışveriş yapıyoruz.  Mahallemizin küçük bakkalına ya da pazarına değil, supermarketlere, mega mega büyüklükteki supermarketlere, özel alışveriş merkezlerine gidiyoruz. Bunlar da yetmiyorsa, şehrin özel semtlerine akın ediyoruz. Bu da yetmiyorsa Newyork’a  uçuyoruz bir hafta sonu ya da Dubai’ye. Bunlar da kesmediyse  moda evlerinden, modacılardan özel alıyoruz.  Zamanımız yoksa İnternet üzerinden alışveriş yapıyoruz. Dünyanın neresinde olursak olalım, basıyoruz birkaç tuşa ertesi gün evimize,ayağımıza geliyor ısmarladıklarımız.</p>
<p> Alışveriş yapmanın havası da değişti artık!  ‘Shop till you drop’ diyor Amerikalılar. Şarkı gibi değil mi! Biz de bayılana kadar, artık ayaklarımıza karasular inene kadar alışveriş yapıyoruz. Alışveriş yapmayı bir eğlence, bir kişisel tatmin olma metodu olarak görüyoruz. Bize özel bir kimlik kazandırıyor.  Sadece yetişkinler değil çocuklar, gençler de seviyor alışverişi. Alışveriş merkezleri gençlerin, çocukların eğlence yeri. Eskiden birbirini ziyaret eden, günler düzenleyen, börekler açıp kekler yapan kadınlarımız artık alışveriş yerlerine dolaşmaya çıkıyor. Çoluk çocuk orda buluşuyor, bir alışveriş merkezinin restaurantında, kafesinde yemeğini yiyip kahvesini içiyor, çocuklarını ordaki oyun alanında eğlendiriyor, bu arada dedikodusunu deneme odalarında ediyor ve akşam eve yorgun argın, ama mutlu dönüyor. Mutlu değilse veya olur ya bir gün, bir stres yaşarsa gene gidip alışveriş yapıyor. Eee ‘retail therapy’ diyorlar. Yani ‘alışveriş tedavisi’!  Kısacası, insanlar özellikle de bizim neslimiz alışveriş bağımlıları haline gelmiş durumda. Kafamıza devamlı bombardıman edilen reklamlar sayesinde daha çok tüketirsek, daha iyi yaşayacağımızı düşünüyoruz. Üstelik aldıklarımızla ne yapıyoruz, bu da bir ayrı sorun. Çoğunu israf ediyoruz ve inanılmaz boyutlarda çöp üretiyoruz. Aldığımız bir ayakkabıyı veya tişörtü bir gün veya en fazla bir mevsim giyip atıyoruz. Ucuz diye aldığımız tost makinaları, elektrikli demlikler, ütüler, televizyonlar yani pekçok beyaz eşya yada elektronik ürün birkaç yıldan fazla dayanmıyor. Hatta eskiden insanların gözü gibi sakındığı arabalar dahi 10-15 yıllık üretiliyor. Ne yapıyoruz? Bozulanı çöpe atıyoruz. Artık kimse tamirle uğraşmıyor! Zaten tamirci de bulunmuyor. Bu arada ne oluyor: gezegenimizin altınını üstünü, kendi kafalarımızı, yaşamlarımızı bir dolu çöple dolduruyoruz!</p>
<p> Geçenlerde bir mülakat yayınlandı gazetelerde.  Çevreyle ilgili konularda uzman, Jonathan Porritt isimli çok saygı duyulan bir hükümet danışmanı, bakın şunları söyledi:  ‘Asırlardır büyük fikirler gezegenimizi yönlendirmeye çalıştı….faşizm, komünizm, demokrasi, din….Ancak bunlardan sadece biri tam olarak kesin galibiyeti sağlamış durumda. Onun alışkanlık yapan çekiciliği tüm takipçilerini akıl ve mantıktan, sağ duyudan mahrum bırakıyor. Onun yüzünden altından kalkamayacağımız kadar kötü eşitsizlikler yaratılıyor ve toplumumuzun tüm dengeleri, onu oluşturan tüm temel direkleri sarsılıyor. Küremizin her tarafına ulaşmış durumda. Herhangi bir ideolojiden, dinden çok daha güçlü. Ne mi? Tüketim!&#8230;’</p>
<p> Evet, bilgece sözler değil mi? Ancak alışkanlıkları değiştirmek, hele bu tür temel konulardakileri değiştirmek çok zor! Beni İngiltere’ye ilk geldiğim yıllarda en çok hayrete düşüren şeylerden biri insanların, özellikle de işçi ve orta sınıfların tüketimleri olmuştu. Türkiye’nin neresinden olursa olsun her hafta düzenli olarak pazara çıkan, yemeklik alışverişini haftalık,  pazardan taze meyve-sebzeyle yapan, ekmeğini günübirlik mahalli fırınlarından alan ve diğer şeyler içinde manavları, bakkalları kullanan insanımızın buraya gelip de İngilizlerin alışverişlerini görünce tabii ki şaşırmaması imkansız. Süpermarketlere arabaları ile gidip arabalarının bagajını tıkabasa dolduruncaya kadar çantalar dolusu alışveriş yapan, evde özel buzlukları, devasa buzdolapları olan bu insanları görünce birilerinin ‘Acaba kıyamet mi kopacak? Yoksa kıtlık başgösterdi de benim haberim mi yok?’ diye düşünmesi çok normal! Bir süpermakete gittiğinizde şöyle bir bakın insanların yaptığı alışverişe, sepetlerine koyduklarına, özellikle de ailelerin. Obezite sorununun sadece abur cubur yemekle değil, yenilen miktarla da alakalı olduğu sonucuna varacaksınız!  </p>
