<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>filizelasu.com &#187; Röportajlar</title>
	<atom:link href="http://filizelasu.com/category/roportajlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://filizelasu.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jul 2010 20:53:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='filizelasu.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/be8279630b20decac505f174efe017f1?s=96&#038;d=http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>filizelasu.com &#187; Röportajlar</title>
		<link>http://filizelasu.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://filizelasu.com/osd.xml" title="filizelasu.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://filizelasu.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Biz, gerçek bir rock grubuyuz ve muhalifiz!</title>
		<link>http://filizelasu.com/2010/04/08/biz-gercek-bir-rock-grubuyuz-ve-muhalifiz/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2010/04/08/biz-gercek-bir-rock-grubuyuz-ve-muhalifiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 10:33:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Harman Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Pop]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Rock]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cahit Berkay]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Yörükoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar tarihçe]]></category>
		<category><![CDATA[Serhat Ersöz]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Öngür]]></category>
		<category><![CDATA[Umut yolunu bulur]]></category>
		<category><![CDATA[Utku Ünal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Elasu, Anadolu Rock’un yaşayan efsanesi Moğollar’dan, Cahit Berkay ve Taner Öngür’le Yeni Harman için görüştü. 1968’de  Moğollar olarak tanınmanızın ardından, geçtiğimiz yıl, birlikteliğinizin 40. yılını kutladınız. 17 yıl önce, 1993’de Yeni Harman’ın kardeş dergisi olan Leman’ın çizerlerinden Kaan Ertem’in başlattığı imza kampanyasıyla tekrar bir araya geldiniz ve bunca yıldır “durmadan yürüdünüz”! Bu albümün, “Yürüdük [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=316&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Filiz Elasu, Anadolu Rock’un yaşayan efsanesi Moğollar’dan, <strong>Cahit Berkay ve Taner Öngür’</strong>le Yeni Harman için görüştü.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://filizelasu.files.wordpress.com/2010/04/mogollar-300x300.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-317" title="moğollar-300x300" src="http://filizelasu.files.wordpress.com/2010/04/mogollar-300x300.jpg?w=300&#038;h=300" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><strong>1968’de  Moğollar olarak tanınmanızın ardından, geçtiğimiz yıl, birlikteliğinizin 40. yılını kutladınız. 17 yıl önce, 1993’de Yeni Harman’ın kardeş dergisi olan Leman’ın çizerlerinden Kaan Ertem’in başlattığı imza kampanyasıyla tekrar bir araya geldiniz ve bunca yıldır </strong><strong>“</strong><strong>durmadan yürüdünüz”! Bu albümün, “Yürüdük Durmadan”, üzerinden geçen beş yılın sonunda, kimilerinin deyimiyle 2009’un son günleri üzerine “bomba gibi düşerek”, yeni bir albümle “Umut Yolunu Bulur” diyorsunuz? Umut ettiğiniz nedir, nereden geliyor bu isim?</strong></p>
<p><strong>CB:</strong> “Umut yolunu bulur” albümde yer alan parçalardan biri, ama ülkemizin ve dünyanın bugün geldiği noktada birçok kesim bir umutsuzluk içinde çabalıyor, yani bir çıkmazın içinde. Siyasi anlamda, ekonomik anlamda, kişisel olarak&#8230; Çok geniş bir ölçekte, umutsuzluğun süregeldiği bir dönem yaşıyoruz. Hani, buna çare olacak diye, tabii ki bir iddiamız yok, ama albümün içindeki 12 parçanın hepsinin, kendi içinde söylediği, anlatmaya çalıştığı veya ulaştırmaya çalıştığı bir mesaj var.<span id="more-316"></span></p>
<p>Şunu itiraf edelim, biz albümü yapmaya başladığımızda albümün ismi daha belli değildi. Tüm parçalar bir araya gelip de kayıtlar bittikten sonra bir isim aramaya başladık, ama bir samimiyetsizlik kesinlikle yok! Yani, bir baktık herşey, taşlar o kadar güzel yerine oturdu ki, “Bu şarkının ismi albümün ismi işte!” dedik.</p>
<p>Bu albümü yaparken oluşturduğumuz enerji, hepimizin enerjisi: biz Nazım Hikmet’ten enerji aldık, işte Gonca Öncel’den, Funda Tatar’dan sonra Michael girdi enerji olarak, işte İngiltere’den Andy&#8230; enerjisi yüksek bir şey oldu. Moğolların bir özelliği vardır, biz hiçbir şekilde ticari anlamda kendimize bir sipariş vermeyiz. Yani, bizim siparişimiz şudur: bize yakışan, doğru, güzel bir şey yapalım, anlamlı olsun, ama herşeyden önce samimi olsun, içten olsun.</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Albümün oluş süreci, esasında bu sözü doğruladı bir şekilde. Gerçekten öyle oldu. Mesela, kapak fotoğraflarını çekenler Akdeniz üniversitesi fotoğraf bölümünden öğrenciler. Konserimize geldiler, ille bizle resim çekmek istiyorlar, biz de albüm kapağı için fotoğraf arıyoruz&#8230;böylece, denk gelen bir olaylar silsilesi neticesinde isim doğrulandı bir şekilde.</p>
<p>İnsanlık tarihine bakınca öyle karanlık dönemler varki oralarda kimsenin, hiç, bir nebze umudu kaldığını sanmıyorum: işte İkinci Dünya Savaşı, Japonya’daki nükleer bomba filan, ama her seferinde bir şekilde hayat devam ediyor, umut yine yeşeriyor, bir şeyler gelişiyor. Sonra, yeniden, yine karanlık bir dönem gibi&#8230; ama onun yanında, aynı zamanda da çok güzel gelişmeler de oluyor: işte yenilenebilir enerjilerin yükselmesi, Dünya iklim hareketi&#8230;</p>
<p><strong>Popüler müzikte 40 yıllık  bir beraberlik&#8230; Bırakın Türkiye’yi, Dünya’da dahi çok gruba nasib olmamış bir başarı sanırım “Rolling Stones” hariç! Üstelik hayranların kampanyasıyla, isteğiyle tekrar biraraya gelmek, pek benzeri görülmemiş bir durum olsa gerek! Gruba 93’te katılan Serhat Ersöz ve en son Emrah Karaca ve Utku Ünal var ancak ben, daha eskiler olarak size sormak istiyorum, gerçi Engin Bey burda yok ama, nasıl bir his bu?  Bırakın durmadan yürümeyi, “birlikte yürümek” nasıl bir şey?</strong></p>
<p><strong>CB</strong>: Herşeyden önce hepimiz profesyoneliz, müzikten hayatımızı kazanabiliyoruz ama, ötesinde biz arkadaşız, yani gerçekten arkadaşız, taa 67nin yazında biraraya geldik. Ben ve Engin. O kadroda Hasan Sel de vardı, daha önce başka grupta Selçuk Alagözle çalışıyorduk, Murat’la Aziz Silüetlerde çalışıyordu, ama her iki taraf da içinde bulunduğu durumdan pek mutlu olmuyordu, yani arayış içindeydi. O arayış bizi bir araya getirdi. Hasan Sel çok kısa bir süre sonra ayrıldı gruptan, Taner katıldı. Yani Taner’i de başlangıç olarak sayabiliriz. Üç aylık bir süredir bu, 40 senenin içinde, bir 3 aylık süre başlangıca oturtur yani Taner’i de.</p>
<p>Biz o zamanlar, tabii hepimiz bekarız, hep beraber bir grup evimiz oldu. O evde beraber yemek yaptık, işte kavga da ettik, çok mutlu neşeli günlerimiz geçti. Biz bunu Fransa’ya taşıdık sonra, Fransa’da uzunca bir zaman gene aynı formatta yaşadık. Taner hep bulaşık yıkadı, yemek yapmasını bilmezdi&#8230;(Gülüşmeler) Ben alışverişi yapardım, Engin’in elinden gelirdi, o yemek yapardı, Taner de “ben de birşey yapayım” derdi ardından&#8230; (Gülüşmeler)</p>
<p>Şaka bir yana, önce bir dostluk ve yaptığın işten ortak zevk alabilmek, bu çok önemli bizde, çünkü kollektif bir iş yapıyoruz. “Bir grubu yaşatmak” bu, aslında çok sorulan bir soru bize! Bir grubu yaşatmak kurmaktan daha zordur!  En önemlisi dünyaya bakış açımız, hep aynı! Hep böyle hümanist, insancıl&#8230;Bu, hümanizme biraz soldan bakan bir penceredir. Neticede mayamız bu oldu bizim, tutkalımız bu, dostluğumuz, yaşama bakışımız aynı paralelde. Kimimiz biraz daha koyu, kimimiz biraz daha açık ama aykırılık yok&#8230;</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Biraz da etkilerden, köklerden bahsedelim çünkü  biz ilk başladığımız yıllarda işte 60’ların başı.  Beat müziği çok önemli&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Rock yoktu o zaman!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Animals, Jimy Hendrix’ler falan filan&#8230; bu başlangıç noktasıdır. Sadece bizde değil dünyada öyledir. Biz de etkilendik, biz de tesadüfen o kuşağın çocuklarıyız. Ben hala evde, oturup Beatles’ın 60’lardaki ilk parçalarını dinleyip çocukluğuma dönebiliyorum, o yıllardaki ruh halini yeniden yakalayabiliyorum, ama bunun yanında işte Yunus Emre var, Mevlana’sı var bu toprakların, onlar da&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Pir Sultan.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Onlar var, George Harrison’un mistik tarafı da var, Frank Zappa’nın  gerçekçi satir duygusu da var, Bob Dylan’ın şiiri var. Hepsinin birleştiği, hani İstanbul özellikle bu ülke bir köprüdür ya, hep Doğu’yla Batı arasında&#8230; biz, şanslı bir kuşaktan ve şanslı bir şekilde, bir müzik grubu olarak, ilk yıllarda popüler olmanın da getirdiği olanaklarla&#8230; kendi anlayışımızda, kafamızda doğal olarak böyle birşey gelişti. Bu da, önemli bir şey, ee sağlık da yerindeyse! Gerçekten, değil 60, 70’e de gelsek devam edecek! Çünkü bu, kolay bulunur bir şey değil! Bu kuşakta pek yok! Bunun bir sorumluluğu var, biz bunu herkesin yaşama şansının olmadığını da biliyoruz!</p>
<p><strong>FE: Gerçi bu, geleneksel müzikte zaten var, yani aşıklarımız, ölene kadar türkü söylüyor işte, ama popüler müzikte pek olmayan bir durum!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> İnsan, özünde her yerde aynı, o zaman müzikte de bunu anlatma gücü oluşuyor, bu güç de ayakta tutuyor açıkçası! Benim yaşımda bir dolu insan görüyorum, hareket edemiyorlar artık! Sağlık olarak demiyorum, ruhsal olarak da.  Ben kendimi şanslı biri olarak görüyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong>Torun büyütüyorlar, evde çay kahvenin yanında, sobanın üstünde çaydanlık, pijama bitti artık da, eşofman giyiyorlar&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Sizler, hem torun büyütürüm hem müzik yaparım diyorsunuz yani!</strong></p>
<p><strong>CB</strong>: Aynen, aynen! (Gülüşmeler)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Şöyle söyleyim, 41.yıl, hiç zengin olmadık, burası kesin! Maddi olarak çok büyük paralar yapmadık, ama başka bir anlamda çok zenginleştik, ruhsal olarak&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB</strong>: Çok paramız olsaydı belki o paranın derdine düşerdik! (Gülüşmeler)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE? Tarihçeniz boyunca yapmış olduğunuz müziğe, çıkardığınız albümlere bakıldığında değişik evreleriniz, müzik arayışlarınız var, mesela progressive folk-rock, psychedelic folk-rock &#8230;bunların hepsinde folk müzik ana unsur. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ: </strong>Bizim başta söylediğimiz, son yıllarda pek çok insanın yapmak istediği şey haline geldi. Neydi o? Bu coğrafyanın ritimlerini, müziklerini, müzikal ruhunu, duygusunu çağdaş, evrensel müzikal sistemlerle dile getirmek. Onu biz zaten, kendimiz yaşıyorduk! O yüzden oluyordu! Son yıllarda 80’lerin sonunda, Peter Gabriel’in başını çektiği etno-beat filan, jazz’da da bu arayışlar var. Jazz’daki arayışların temelini atan kişilerden biri, çok az bilinir, İsmet Sıralı’dır mesala. Washinton’da Creative Müzik Center’da Karl Derger’le açtığı ilk etnik jazz denemeleri orda başlamıştır, tarihi araştırılırsa. Yine  bizim mürşitlerimizden biri İsmet’tir mesela, mürşit kelimesi doğruysa, biz ilk kurulduğumuzda bize bunu anlatmaya çalışan. Yani bu topraklarda öyle bir olanak var, o yüzden ısrar ettik bunda.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Şey de var, mesela, Beatles’da, Peter Gabriel’de, bunlar kendi kültürlerinin dışında bir şeyleri sentezlemeye, onu özümsemeye çalıştı. Halbuki, bizde öyle birşey olmadı, çünkü ben Anadolu deyince, çocukluğumdan bu yaşa kadar türkülerle büyüdüm. Hâlâ ben rock barlara giderim, ama çok sık türkü barlara giderim&#8230;ben ondan korkunç tad alıyorum. Yani, beslenme olayı benim DNA’larımda var! Bütün bestelerimde bu zaten gözükür.</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Yeri geldiğinde bazı kodlar geliyor! Şöyle bir şey: şimdi türkü deyince, bu günkü  modernleşme çabasında olan, özellikle İstanbul ve büyük şehirlerde  biraz horgörülen, aşağılanan bir kavram var. Bence, o geçici bir şey! Amerika’da da Blues belki bazıları için öyle bir şeydi, ama geçti o! Neden geçici bir şey? Çünkü on yıl önce, Anadolu’nun bir şehrinden gelmiş bir genç adam, üniversitede okumaya gelip burada modern hayatı görünce, birdenbire kendini Newyorklu, LosAngeles’lı gibi havaya sokmaya çalışıyordu ki çevresinde ilgi toplayabilsin. O geldiği yer, geldiği yerin kökleri, onun için biraz da utanılması, unutulması gereken bir şeymiş gibi&#8230;Hayır, öyle değil! Gerçek çünkü&#8230; Binlerce yıllık türküler, Cahit diyor ya “Türkü Bara gidiyorum” diye! O, binlerce yıllık birikimin kodlarını algılıyor orada: o seslerde, o şarkılarda! Bu vazgeçilemeyecek bir şey, bu utanılacak bir şey değil!</p>
<p><strong>CB:</strong> Biz 68’lerde beş arkadaş bir araya geldiğimizde hepimizin ortak bir ideali vardı: hayalimiz yurtdışına gidip meşhur olmak ve çok para kazanmak, yani&#8230;</p>
<p><strong>FE: Şimdi de öyle gençler var, yurtdışına gidip ünlü olmak isteyen, ama kendi kültürünü bilmeden, Amerika’da Londra’da hangi Hip Hop grubu çıkmış, ne yapmış bunları çok iyi bilen&#8230;</strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Doğrudur, şimdi bakın, Moğolların 41 senedir ayakta kalmasının ana nedenlerinden bir tanesi budur! Biz, bir soru sorduk kendimize ve o sorunun cevabını doğru verdiğimiz için hala ayaktayız! Dedik ki, “Yurtdışına gideceğiz!” İşte, hayat bizi Fransa’ya yönlendirdi. Yani, Taner’in bir diş ağrısı yüzünden Fransa’ya gittik! (Gülüşmeler) Şimdi dedik ki, “Biz orada birşey yapacaksak, bu adamlar zaten kendi müziklerini yapıyorlar, biz onlar gibi müzik yapmaya kalkarsak&#8230;” Bir hayal kur, bir plak şirketinin kapısı önünde şöyle 150-200 tane insan kuyrukta bekliyor, biz de ne yapacağız, o kuyruğun sonuna sıraya girecez, adamlar bizi dinleyecekler. Ha, bizim öyle bir özelliğimiz olsun ki hiç birinde olmasın! “Ne olsun?” diye sorduk. Onun cevabını biz doğru verdik ve aldık  bağlamayı, gitarın yanına koyduk, ne bileyim yaylı tamburu, kabak kemaniyi, gitarın, bas gitarın yanına koyduk. Bunları harmanlayınca, birdenbire Moğolların asıl rengini, müzikal kurgusunu, kimliğini oluşturan formatı, o zaman yakaladık! Biz o yüzden hala ayaktayız, o format hala geçerli!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Bunu Fransa’da yaptığımız zaman, çok kısa zamanda da karşılığını aldık! Yaptığımız albüm, 71 yılında Akademi büyük plak ödülünü aldı.</p>
<p><strong>FE: Ne kadar güzel bir albüm o!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Son bir şey daha ilave edeyim, o akademik alanda verilen bir ödüldü, tabii orada para yok! Sonra, biz dünya çapında üç firmaya müracaat ettik orada, üçüne de demo yaptık, üçünden de kontrat teklifi geldi! Bu olağanüstü gurur verici bir şey! Biz CBS’i tercih ettik, ama solistimiz yoktu! Yani, bizim bu handikap yüzünden, işte Barış’la birleşip o kontratı değerlendirmeye çalıştık, olmadı; Cem’le yapalım dedik; Selda’yla yapalım; ama hep bir solist sorunu&#8230;Biz onu değerlendirebilseydik, belki o hayallere, o zaman ulaşabilirdik, öyle bir ortam vardı.</p>
<p><strong>FE: Ben de tam bunu soracaktım aslında, siz bunu “handikap” olarak nitelediniz ama&#8230;sanki Anadolu Pop’un bütün büyük isimleriyle, şarkıcılarıyla çalışmışsınız fakat, hep böyle bir vokalist sorunu&#8230;</strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Kiminle çalışsak hep hit yaptı! Bizim gerçekten, bunu kendimizi methetmek için söylemiyorum ama, sahnedeki duruşumuz çok etkileyiciydi! Belki çok süper virtüöz derecede enstrümentalist değildik, ama dediğim gibi, kollektif olarak çok iyiydik! Şimdi gençlerde görüyoruz, hele bu monitör sistemi çıktıktan sonra, kim ne çalıyor bilmiyorlar! “Sen sesini, diğerlerini duyana kadar kısacaksın!” mesela, biz bunu biliyoruz ve o yüzden de, hala, nüanslı çalabiliyoruz. Nüans diye bir şey yok şimdi!</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Biz ilk kurulduğumuzda solistimiz Aziz Ahmet’ti, O bu, Anadolu öğesini benimsemedi, bir de evlenince, gruptan ayrıldı. Ondan sonra hep arayış içinde olduk, işte Barış’la çalıştık, Cem’le Selda’yla, hatta bir ara Erkin’e teklif ettik, Fuat’a ettik. Şöyle söyleyim Barış’la iyi çalıştık, çok eğlendik aramızda, tam bir kimya tutmadı, ama Cem’le çok tuttu. Cem esasında bizi tamamlayan adamdı bir şekilde!</p>
<p><strong>CB:</strong> Kesinlikle!</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Cem’le hem Cahit’in hem benim, hem Moğolların çok uzun seneleri geçti. O da aslında, şu an da ruhen bizim grup arkadaşımız, şimdi oğluyla birlikteyiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Bu durumda Cem Karaca mıydı sizin solistiniz?</strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Esasında en iyi uyan, en iyi oturan oydu. Bu bir gerçek! Ben bu kadar sene sonra baktığımda, bu daha iyi ortaya çıkıyor. Ama ilk gözağrısının ayrılması beni gizlice çok üzmüştü, o devam etseydi bu kadar sene çok daha iyi olurdu orası muhakkah.</p>