<p> Eskiden bir sofranın, birilerinin zenginliği tasvir edilirken ‘bir kuş sütü eksik’ denirdi. Ancak bu tür bir zenginlik genelde sultanlara, krallara özgü görülürdü. Artık durum değişti! Şimdi artık hepimiz beyler, kral-kraliçeler gibi sofralar kurabiliyoruz. Sağolsun süpermarketler (sadece büyük İngiliz marketlerinden bahsetmiyorum), bizim bir yandan gurur kaynağımız olan ve nerdeyse Londra’nın her semtinde görmenin mümkün olduğu kendi marketlerimizde dahi nerdeyse bir kuş sütü eksik. Eskiden sadece bayramlarda yediğimiz baklavaları istersek hergün yeme imkanımız var artık. Sadece çok varlıklıların kahvaltı sofralarını süsleyen pastırma, sucuk, kaymak artık çoğumuz için sıradan yiyecekler! Eskiden sadece yazları yediğimiz domatesi, kavun karpuz üzümü, muzu tüm marketlerde bütün bir sene boyunca bulmak mümkün! Eee işte ne güzel daha ne istiyoruz, böyle bolluk, bereket herkese nasib olsun diyebiliriz. Ancak bir sorun var! Günümüz dünyasında, bu ekonomik sistemde hiç birşey o kadar kolay değil, üstelik bedelsiz de değil! Birilerinin bolluğu maalesef başkalarının yoksulluğu anlamına gelebiliyor!  Nasıl mı? Çok basit. Mesela kuzey ülkelerinin (ve de İngiltere’nin) en popüler meyvesi muz örneğine bakalım. Dünya muz pazarı beş büyük uluslararası şirket tarafından kontrol ediliyor (% 81).  Bunlar çok büyük tarım alanlarında, kimyasal tarım ilaçları (280 çeşit) ve makinalar kullanarak büyük ölçekli üretim yapan şirketler. Dolayısıyla da fiyatları çok düşük tutabilmek için güçleri var ve devamlı rekabet içindeler. Bildiğiniz gibi muzların çoğunu kuzey ülkeleri yese de üretimleri, çoğunlukla Güney Amerika’da gerçekleşiyor ve tabii bu şirketler bulundukları ülkelerin vergisinden tutun, kota anlaşmalarına, işçi ücret ve haklarından, sosyal ve çevre yasalarına kadar herşeylerinde söz sahibi. Küçük üreticilerin ve çiftçilerin yaşam şansının çok az olduğu bu büyük oyunda bakalım gelirler nasıl paylaşılıyor.  Muz üreticisi Ekvator’da bir kutu muzun fiyatı $2.90. İngiltere süpermarketlerinde aynı kutu muz $25’a satılıyor. Bu gelirin  %40’ı süpermarkete kalıyor, gerisi de şirkete. Bu gelirden ne kadarı şirketin üretim yaptığı ülkeye kalıyor biliyor musunuz? Sadece %12’si&#8230; %7 ‘si tarım işçilerine, %1 veya 2’si ise küçük çiftçilere gidiyor (enteresan bir paylaşım değil mi?). Tabii ki sorun burada bitmiyor. Uzmanlaşan ülkeler (yani üretiminin çoğunu muza kaydıran ülkeler) diğer alanlarda tamamiyle dışa bağımlı hale geliyor.</p>
<p> Aynı örnek kılık kıyafet açısından da verilebilir.  Geçenlerde Türkiye’nin ciddi gazetelerinden birinin web sitesini okurken gazetenin okurlarına yönelttiği bir soru dikkatimi çekti. ‘Hiç unutamadığınız bir alış-veriş anınınız nedir?’  Soru bu. Bir okurun cevabı da şöyle: ‘ Geçenlerde Ortaköy’de dolaşırken çok güzel bir çizme gördüm. Gözlerime inanamadım o kadar ucuzdu ki (50 YTL), iki tane aldım!’  ( Bundan da anı mı olur?’diyebilirsiniz ama işte anılarımız da fakirleşti artık!). Herneyse,  hepimizin nasıl olsa ucuz deyip bir değil birkaç tane, hatta farklı farklı renklerde aldıği en son moda kılık kıyafetler, ayakkabı-çantalar Çin’de, Hindistan’da, Endenozya’da yok pahasına, işçilerin tüm haklardan yoksun köle gibi çalıştırıldığı imalathanelerde üretiliyor. İngiltere ve Avrupa ülkelerindeki bilimum mağazaların vitrinlerini süsleyen kıyafetlerin etiketlerine bakın ‘made in Turkey’ göreceksiniz çoğunda.  