<p><strong>FE: Ben geçmişe çok fazla takılıp kalmak istemiyorum ama ilginç de buluyorum. Mesela,</strong> <strong>bakıyorum bazen bu konuda yazılan çizilenlere&#8230;sanki&#8230;kentli çocuklar Anadolu’ya turneye çıktınız da, orada Anadolu halkını, türküleri tanıdınız falan gibi bir görünüm&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Altta oluşan bir şeydi o ve 60’larda başladı esasında. O 27 Mayıs darbesinin ortaya getirdiği tek hayırlı şey, Türkiye’nin görüp görebileceği en demokratik Anayasa neticesinde oldu. Ee o yıllarda sadece Türkiye’de değil tüm dünyada, İtalya’da da gecekondu mahalleleri filan vardı, yani küresel kapitalizm bu kadar saldırgan değildi. Her ülke kendi şartları içersinde gelişmesini sağlayabiliyordu. Öyle bir başlangıç Türkiye için çok faydalı oldu açıkçası. Türkiye İşçi Partisi kuruldu 15 milletvekili soktu, ama o zaman ki Türkiye İşçi Partisi, şimdiki değil yani&#8230; Çetin Altan, Mehmet Ali Aybar&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Habire dayak yediler Mecliste..(Gülüşmeler)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Hümanist bir solu savunan bir şeydi ki, o kuşak çok önemlidir. Sonraları o savaşçı bir sola dönüştü, biz hiç bir zaman onunla hemfikir olamadık, biz temelde hep orada kaldık bir şekilde&#8230;Doğrusu da oydu, insancıl bir sol ve bunun getirdiği olanaklar vardı. Dergiler çıkıyor, tiyatrolar, konserler, bunun arkasında işte Metin Erksan’ın Yılanların Öcü, Susuz Yaz filmi sinemada, bir Keşanlı Ali Destanı tiyatroda..Yani yaşadığın ülkenin sosyal gerçekleriyle, büyük kentlerde öyle bir dalga başladı.</p>
<p>Bir yandan da dergiler çıkıyor: “Sosyal Adalet”, “Yön Dergisi”, toprak reformundan bahsediyor, Türkiyedeki feodal yapıdan&#8230; hiç bilmediğimiz şeyler! Bir yandan Beatles çıkıyor, rock’n roll çıkıyor, bir yandan kitaplar basılıyor, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel&#8230; Bütün bunların hepsi bilgi olarak, kültürel olarak çok dinamik bir dönemdi aslında. Biz, o dönemin meyveleriyiz esasında.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Albümdeki “Geri sar, 68 ruhuna gerisi sar” parçasının nereden geldiğini anlıyoruz bu durumda!</strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Evet, o, herkes tarafından algılandı zaten.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Taner güzel anlattı herşeyi, ben de şu tarafını söyleyim: orda 68 ruhunda, gençliğin o hareketinde kendi öz menfaatine dair hiçbirşey yoktu! Bir ülke kaygusu, memleketin, insanların özgürce, hakça yaşayabilmesi arzusu vardı, o ruh çok egemendi. Mesela, sevgi olayı&#8230; Sevgi korkunç paylaşılırdı, kimse sevgisini içinde hapsetmezdi! Sevgi paylaşımı vardı, ama şimdi, 80 sonrası, Özal o işin damgasını koymuştur! Bu bencil yapı, bu bencil kurgu&#8230; Ülkenin şu geldiği noktayı görüyoruz! Benim çok içim acıyor o anlamda! İşte Tekel işçileri orda, grevde bugün; bu adamlar ne istiyor? Tekel’i sattılar, Seka’yı sattılar, hayvancılık bitti, tarım tamamiyle gitti, böyle elle tutulur ne kadar şeyimiz varsa, işte bankalar gitti, gitti gitti&#8230;</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Su gidiyor, su&#8230;suyu da götürüyorlar!</p>
<p><strong>CB:</strong>Yani ne var ne yok herşey gidiyor, bu benim içimi fena halde acıtıyor! Halbuki bizim dönemimizde böyle birşey yapılamazdı! Tamam, belki ağır aksak yürüyordu, ama bu özelleştirme ya da Taner’in güzel söylediği gibi sermayeninin bu azgın saldırısı yoktu o zaman.O güç, o ruh olsaydı bu kadar olmazdı. Grevler gene olmayacak mıydı? Gene olacaktı, yaşamın dinamiğinde var olan şeyler, sosyal katmanlar da&#8230; Herhalde, Dünyada tek bizdedir “hayalciler” diye&#8230; Ben İktisat fakültesinde okudum; birinci sınıfta, sosyalizm tarihinde, ütopistler diye bir bölüm var, başta Marx&#8230;</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Ama John Lennon’un  “İmagine” şarkısı ne güzel cevaptır buna, yani bu anlamda yazılmış! Şimdi, Cahit’in söyledikleri sadece bizim Türkiyenin yaşadığı şeyler değil ki, gezegenin sorunu esasında! Kapitalizm ve halk yığınları diyelim&#8230;.Bunun çözümünü insanlık muhakkak, bir şekilde bulmak zorunda. Yani, en son ekonomik kriz neticesinde, “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler!” deyince, iyice azgınlaşıp balonlar şişirip patlattılar, kendi kapitalist ekonomileri de çökme durumuna geldi. Yani, bu artık kaçınılmaz bir gerçek! John Lennon da onu çok güzel söylemişti, hani “hayalciler” diyor ya! Ama, “I am not the only one!” diyor. Yani, hayalciler ne kadar çoğalırsa&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> O yüzden diyoruz  “umut yolunu bulur”!</p>
<p><strong>Bu durumda, şu anki AKP Hükümeti’nin Türkiye’sinde “Umut” yolunu bulur mu dersiniz</strong>?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Bu da geçici bir şey bence, çünkü AKP de Anadolu’daki tutucu kesimleri temsil ediyor, onlar hayata katılamıyordu bir türlü. Bu belki de köyden kente göçün, yani tarımsal toplumdan sanayi toplumuna geçişin son dalgası. Bundan sonra belki, normal bir toplum haline doğru geçicez, ama çok tahribat yapıyorlar! Çok beceriksizce ve çok, nasıl anlatayım, çok bilmiş tavırlarla, pek bilmeyerek! Ama bu tahribat da tamir edilir zamanı gelince!</p>
<p><strong>CB:</strong> Geçen gece Uğur Mumcu gecesi vardı, Siyaset Meydanında, ben onu duymamışım daha önce. Uğur Mumcu’nun bir konferansta bir konuşması var: “Bu ülkede bizler” diyor, “İtalyan Medeni Hukuğuna göre birşey, Alman Ceza Hukuğuna göre birşey, ve bilmem ne İsviçre Hukuğuna göre birşey yaşıyoruz, İslam hukuğuna göre de cenazemiz kalkıyor!” (Gülüşmeler) Şimdi burdaki asıl acı olan şey, bu teşhis! Çok şey getirmişler ordan, o şeyi yapıştırmışlar! Bu toplumun kendi içindeki dinamiğine uyumlu olmayacak yapılarla, yapıştırma yapıştırma&#8230; Sonra insanlar da bunlarla kavuşamamış! Bugün işte Doğu’da hâlâ aşiret reisleri varsa, hâlâ işte bu ülkede bir toprak sorunu varsa, bu ülkenin parası, 70 milyonluk bir nüfusta 15 bin kişinin elinde biriktiyse, işte 360 bin km karenin, Doğu’daki bilmem kaç kilometresi 5 tane ağanın elindeyse, ve hâlâ bu devirde bir köy alınıp satılabiliyorsa içindeki insanlarla beraber, bunlar acı&#8230;AKP de bunları kesinlikle değiştirmez, değiştirmeye kalkmaz, çünkü menfaatine aykırıdır! Ama biz umudun var olduğuna inanıyoruz ve tabii çok iddiali, biz bu lafı söylüyoruz diye, bütün insanlar, haydi ellerine alıp umutlarını ayyukaya çıkaracak değil tabii ama&#8230;</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Aa demekki umut varmış deyip herkes&#8230; (Gülüşmeler)</p>
<p><strong>CB:</strong> Önemli olan, biz yine müzik tarafına dönelim: bizim kültürümüz, Türkçemiz fena halde erozyona uğruyor! Bunun en büyük nedeni de, sayısız şekilde yeteneksiz, gerekli eğitimi almamış insanların onlarca ulusal telefon, yüzlerce yerel televizyon, binlerce yerel radyolarla bu topluma devamlı bir bombardımanda bulunmaları ve bunu yaparken yaptıkları işteki estetik kaygısı, kalite kaygısı, işte ne bileyim bu ülkenin siyasi değerleri, ekonomik değerleri, bunların hiçbirini umursamadan kendi aralarındaki reyting kaygısına bu ülkenin değerleri peşkeş çekiliyor ve bu olunca da gençlerin büyük çoğunluğu apolitik! Ben demiyorum ki lise talebesi, ama üniversite talebesinin artık politika ile kenarından bucağından, mutlaka ve mutlaka ilgilenmesi gerekiyor! Gençler biraz daha açılırlar, o vahşice kendi menfaatini kollayan içgüdülerini biraz daha paylaşımcı hale getirirlerse, o zaman umut yolunu bulur, yani bulacak!</p>
<p><strong>FE: O yüzden mi daha genç, en azından yaşça diyeyim, yeni bir vokalistiniz var!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Evet, Emrah. Onun bir duygusal tarafı da var bir yandan. O, bize babadan kalan bir emanettir, bizim oğlumuz sayılır. Tabii ki bir başkası da olabilirdi, çünkü bizim her zaman bir solist ihtiyacımız oldu. Ne Taner ne ben, biz instrumentalistiz, şarkıcı değiliz! Ama hep idare ettik. Onu da niye idare ettik biliyor musunuz? 93’te grubu tekrar biraraya getirdik ya, bir solist aradık. “Ya dedik şimdi o kadar tehlikeli bir şeyki bu, alacağın adam öyle bir mayada olurki bizi de dağıtır!” Yani, onun çok bize uygun olması gerekir, baktık böyle bir genç (şimdi ismini vermeyim), baktık çocuk havalara girdi. “Eyvah!” dedik “En iyisi biz kendimiz söyleyelim, nasılsa kendi şarkılarımız!” Biz böyle götürdük, ama bir yerden sonra olmuyor, bir ses, bir şarkıcı nosyonuna sahip olmadığımız için böyle geniş aralıklı bir şey ne bileyim vibrotosu, bir oktav yukarısı&#8230;Emrah da büyüdü askere gitti, geldi, ondan evvel “Bir kaset yapalım Cahit Amca!” diye bana gelmişti, dedim “Sen biraz daha şey yap&#8230;”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Çalış&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB</strong>: “Piş!” Tabii bunu, öyle söylemedik! Neyse, işte askerden geldi, biraz daha çalıştı sağda solda, bayağ bir popçu formatındaydı, şimdi onu temizliyor yavaş yavaş, bizler de böyle  zaman zaman okşayarak, zaman zaman döverek&#8230;. (Gülüşmeler) Mesela, Emrah tam bir grup adamı oldu.</p>