Avrupa’nın üçüncü büyük tekstil ihracatçısı diye gururlandığımız ve başarılarının sadece tekstil alanında sınırlı olmadığı ülkemizde ne halde durum. Pek içler açıcı değil&#8230;Dünya Bankasının en son istatistiklerine göre ülkemizde nüfusun % 19.4’ünün günlük  geliri kişi başına 2$ (yani 1 sterlin). (Yok, gözleriniz yanılmadı, Bir Afrika ülkesi değil bahsettığimiz!)Türkiye’de kentsel kesimde her üç işçiden biri, kırsal kesimde ise her dört işçiden üç’ü kayıt dışı çalışmakta. Yani hiçbir sosyal güvenceleri, sağlık sigortaları olmadan. Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği asgari kalori alma miktarı dikkate alındığında Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin 2006 Kasım ayında tüketmesi zorunlu gıdalar için yapması gereken harcama 567.37 YTLolarak belirlenmiş. 2007 yılının ilk 6 ayı için geçerli olan asgari ücret ise 403.03 YTL. Yani kısacası ülkemizde asgari ücret açlık sınırının altında (İstatistiklerin pek iç açıcı olmadığını söylemiştim).</p>
<p> Yine bir bakın gazetelerin finans sayfalarına, okur mektubu köşelerine. Çoğu finansal zorlukların borç ödemekle ilgili olduğunu ve insanların ayaklarını yorganlarına göre uzatmayı unutarak kredi kartlarıyla veya bankalardan aldıkları borçlarla alışveriş yaparak hem kendilerini hem de ailelerini büyük problemlerle karşı karşıya bıraktıklarını göreceksiniz. Bu sadece İngiltere’nin değil aynı zamanda Türkiye’nin de büyük sorunu. Size yine bir örnek. Yapılan bir üniversite araştırmasına göre Türkiye’de tüm krizlere rağmen (özellikle de 2001) insanlar tüketimlerini düşürmüş değil, aksine  tükettikleri malı daha ucuza almaya başlamışlar (yani önceden marketten aldıkları lüks beyaz peynir yerine, pazardan daha ucuzunu satın alıyorlar). Uzmanları şaşırtan bir diğer nokta da Türkiye’nin hızlı ekonomik büyüme oranlarına rağmen tasarrufların artmaması. Aksine insanlar ithal malları satın almaya son hızla devam ediyor ve tabii ki bu da ülkenin cari açığının  borçla kapatılması anlamına geliyor. Hatta, Türk insanının alışveriş yapmaya, para harcamaya olan merakı yabancı yatırımcıları o kadar heveslendirmiş  durumdaki Türkiye’ye olan yatırımlar içersinde alışveriş merkezi açmak ilk sıralarda. Evet, yabancı yatırımcılar önümüzdeki birkaç yıl içinde Türkiye’de 250 alışveriş merkezi açmayı planlıyor ve bunların sadece 200 tanesi İstanbul’da!</p>
<p> Kolay değil! Hiçbirimiz ermiş de değiliz! Nefsi kontrol etmek, arzularımızı, isteklerimizi duygu ve heyecanlarımızla değil de, mantığımızı kullanarak sınırlamak her babayiğidin harcı hiç değil&#8230; Belki bundan dolayıdır ki bu tür işler, kolaya kaçılarak, özellikle din ve ideololojilerin merkez olduğu büyük söylemler vasıtasıyla halledilmeye çalışılmıştır insanoğlunun tarihçesinde. Evet, alışkanlıkları hele hele de bağımlılıkları kırmak çok zor! Ancak teşhisi bir yapalım, hastalığımızı bir farkedelim, belki de ondan sonra bulabiliriz çözümü.  İhtiyacını duyduğumuz yeni bir ahlak, yeni bir insan anlayışı da olabilir. Anadolu insanına çok uzak olmayan bir erdemle başlayabiliriz işe belki de. Az’la yetinebilmek, tatminkarlık!..</p>
<p>Copyrights @Filiz Elasu 2007, Londra</p>
<br /> Tagged: alışveriş, Alışveriş merkezleri, borç, tatminkarlık, tüketim, tüketim toplumu, uluslararası şirketler <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/77/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=77&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/09/19/shop-till-you-drop-olene-kadar-alisveris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>