<p><strong>FE: Harika, Peki tepkiler nasıl, benim gördüğüm kadarıyla hep bir Cem Karaca’nın oğlu nitelemesi var, istisnasız hemen her yerde, zor olsa gerek onun için! Gerçi, Emrah değil de kim gelse tepki çekecekti galiba&#8230;</strong></p>
<p><strong>CB:</strong>Eee bizim de fanatiklerimiz var tabii! (Gülüşmeler)</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Biz zaman tanıyoruz&#8230; onlar geçici biliyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Daha Serhat’a bile alışamadı bazı fanatikler! 17 yıl geçti ya!</p>
<p><strong>TÖ:</strong> Şimdi şöyle bir şey var: Emrah gelmeden önce biz sahnede şöyleydik, çok garip! Engin davulunu normal davulcular gibi arkaya kurmaz, sahneden seyirciye bakınca sahnenin en soluna kurar, yan kurar ki, Cahitle bakışabilsin, Serhat’ı görebilsin, gözgöze gelebilsin, benle&#8230; Çok sever onu, öyle özel bir şey bu, çok güzel, 60lardan kalma, yani herkes birbirine bakarak çalsın falan&#8230; Ben onun yanında duruyorum, sağımda, sahneden seyirciye bakınca, arada bir boşluk&#8230; O boşluğun öbür tarafında Cahit, onun yanında da Serhat, yani arada hep böyle bir boşluk  oluyor&#8230;</p>
<p><strong>CB:</strong> Emrah geldi doldu! (Gülüşmeler)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Peki, hazır albümden bahsederken yine bununla, müzikle devam edelim. Bu albümün şimdiye kadar yaptığınız en iyi albüm olduğunu söyleyenler var. Kimi hayranlarınız sizi Türkiye’nin Pink Floyd’u ve Cahit Berkay’ı David Gilmour’u olarak niteliyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Estafurallah&#8230; bin kere estafurallah&#8230;</p>
<p><strong>FE: Kimisi de çok güncel mevzularda şarkı sözü yazmanızı eleştiriyor. Mesela, “Neden Nazım Hikmet’in o kadar bilinen şiirlerini yeniden şarkı yapmışlar?” ya da “Uluslararası olabilecek bir kariyerleri varken bunu, ‘mesaj vermek’ adına heba ediyorlar falan” diyenler var. İşte&#8230;</strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Ben o keratalara&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Ben sadece onların ne dediğini söylüyorum, ben söylemiyorum! </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Bunu aynen yazabilirsiniz! Ben o keratalara önce şunu soruyorum: “İnternet’ten bedava müzik indiriyor musun, indirmiyor musun?” Önce, samimi bir şekilde bunun cevabını versinler! Şimdi, dedim ya, ben iyi şarkı sözü yazan bir adam değilim, ama bazen oturuyor. Mesela, “Issızlığın ortasında”, belki şiir olarak çok müthiş bir şey değil, ama o ruhu, anlatmak istediği şeyi, ifade ettiğini düşünüyorum. Mesela, ben bu son üç albümde de, böyle matrak, bizim yok olmaya yüz tutmuş  bir “mani” geleneğimiz vardır, o mani geleneğini rock formatında yaşatmaya çalışıyorum. “Dinleyiverin gayri” vardır, o buna bir örnektir, Bu son albümde de “Kriz bastı”, taşlama. Nazım Hikmet’in “Haydarpaşa Merdivenleri”&#8230;</p>
<p><strong>FE: Bence müthiş olmuş o parça, benim için, albümün en sevdiğim parçalarından&#8230;</strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Mesela, “Bulutlar adam öldürmesin!” çok bilinen bir şiir, tamam onu kabul ediyorum, Zülfü Livaneli. Şimdi, ben aşağı yukarı taa 91’den beri, tüm anti-nükleer kampanyalarda en önde, bu konuda çalışan biriyim, çünkü 10 sene Almanya’da kaldım, Yeşil hareketinin başından taa 90’lara kadar içindeydim, birçok insanı da tanıyorum, Joshua Ficher de dahil olmak üzere. Anti-nükleer kampanyalar beni çok etkileyen birşey, bir aktivist olarak, aynı zamanda öyle bir kimliğim olduğunu düşünüyorum, ben senelerimi vermişim bu işe! Şimdi yine, bu berbat Rus firması ihaleyi kazanıyor, Akkuyu’da Sinop’ta kurulacak, her tarafta tesisler yapılıyor ve işte termik santraller, 70 tane, bunların yanında bir tepki verebilmek için “Bulutlar adam öldürmesin” benim için en sembolik şey!</p>
<p><strong>CB:</strong> Ben toparlayım mı? Şimdi bir kesim var, onların da aşağı yukarı kim olduğunu biliyoruz. Diyorlar ki, “Moğollar 1993’te tekrar bir araya geldikten sonra yaptıkları parçalarla bir politik istikamette gidiyorlar, Moğolların ruhunu, bilmem nesini bozuyorlar” falan gibi&#8230; Yani, istiyorlar ki suya sabuna dokunmayan, bir yoğurt gibi parça yapalım. Bu mümkün değil! Ya, eğer ben bir beste yapıyorsam, yahut bir şiir arayıp bulup bunu besteliyorsam, ben kendimi nasıl kandırırım? İçimden ne geliyorsa ben onu koyuyorum! Onlara da çok affedersin, halt yemek düşer!</p>
<p>Biz içimizden geldiği gibi müzik yapıyoruz, ister dinle, ister dinleme! Bir parça politik bir kurgu, zemin üstüne oturuyorsa o ben istediğim için, sen istediğin için değil! Grup arkadaşlarım da bunu sevdikleri benimsedikleri için bu albümde yer alıyor bu! Yani bu ucuz! Eleştirilere her zaman açığız ama böyle aptalca, böyle eline baltayı alıp da belden aşağı vururcasına eleştirilere, hiç bir şekilde pabuç bırakmam yani! Moğollar, gerçek bir rock grubudur, biz öyle içi boş&#8230; şimdi söylemeyim, örnek vermeyim! Biz, yaşamdan etkilenerek müzik yapıyoruz, yaşamda neyi yaşıyorsak! Son cümle: Biz, gerçek bir rock grubuyuz ve muhalifiz! Muhalif olmamızı istemeyenler kendileri gibi olmamızı istiyorlardır, ben Özal çocuğu değilim!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Gerçek bir rock grubu derken, bu topraklardan yoğrulmuş bir rock grubu, yani bu evrensel değildir anlamına gelmiyor! Ulusalcı bir rock grubu değil, evrensel, ama buradan beslenmiş, binlerce yıllık kodları da taşıyan bir grup! Benim bu son yıllarda oluşan, bu Issız Adam filminden sonra, eski 45likler, 60’lar, 70’ler gibi bir moda var; o yılların suya sabuna dokunmayan, eğlenceli hafif duygusal şeyleri insanlar tarafından çok seviliyor. Sevilmesinin nedenlerinden birisi de hafif hafif gülüyorlar: ‘Aaa ne kadar safmış, ne kadar salakmış!’ diye.</p>
<p>Hani bugünün bir mizah anlayışı var ya, İnternetin getirdiği&#8230; herkes herkese, herkesle dalga geçebilir şeklinde&#8230; Ama “satire” denilen eleştirili mizahın da bir dengesi var! Onu yapan Frank Zappa, son derece entellektüel, ne olup bittiğini dünyada iyi bilen, bunu da çok iyi yapan birisi! Onun arkasına bir birikim gerekli, böyle önüne gelen, ha, ha ha, hi hi diye birileriyle dalga geçerse ki, bu son yıllardaki mizahçıların da getirdiği birşey! Çok kabiliyetli insanlar ama öyle fütursuzca herşeyi aşağılabilirsin, aşağılama serbest tarzında bir şey oldu&#8230; Bu çok yüzeysel bir şey, çok tahripkâr bir şey! Mizah, arkasında derinliği olan bir şey olması lazım, neye ne zaman, nasıl dokunacağını iyi bilmesi gerekir ama işte bu yaşanan yıllar&#8230;bu İnternet kültürünün de getirdiği birşey. İşte, kendi takıntıları olan, kendiyle sorunlarını halledememiş olan bir çok insan, bunu bir rahatlama yolu, karşısındakini aşağılayarak, dalga geçerek kendini sorunlarından kaçma yolu olarak kullanıyor, bu da kolay bir şey değil, bu da geçici bir şey bence!</p>
<p><strong>FE: Peki, </strong><strong>“</strong><strong>yandaş ve karşıdaş” medyada  yer buluyormusunuz Moğollar olarak?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Buluyoruz.</p>
<p><strong>CB:</strong> Şimdi buna bir akademik gözlüğüyle bakarsak herkes kendi fikrini söylesin, ama kendi fikrini söylerken gerçekleri görmemezlik ya da gerçekleri saptırmak, bu yanlış! Şimdi, “yandaş”, “muhalif” bir de “mülayimler” var, bizim şarkıda da geçiyor bu. (Gülüşmeler) Bu dönemde mülayim olmak ‘yağdanlık’, yani erk kimin elindeyse, güç kimin elindeyse ona yandaş olmak! Bu, samimiyetsizliğin kaypaklığın dik alasıdır. Yandaş söylesin, ben ona çok kızmıyorum! Asıl kızdığım, eğer iktidar değişirse ondan sonra, o yandaşlar kimlik değiştirirlerse, öbür tarafa dönerlerse, işte  o zaman samimiyetsizlik ortaya çıkar. Yoksa herkes istediği fikri düşünceyi söylesin, ona saygı duyuyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Öyle de olmalı zaten, eğer demokrasi deniyorsa her kesimden, her karşıt görüşün ortaya çıkması gerekir, ama bundan rahatsız olmamak gerekir. “Bu adam benim fikrimi savunmuyor, bana karşı çıkıyor” deyip de onu aşağılamak için, onu yoketmek için manipülasyon yapma noktasına gelmemeli, işte orada durabilmeliyiz! Ben açıkçası, kişisel olarak söyleyim, hepsinin dışında izliyorum sadece! Yani, yapacak başka bir şey yok ki! O zaman, iki taraf da bana kızıyor: “Sen niye böylesin, sen niye şöylesin?” Hayır ben böyleyim, sen işine bak! Bunları biz çok gördük, manipülasyona gelemem! Beni kimse kandıramaz! Dikkatlice izliyorum sadece, çünkü herkes oyun oynuyor, manipülasyon yapıyor karşılıklı. Samimi olanları destekliyorum, saygıyla karşılıyorum, isim vermek gerekmez ama hakkaten var o tip insanlar, ama bir de oynayanlar var! Çok kötü manipülasyonlar da yapılıyor, insanları yok etme pahasına, hayatlarını kaydırma pahasına manipülasyonlar yapılıyor, bunlar bu dönemin gerçeği demek ki! Ama bunların sürekli olmayacağını biliyoruz!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CB:</strong> Bir Ergenekon olayı yaşanıyor, tabii ki biz 68 kuşağından gelenler olarak hem 70li yılları hem 80li yılları yaşamış insanlar olarak hirbir şekilde bir darbe olayına taraftar olamayız, ama bir darbe olayı saptırılıyorsa&#8230; Bir şeyler gizleniyor. Ortaya gayet somut birşeylerin konması lazım. Ben şimdi bekliyorum o somut şeyleri, şimdi mahkemeler devam ediyor tabii, göreceğiz! Mesela, birtakım insanlar suçsuz olurlarsa bu devlet onlardan özür dileyecek mi?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FE: Bir de medya öyle ki&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÖ:</strong> Temelinde medya var zaten, savaşlar karşılıklı. Bu, biraz şeye benziyor, Red Kit’de ‘altına hücum’ hikayesinde uzun burunlularla koca kulaklılar vardır. Gece giderken uzun burunlular gidip koca kulaklıların tekerleklerini kesiyorlar filan, bunu anlamamak için aptal olmak lazım&#8230;(Gülüşmeler)</p>
<p><strong><em>Bu röportaj, Yeni Harman Dergisi&#8217;nin Şubat 2010 sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><strong><em> Copyrights@Filiz Elasu</em></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<br /> Tagged: <a href='http://filizelasu.com/tag/anadolu-pop/'>Anadolu Pop</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/anadolu-rock/'>Anadolu Rock</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/baris-manco/'>Barış Manço</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/cahit-berkay/'>Cahit Berkay</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/cem-karaca/'>Cem Karaca</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/emrah-karaca/'>Emrah Karaca</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/engin-yorukoglu/'>Engin Yörükoğlu</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/mogollar/'>Moğollar</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/mogollar-muzik/'>Moğollar müzik</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/mogollar-tarihce/'>Moğollar tarihçe</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/serhat-ersoz/'>Serhat Ersöz</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/taner-ongur/'>Taner Öngür</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/umut-yolunu-bulur/'>Umut yolunu bulur</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/utku-unal/'>Utku Ünal</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/316/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/316/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/316/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/316/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/316/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/316/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/316/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/316/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/316/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/316/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=316&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2010/04/08/biz-gercek-bir-rock-grubuyuz-ve-muhalifiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://filizelasu.files.wordpress.com/2010/04/mogollar-300x300.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">moğollar-300x300</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Nowheristan&#8221; İmparatoru: Michel Elefteriades</title>
		<link>http://filizelasu.com/2010/02/02/nowheristan-imparatoru-michel-elefteriades/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2010/02/02/nowheristan-imparatoru-michel-elefteriades/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 13:40:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Harman Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alem Magazin Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Beyrut gece hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin-İsrail sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Hizbullah]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan iç savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik Hall]]></category>
		<category><![CDATA[Michel Elefteriades]]></category>
		<category><![CDATA[Nowheristan]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Elasu, Arap Dünyası’nın ünlü simalarından Nowheristan İmparatoru Michel Elefteriades’le Yeni Harman için görüştü. Çok özel fotoğraflar eşliğinde, çok özel bir röportaj&#8230; İktidar, bir “kıyafet balosundan” başka bir şey değil! Siz Arap Dünyasının ünlü müzik prodüktörlerinden birisiniz, Dünya müzik çevrelerinde iyi tanınıyorsunuz, Elef Müzik Şirketinin kurucusu ve sahibisiniz, tüm bunların dışında kitaplarınız, şiirleriniz var, şarkı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=247&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#0000ff;">Filiz Elasu, Arap Dünyası’nın ünlü simalarından Nowheristan İmparatoru <strong>Michel Elefteriades</strong>’le Yeni Harman için görüştü. Çok özel fotoğraflar eşliğinde, çok özel bir röportaj&#8230;</span></p>
<h2>İktidar, bir “kıyafet balosundan” başka bir şey değil!</h2>
<p><strong>Siz Arap Dünyasının ünlü müzik prodüktörlerinden birisiniz, Dünya müzik çevrelerinde iyi tanınıyorsunuz, Elef Müzik Şirketinin kurucusu ve sahibisiniz, tüm bunların dışında kitaplarınız, şiirleriniz var, şarkı yazarısınız, ressamsınız, bölgenin önemli aktivist ve entellektüellerindensiniz, iş adamı, bir eş ve babasınız ve ayrıca Nowheristan’ın İmparatorusunuz, hem de sadece 39 yaşında, doğru mu?</strong></p>
<p>Evet, 39.</p>
<p><strong>Tüm bunları nasıl beceriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>15 yaşında başladım. Sanırım bazı şeylerde oldukça iyiyim, bilemiyorum&#8230; Örneğin, prodüktörlüğü iyi yapıyorum fakat, diğer şeylerde öyle değil! İyi bir prodüktörüm ama iyi eş değilim!<span id="more-247"></span>Yani listedeki her şeyde eşitlik yok! Üstelik politika başımı çok belaya soktu&#8230; Bazı insanlar politikaya giriyor, yüksek mevkiler ediniyor! Benim politikaya giriş nedenimse ülkeden kaçmak zorunda kalmam, süikast teşebbüsleri, arkadaşlarımı kaybetmek gibi pek hoş olmayan tecrübeler&#8230;Zaten politikada kim başarılıysa, mutlaka bir kokuşmuş yanı vardır diye düşünüyorum! Hatta ne kadar kokuşmuşsanız o kadar yükselme şansınız var&#8230; Bu yüzden dünyayı değiştirmeye çalışıyorum. Benim için politikanın tek anlamı bu&#8230; Sistemin bir parçası olmak değil&#8230;</p>
<p><strong>Dünyayı değiştirmek istiyorsunuz, bu sizin geçmişinizle, aile köklerinizle ne kadar ilintili? Rum kökenli Lübnan vatandaşısınız, kişiliğinizde ailenizin etkisi nasıl?</strong></p>
<p><strong> </strong>Kimse yaşadıklarından kaçamaz! Nasıl yetiştirildiğimiz, aile tarihimiz, çevremiz, çocukken yediğimiz yemek, dinlediğimiz müzik her zaman genlerimizde, bilinçaltımızda! Bundan kaçış yok&#8230; Ailemin üzerinde farklı etkenler var; aralarında en güçlü olanı sanırım Rum olmak, fakat, son derece Arap da aynı zamanda. Nihayetinde Lübnan’da yetiştirildim! Lübnan yemekleri yiyip diğer Lübnanlı çocuklarla Arapça konuşuyordum. Bu anlamda, kendimi iki kültürün ürünü olarak görüyorum. Hatta üç! Çünkü annem- babam, her ikisi de Fransa’da okumuş oldukları için, bizimle Fransızca konuşurdu. Biz bir Fransız okulunda okuduk&#8230; Arapça herhangi bir ders gibiydi orada&#8230; Matematik veya Kimya gibi..bir Arap ülkesinde olmamıza rağmen!</p>
<p><strong>Bu durumda Türkiye’deki bazı kesimlerle aynı tecrübelere sahipsiniz, bugün üniversite öğrencisi olan kimi gençler arasında hayatında hiç Türkçe roman okumamış olanlar var. Ana okulundan başlayıp üniversite eğitimlerinin sonuna kadar özel Fransız, Amerikan, Alman okullarına gittiklerinden&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong>Evet, biliyorum. Çocukları Amerikan okullarına giden Türk arkadaşlarım var. Çocuklar o okullarda Amerikalı olduklarını düşünerek yetişiyorlar, hocaları Amerikalı olduğu için Amerikan aksanıyla konuşuyorlar, Amerikan yemekleri yiyor, Amerikan televizyonu seyredip, Amerikan gençleri gibi davranıyorlar.</p>
<p>İnsanın bir yerde olup orada, bir baloncuk içinde yaşaması çok yazık! Aslında, USA’de yaşamak isteyenler oraya gitmeli! Bu, Lübnan için de geçerli&#8230; O kadar çok insanın aklı başka yerde ki! Böyleleri her zaman şikayet durumlarında, ülkenin mentalitesinden hiç bir zaman mutlu değiller&#8230; Başka bir ülkenin mentalitesiyle yetiştirilirsen tabii ki bulunduğun ülkeninkiyle uyum içinde olamazsın!</p>
<p><strong>Peki, biraz Nowheristan’dan bahsedelim! İmparator olmak nasıl bir şey? Size, yoksa, “Sayın Majesteleri” ya da “Ekselans” diye mi hitab etmem gerekiyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bir keresinde BBC benimle röportaj yapmak istedi, o zaman gazeteciyi bana “İmparator Hazretleri” diye hitab etmeye zorladım, ancak bunu her zaman yapmıyorum! Duruma ve gazeteciye göre değişiyor&#8230; Genelde bir imparator gibi giyiniyorum, kıyafetlerim özel olarak dikiliyor. Mesela, eski bir Osmanlı kaftanı satın aldım, tüm nakışlarını çıkartıp yeniden yaptırdım, yeni işlemeler koydurdum. Bazı kostümlerimi özel olarak Hindistan’da yaptırıyorum. Makam arabam var; tamamiyle benim için kocaman, siyah bir limuzin, kraliyet arabası haline dönüştürüldü. Çok büyük, mat siyah, özel ahşap ve pirinçle dekore edilmiş muhteşem bir araba.</p>
<p><strong>Her zaman kullanıyor musunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Büyükelçiliklere, başkanlık saraylarına davet edildiğim zaman. Nowheristan’a ait bir bayrağımız var, yolu açmak için özel motorsikletli bir korumanın eşliğinde gidiyoruz.</p>
<p><strong>Bu, bir tür performans mı sizin için? Rolünüzün bir parçası mı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır, sadece, bu davranışımım, İngiltere Kraliçesi’nin kraliçe olduğuna inanmasından daha “absürd” olmadığını düşünüyorum! Hatta, İsveç Kraliyet ailesi dahi, Napolyo’nun askerlerinden olup bir sabah uyandığında kendini İsveç Kralı ilan eden birinden geliyor&#8230;Demek istediğim, iktidar bir tür “kıyafet balosundan” başka bir şey değil, bir tiyatro! İnsanlar devlet başkanı olduklarını söyledikleri için devlet başkanı olduklarını düşünüyorlar; devlet başkanı olduklarını söylüyorlar; çünkü bir cumhuriyet kurulmuş, o cumhuriyet kurulduğu zaman onun başı olmuşlar&#8230;</p>
<p>Ben de ülke yaratmış durumdayım, 62 bin vatandaşım var ve hepsi de İmparatorları olduğumu düşünüyor, o halde imparatorum! Bir bayrağım var, anayasam var, halkım var, herşeyim var! Monoko Prensi Albert’ten, Liechtenstein Prensinden daha fazla sayıda tebaam var.</p>
<p><strong>Varolan iktidar ilişkilerini reddeden bir tür sorgulama mı sizinki?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır, ben onların hepsini yutmak istiyorum! Uzun vadede hepsini yutmak! Nowheristan tüm diğer ülkeleri yiyip yutacak bir ülke, çünkü onların vatandaşlarını ellerinden alıyorum. Mesela Türkiye’de 3000 Nowheristan vatandaşı var, bir dolu Nowheristanlı.</p>
<p><strong>İçlerinde tanıdıklarımız var mı?</strong></p>
<p>Hayır, çok ünlü değiller! Sadece, burada, İstanbul’da yaşayan bir Lübnanlı çok ünlü, Fadi Nahas. Tüm dünyada ‘muz kralı’ olarak tanınıyor, dünyanın en büyük muz tüccarlarından.</p>
<p><strong>Sınırlarınız yok, öyle mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır, sınırlarımız yok, çünkü tüm gezegen bizim! İlk basamak Nowheristan (Hiçbiryeristan), sonra Everywheristan (Heryeristan) olacak. Ben Nowheristan’ı ilk kurduğumda hiç bir yerdeydi ve tek kişiden oluşuyordu. Şimdi ise devamlı büyüyor ve 10, 20 yıl sonra her yerde olacak. Bir ülkede Nowheristan vatandaşları büyük bir yüzdeye ulaştığında, oradaki hükümeti düşürmek için sivil itaatsizliğe çağıracağım onları. Mesela, Fransa’da, Fransız halkının yüzde 30-35’i Nowheristanlı olduğunda Fransız hükümetini düşürüp, Fransa’yı ele geçireceğiz.</p>
<p>Şimdiye kadar insanlığa ‘doğru’ diye yutturulmuş pek çok şey aslında doğrudan birer “sapma”! Sınırlara ihtiyacımız yok, artık geçersizler&#8230;Milli gelire, GDP’lere ihtiyacımız yok. Ekonomi küreselleşmeli ve her yerdeki zenginlik, Nowheristan zenginliği olmalı! Yani, iyi bir doktor her yerde aynı parayı kazanmalı, Narobi’de, Newyork’da ve Çin’de, heryerde&#8230;Şu an, İsviçreli bir aptal, Somalili bir dahi’den çok daha iyi yaşıyor. Somali’deki dahinin okuma imkanı, parası yokken, geçinebilmek için sokakları ve tuvaletleri temizlemek zorundayken, İsviçreli aptal zorla okutularak son derece iyi bir hayat sürebiliyor.</p>
<p><strong>Şimdiye kadar sivil itaatsizlik için çağrı yaptınız mı?</strong></p>
<p>Hayır, çünkü henüz sırası değil. Sadece Lübnan’da halka vergi ödememeleri için çağrıda bulundum çünkü kamu borçları dayanılmaz ölçüde ve Lübnan bankalarıyla büyük sorunlar yaşıyoruz. Beni tutuklamak istediler, Başbakan televizyona çıkıp benim kaçığın teki olduğumu ve halka beni dinlememelerini söyledi.</p>
<p><strong>Nowheristan halkı sizi Lübnan’da dinliyor mu?</strong></p>
<p>Tüm Lübnan halkı beni dinler! Hatta benimle hemfikir olmayanlar dahi dinler, bana kulak verirler. Çünkü Lübnan’da kim olduğumu, şimdiye kadar neler yapmış olduğumu, beni kimsenin ve hiç bir şeyin satın alamayacağını, sadece konuşan değil, ayakları da yere basan biri olduğumu biliyorlar. Herkesin bana saygısı var.</p>
<p><strong>15 yaşında aktif politik hayata atıldınız, Lübnan iç savaşına “aşırı sol bir örgüt” lideri olarak katıldınız? Ne tür bir “aşırı” lıktı bu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Benim için “aşırı” değil ama, bazıları yaptıklarıma katılmıyor&#8230; sadece benim yazmadığım nitelemelerden biri. Aşırıydık çünkü komünizm ve anarşizm arasında bir yerdeydik, çünkü silahımız vardı, savaşıyorduk, savaş sırasıydı. Öyle gösterilere gidip bayrak yakmak gibi birşey değil yani&#8230;</p>
<p><strong>Silahınız var mıydı? Kullandınız mı?</strong></p>
<p>Evet, vardı. 1500 kişilik bir örgüttü ve çatışmalarda en baş saflardaydım. Savaş zamanında öyle evde oturup emirler veremezsiniz, kimse sizi ciddiye almaz, diğerleriyle mevzide olmanız gerek.</p>
<p><strong>Çok ölen oldu mu, siz kimseyi öldürdünüz mü?</strong></p>
<p><strong> </strong>Kimse savaşa kedilere ateş etmek için gitmez, tabii ki insanlara ateş ediyorsunuz! İnsanlar sanıyorki birini vurmak ya da savaşa katılmak için canavar olmak gerek.</p>
<p>Bence herkes, birgün, kendini bir savaş alanında bulabilir, ateş edebilir veya öldürebilir! Fark, ahlaklı biriyle, ahlaksız arasında&#8230;Ahlaklı kişi sadece silahı olan birine ateş eder ya da savaş alanında saldırır, diğerleri ise sivillere saldırır, katliamlar yapar, insanları uyurken, silahsızken öldürür. Kendini savunmak için öldürmekten, ırzına geçerek öldürmek, kadın ve çocukları öldürmeye kadar bir dolu çeşit var&#8230;Savaşa katılanların hepsini aynı kefeye koyamazsınız; bunların kimisi insani değerleri savunan kahramanlar, kimisi ise öldürmekten zevk alan paralı askerler, orospu çocukları&#8230;</p>
<p>Barış zamanı “Ben pasifistim” demek kolaydır! Bazıları “Ben silahlara karşıyım, ben şiddete karşıyım!” der ama birileri senin evine saldırıyorsa, evinde en sevdiklerin, yakınların varsa ve sen bu kişilere karşı koymayıp “Ben şiddete karşıyım!” diyorsan, sen “aptal” ve “korkaksın” demektir!</p>
<p><strong>Peki bu durumda, terörist olarak nitelenen gruplar için ne diyeceksiniz, özellikle 70-80’lerde kimi gruplar devrim adına, kimi ezilen halklar adına eline silah aldı, ya da gerilla savaşı başlattı?</strong></p>
<p><strong> </strong>Durumdan duruma değişir, hepsini aynı etiket altına koyamayız. Kocasına ihanet eden her kadın orospu mu? Hayır, duruma göre değişir. Fransız direnişçiler, Güney Amerikalı yerli gruplar&#8230; onların hakkı var diye düşünüyorum ama Bask için aynı şeyi söyleyemem&#8230;İspanya’da bomba patlatıp sivilleri öldürmek ya da buradaki Kürt grubun yaptığı&#8230;Hayır, bunun doğru olduğunu düşünmüyorum!</p>
<p><strong>Farzedelim kafayı bozdunuz ve olmadık işler yapıyorsunuz! Nowheristan halkı size karşı silaha sarılsa ne yaparsınız?</strong></p>
<p><strong> </strong>Nowheristan’da imparatorun hiç bir rolü yok, sadece halkı aydınlatmak&#8230;İktidar, hiç bir zaman tek bir kişinin tekelinde olmamalı. Nowheristan’ı yönetecek olanlar yaşlılardan oluşan 600 kişilik 2 senato, biri dünyanın bir ucunda diğeri öbüründe. 60 yaş üstü dünyanın en müthiş beyinlerinden, en iyi doktorlardan, mühendislerden, mimarlardan, felsefecilerden, tarihçilerden kurulu bir senato. Kararları onlar alacak, görevlerinde 4 sene kalacak ve imparatorları dahi hapse gönderebilecekler.</p>
<p><strong>Bilim-kurgu filmleri gibi biraz!</strong></p>
<p><strong> </strong>Aslında hayatın kendisi bilim-kurgu. Bizim şimdi yaşadıklarımız 100 sene önce yaşmış olanlar için bilim-kurguydu! Zaten Einstein, ‘Eğer bir fikir kulağa en başta absürd gelmiyorsa, ondan hayır gelmez!’ der. Bu, bütün absürd fikirlerin iyi olduğu anlamına gelmez tabii!</p>
<p><strong>Sanırım, eski Yunan filozoflarından Plato da, ülkeyi yönetecek olanların ancak uzun bir eğitimden sonra 50’li yaşlarda bu göreve hazır hale gelebileceğini söylüyordu.</strong></p>
<p><strong> </strong>Kesinlikle&#8230;gençlik çok tehlikeli! İnsan kendini bir şey sanıyor gençken. 39 yaşındayım ama kafamın içi 60 gibi. Yaşlı bir adam gibi yorgunum. 15 yaşımda evden ayrıldım, savaş gördüm, 15 yaşındayken insanlar gözlerimin önünde öldü. En ön saflardaydım, insan doğasının ne kadar zalimleşebileceğini gördüm, aynı lokmayı paylaştığın insanların seni para için nasıl satabileceğini, para için insanların arkadaşlarını ihbar edip ölümlerine sebep olabileceğine&#8230; İnsan doğasının nasıl iğrenç olabileceğini gördüm!</p>
<p><strong>Çok kötümser değil mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Göstermemeye çalışıyorum ama düşündüğünden daha fazla&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Umarım bir gün değişir!</strong></p>
<p><strong> </strong>Kötümserim ama büyük hayranlık duyduklarım da var. İnsan doğası çok elastik! Sorun, bu elastikliğin daha çok aşağı doğru olmasında. Ancak bazen, Nietzche’nin ‘Üstinsan’ı gibi mükemmel insanlar da gördüm, özellikle savaş sırasında. İnsanlık, inanılmaz müthiş şeyler yapabilecek kapasitede, ama her bir milyon davranış içersinde sadece küçük bir tanesi aydınlatıcı! Daha çok olmalı.</p>
<p><strong>Lübnan’daki siyasi gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Hizbullah, Koalisyon hükümeti, dış güçler, Suriye, İsrail?</strong></p>
<p><strong> </strong>İsrail, tarihi bir hatadır, bir ülke değil tarihi bir hata! İsrail, Avrupalıların kendi vicdan azaplarını Araplara ödetmelerinden başka bir şey değildir! Avrupalılar, suçluluk duygularını, İkinci Dünya Savaşı sırasında olanları, kendi ceplerinden ödeme becerisinde olmadıklarından, hatalarının faturasını, Filistin kanı ve Arap dünyasının ıstırabıyla ödemekteler&#8230;</p>
<p>Nasıl bir savaşçıyla haydutu aynı etiket altında değerlendiriyorlar, İslamcılık da öyle bir etiket! Fakat, biz İslamcılardan korkmamalıyız!Tüm İslamcılar Bin Laden değil, Bin Laden aptalın teki! Ama Arap dünyasında bir dolu harika İslamcı var. Bu insanlar bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorlar, Amerikan politikalarını uygulamaya çalışmıyorlar, maşa değiller, yoz değiller, rüşvetçi değiller&#8230; Onlardan korkmamalıyız, arkadaş olmalı, anlatmaya çalışmalıyız. Ben bunu yapıyorum. Bana çok yakın Hizbullah yanlısı insanlar, arkadaşlarım var. “Ben sizin karınızı bikini giymeye zorlamıyorum, sizde, benim karım bikini giymek isterse karışmayın!” diyorum. Hizbullah’ın yaklaşımı da bu, ve sanırım bu yüzden Lübnan’daki Hristiyan nüfusun yarısı onları destekliyor, oy veriyor. Bu, büyük bir gösterge.</p>
<p>Sanırım Arap dünyasının problemi, başka bir alternatifin olmaması, bu yüzden de pekçok genç, hatta en parlak gençler İslamcılara gidiyor. Geri zekalı Amerikan televizyonunu seyredip Amerikalı olmayı hayal etmek ve hamburger yemekle, Arap eğlence programlarını seyredip silikonlu kızları izlemek, şu ya da bu Şeyhin yanında Dubai’de çalışma hayalleri kurmak dışında, üçüncü bir alternatif yok! Bu yüzden de en ilginç, en parlak insanlar İslamcı oluyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin AKP Hükümeti hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bence harikalar, yaptıkları çok iyiydi!</p>
<p><strong>Hangisi? Neyi kastediyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu, politika değişimini. Türkiye bugün bir kaç yıl öncesine göre çok daha güçlü bir ülke! Tüm Arap liderleri Amerikalıların önünde dalkavukluk ederken, Türkiye bugün Arap dünyasında bir kurtarıcı gibi görülüyor. Başbakanınızın Davos’ta yaptığı Araplar için çok büyük bir şeydi!</p>
<p><strong>Kimisi bunun tamamiyle bir şov olduğunu, bu coğrafyada yükselen Amerika karşıtlığı dolayısıyla, Türkiye’nin Amerika’nın çıkarları doğrultusunda bu rolü üstlendiğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>Ben insanları genelde, gelecek planları yerine, CV’lerine bakarak yargılarım. Bence temiz bir geçmişleri var. Her gün ne yaptıklarını takip etmiyorum ama, son yıllarda neler gerçekleştirdiklerine bakıyorum. Mesela, Ermenistan’la olan gelişmeler, Avrupa’yla olan durum! İnsanlar kendi kültüründen, kim olduklarından utanmıyor! “Biz müslümanız ama aslında değiliz, Doğuluyuz ama Avrupalıyız!” şizofrenisini yaşamıyor artık! Bence bu harika!</p>
<p><strong> </strong><strong>Bu durumda, Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni rolünü olumlu buluyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Herkes farketti ve bence çok açık! Mesela, ben şimdiye kadar Lübnan’a gönderilen en az 5 Türk Büyükelçisini tanıdım ama Lübnan’ın yeni Türk elçisini görmelisiniz! Kesinlikle ağır siklet! Şimdiye kadar gönderilenler sadece yer doldurmak içindi sanırım ve iyiler Amerika, Fransa, İngiltere gibi ülkelere gönderilirdi. Şimdi ise, bu coğrafyada bir şey yapabilmek için Suriye’ye, İran’a, Ermenistan’a bakmaları gerektiğini, sadece Amerika, İngiltere ve Almanya’yla bu işin yürümeyeceğini anladılar diye düşünüyorum. Mesela, dediğim bu yeni büyükelçi, Arapça, Farsça konuşuyor, rolünün farkında, toplantılar, görüşmeler yapıyor.</p>
<p>Daha önce Lübnan, Amerikalıların, İsrail yanlılarının ve Süriye’nin kararına bırakılmıştı. Şimdi, Türkiye girdi işin içine ve son derece iyi oldu. Unutmayın, Osmanlı diplomasisi, dünyanın en iyi diplomasisiydi, hoşunuza gitsin ya da gitmesin! Hatta Mustafa Kemal size “Osmanlı bitti, Osmanlı’yı çıkar at” demiş de olsa, bilinçaltınızdan çıkarıp atamazsınız, o hala sizin kültürünüzde, sizin teknik bilginizde, dilinizde, her yerde&#8230;Hala bir rol oynayabilir ve biz bir rol oynamasını istiyoruz! Hatta, bir zamanlar işgal altında yaşamış insanlar dahi, yeniden, en azından küçük bir rol oynamasını istiyor. Çünkü, Amerikalılar kadar hasar kimse veremez! Amerikalılar bir yerde bir rol üstlendiğinde, Bağdat’ı, Afganistan’ı, Lübnan ve İsrail’i yaratıyorlar! Çünkü bilmiyorlar, mentaliteyi anlayamazlar. Bu coğrafyanın mentalitesini Araplar dışında Türkler kadar kimse iyi anlayamaz!</p>
<p>Araplarla Amerikalılar arasındaki fark, Marslılarla Dünyalılarınki gibi.  Irak ve Afganistan’da bir şey başlattılar ama kontrol edemiyorlar. Bugün Taliban eskisinden daha güçlü, tüm sistemi mahvettiler! Şu an, Pakistan gibi nükleer gücü olan bir ülkede, Pakistan ordusu Taliban’a dönüşmeye başladı. Osmanlı, böyle bir şeyi asla yapmazdı!</p>
<p><strong>Lübnan’da politik hayat iç savaş tecrübesinden nasıl etkileniyor? Tüm partilerin kökeni savaş sırasındaki örgütlere dayanıyor, bu onların yapısını, genel tavrını etkilemiyor mu?</strong></p>
<p><strong> </strong>Lübnan farklı toplumlar tarafından kurulmuş bir ülke. Bu toplumlar, katliamlardan, yıllardır Orta Doğu’da onlara uygulanmış olan eziyetlerlen kaçmak için bu dağlara gelip saklandılar: Ermeniler, Rumlar, Kaldeniler, Süryaniler, Dürziler, Şiiler&#8230; Onların, normal bir ülkedeki gibi, cumhurbaşkanını oylamayla seçmesini bekleyemezsiniz. Cumhurbaşkanının Maroni Hristiyan, başbakanın Sunni, meclis başkanının Şii olduğu böyle bir oyun yaratıyorsunuz işte! Aslında tüm bu toplumların dışarda bir patronu olmasa, pekala işleyebilir sistem ama maalesef öyle değil! Kimisi İran için çalışıyor, kimi İsrail için, kimi Suriye için&#8230;</p>
<p><strong>Tüm politik partilerin etnik ya da dini köken üzerine kurulu olduğu bir sistemde, bunların hiçbiriyle kendini tanımlamayan seçmen ne yapıyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Ben, kendini hiç bir şey üzerinden tanımlamayanlardanım! Önümüzdeki seçimlerde Nowheristan listesi çıkaracağım, kimin hangi toplumdan, hangi dinden olduğu bilinmeyecek. Bunlar aşılmış olacak.</p>
<p><strong> </strong><strong>Lübnan, jeopolitik olarak önemli bir ülke. Mesala, Suriye veya İran’a karşı Amerika herhangi bir şeye girişmeye kalksa, Lübnan’da olması gerekiyor!</strong></p>
<p><strong> </strong>Lübnan’ın bir deneme çiftliği, bir labaratuvar olduğunu hepsi biliyor. Yani, küçük ölçekte, vitro denemeler yapılıp, kim güçlü kim güçsüz, kim Batı için iyi, keşfedebiliyor.</p>
<p><strong>Eğer durum böyleyse, ülkeye gelen gidenin haddi hesabı olmayıp, her taraf ajanla kaynıyor olsa gerek!</strong></p>
<p><strong> </strong>Öyle! Çoğu zaman&#8230;hepsi orada. Herkes tarafından gönderilen bir dolu insan var&#8230; devlet dairelerinden, CIA’den. Hepsiyle görüşmeler yapıyorum.</p>
<p><strong>Kimlerle?</strong></p>
<p><strong> </strong>Aklına kim gelirse, her taraftan gönderilmiş insanlarla: Ruslar, Amerikalılar, İranlılar&#8230; hepsi benim Salon’a gelir!</p>
<p><strong>Nasıl bir Salon?</strong></p>
<p><strong> </strong>Adı Ütopya. Aşağı Beyrut’ta. Özel bir buluşma yeri. Benim salonum! Halka açık değil, davetli olmanız gerekiyor. Orada büyükelçilerden tutun, başbakanlara, eski devlet başkanlarına kadar, yurtdışından Lübnan’a gelen tüm önemli kişileri, ağırlıyorum.</p>
<p><strong>Bir tür arabuluculuk mu yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong>Bazen anlaşmalar, pazarlıklar yapılıyor, bazen toplantı odasının dışına çıkmamı istiyorlar benden&#8230; hepsi benim orada oluyor&#8230;Bazen bir şeyde anlaşamadıklarında ya da daha önce söylenmiş bir şeyi hatırlatmak istediklerinde “Michel’e sor” diyorlar. İlginç toplantılar&#8230;Dünya’nın nasıl yönetildiğini görüyorsunuz, kararların nasıl alındığını&#8230;</p>
<p>Mesela şu an, Lübnan’daki Ermeni toplumunu ikna etmek için küçük bir rolüm var sanırım! 80 yıl önce olanları nasıl geride bırakabileceğimize dair&#8230; Bence, insanların artık anlaması gerekiyor; 2010 yılında, 80 yıl önce olanlara bakarak, şimdi kim iyi, kim kötü diye karar veremeyiz. Savaş zamanı, suç her kesim tarafından işleniyor. Benim de tüm ailem öldürüldü. Aziz Chrysostomos Kalafates, İzmir Metropol Patriği benim büyük amcalarımdan, dedemin amcası&#8230;Ama ben o zaman olanlar için, 2010 yılında yaşayan genç Türkleri suçlamıyorum. O zamanı yaşamış insanların hepsi şimdi ölü ve gerçek, ailelerimizin bize anlattığı gibi değil! Benim dedem “Türkler geldi ve bizi öldürdü” derdi. Hayır, böyle olduğunu sanmıyorum. Ermeni arkadaşlarımın dedelerinin fotoğraflarını görüyorum, hepsinin elinde tüfekler! Bu tüfekler avlanmak için değil, Türklere ateş etmek için kullanılıyordu! Bir ülkede yaşayıp orayı ele geçirme hayalleri kuramazsınız, orayı alıp Çar’a ya da Fransızlara veremezsiniz!</p>
<p><strong>Biraz da ünlü Beyrut gecelerinden bahsedelim! Siz Beyrut’un en ünlü gece klüplerinden birinin, Müzik Hall’ün sahibisiniz. Neler oluyor orada?</strong></p>
<p><strong> </strong>Müzik Hall’ün dünyada eşi olmayan bir konsepti var; her gece 13-14 grup çıkıyor, aralarda DJ’ler var, her grup 2-3 parça çalıyor arada DJ, yani hiç durmaksızın canlı müzik var.</p>
<p><strong> </strong><strong>Beyrut gece hayatı çok ünlü? Niçin? Ne tür çılgınlıklar var?</strong></p>
<p>Doğrusu ben o tür yerlere gitmiyorum. Kendi gece klübüm var ve oradayım, o da son derece düzgün bir yer! Bu imaj, daha çok, Lübnan’ın Arap ülkeleri içersinde tek rahat ülke olmasından kaynaklanıyor. Yoksa Ibıza kadar çılgın bir yer değil, muhtemelen İstanbul’dan bir farkı yok!</p>
<p><strong> </strong><strong>VIP odanız var mı, kimler geliyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hayır yok, herkes gelebilir. Son derece pahalı ve nezih bir yer, her yerden bir dolu ünlü insan geliyor. Mesela geçen yılbaşı, karısıyla birlikte Sting geldi. Ünlü sanatçılar, artistler, örneğin Cahtrene Deneuve gibi kişiler geliyor. Tatillerinde geliyor, bir-iki gece kalıp gidiyorlar. Dünyanın en iyi klüpleri listesinde&#8230; CNN gibi pek çok televizyon kanalı gelip klüp hakkında röportaj yaptı. Bu sene ünlü İtalyan Rock yıldızı Zuchero gelebilir.</p>
<p><strong>Plak şirketinizde Tony Hanna, Jose Fernandez, Chehade Brothers, Demis Roussos gibi dünyanın her yerinden müzik grubu ve sanatçı var. Tercih ettiğiniz bir müzik türü var mı ve Türkiyeli müzisyenlerle çalışmak gibi bir projeniz var mı?</strong></p>
<p>Benim için sadece iyi müzik var! İyi müzik de zaten her yerde. Her tarzın, her medeniyetin, her müzik akımının içinde iyisi var, bunun sınırları yok. Daha önce Türk müzisyen, klarinet virtüözü Selim Sesler’le bir projemiz vardı, konserlerimiz oldu, son derece iyiydi.</p>
<p><strong> </strong><strong>Klubünüzü çok Türk ziyaret ediyor mu?</strong></p>
<p>Bazı gelenler var&#8230; Cem Boyner, Eczacıbaşı gibi.</p>
<p><strong>Daha başka?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>(</strong>Michel Elefteriades elindeki telefonun tuşlarına basıp bana uzatıyor!)</p>
<p>Ben pek bilmiyorum, ama, Fadi (Nahas) bilebilir!</p>
<p>(Telefonu kulağıma götürüyorum, karşıdaki ses hızla, aksanlı bir İngilizceyle, gülerek konuşuyor. Anlamak zor. Aynı soruyu tekrarlıyorum.</p>
<p>Mehmet Ali Babaoğlu, Ömer Karacan anlayabildiğim bazı isimler, bir de “Alem’cilerin (Alem Magazin) hepsi geliyor” diyor Fadi Nahas. “Nuray Mert’ı tanıyor musunuz? Türk akademisyeni, köşe yazarı. Beyrut hakkında bir ara köşesinde epey yazdı” diyorum, Fadi Nahas gülüyor “Ben akademisyen filan tanımıyorum, sadece silikonluları biliyorum” diyor. Telefonu, geri Michel Elefteriades’e uzatıyorum.)</p>
<p><a href="mailto:Copyrights@ F'iliz">Copyrights@ F&#8217;iliz</a> Elasu</p>
<p>Bu röportaj Yeni Harman Dergisi&#8217;nin Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<br /> Tagged: <a href='http://filizelasu.com/tag/alem-magazin-dergisi/'>Alem Magazin Dergisi</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/beyrut-gece-hayati/'>Beyrut gece hayatı</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/ermeni-sorunu/'>Ermeni Sorunu</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/filistin-israil-sorunu/'>Filistin-İsrail sorunu</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/hizbullah/'>Hizbullah</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/lubnan-ic-savasi/'>Lübnan iç savaşı</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/lubnan-siyaseti/'>Lübnan siyaseti</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/muzik-hall/'>Müzik Hall</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/michel-elefteriades/'>Michel Elefteriades</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/nowheristan/'>Nowheristan</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/ortadogu-siyaseti/'>Ortadoğu siyaseti</a>, <a href='http://filizelasu.com/tag/yeni-osmanli/'>Yeni Osmanlı</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/247/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/247/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/247/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=247&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2010/02/02/nowheristan-imparatoru-michel-elefteriades/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bu ülkenin büyük bir problemi var! Gerçek bir muhalefet yok!</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/09/19/bu-ulkenin-buyuk-bir-problemi-var-gercek-bir-muhalefet-yok/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/09/19/bu-ulkenin-buyuk-bir-problemi-var-gercek-bir-muhalefet-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 20:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmadinecad]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan'ın Davos Çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[Hameney]]></category>
		<category><![CDATA[Karrubi]]></category>
		<category><![CDATA[Molla rejimi]]></category>
		<category><![CDATA[Musavi]]></category>
		<category><![CDATA[İran seçimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.wordpress.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Filiz Elasu, 10 yıldır İstanbul’da yaşayan Alman gazeteci ve Sümerolog Jan Keetman’la Yeni Harman için görüştü.  İran seçimlerinden çok kısa bir süre önce İran’daydınız. Sizin izlenimleriniz nasıldı? Daha doğrusu bu sonucu tahmin ediyor muydunuz?  - Mayısın başlangıcında seçim havası biraz serin oldu. Musavi’nin fikirleri Ahmadinecad’a göre biraz daha liberaldi ama bu yeterli değildi. Televizyon’daki tartışmalarla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=80&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#008000;"><strong>Filiz Elasu,</strong><strong> 10 yıldır İstanbul’da yaşayan Alman gazeteci ve Sümerolog Jan Keetman’la Yeni Harman için görüştü.</strong></span></p>
<p><strong> </strong><strong>İran seçimlerinden çok kısa bir süre önce İran’daydınız. Sizin izlenimleriniz nasıldı? Daha doğrusu bu sonucu tahmin ediyor muydunuz?</strong></p>
<p> - Mayısın başlangıcında seçim havası biraz serin oldu. Musavi’nin fikirleri Ahmadinecad’a göre biraz daha liberaldi ama bu yeterli değildi. Televizyon’daki tartışmalarla iklim çok değişti. Üstelik Musavi’nin eşi Zahra Rahnavard’ın kampanyaya katılması etkiliydi. Ahmadinecad’ın Zahra Rahnavard’a ağır suçlamasını çoğu İranlı kadın kendisine karşı bir hakaret olarak gördü. İlk anda zayıf bir muhalefet momentum kazandı. Aynı zamanda İslami rehber Hameney, ad kullanmadan ama buna rağmen çok açık Ahmadinecad’a destek verdi. Halkın Batı karşıtı bir lider seçmesi gerektiğini açık olarak söyledi. Böylece Musavi ve Karrubi’yi ister istemez rejim açısından Batı’nın yanında olan aday haline getirdi. Böyle bir kişinin kazanması veyahut büyük oy oranına ulaşması Hameney açısından bir felaket olacaktı. Kabul edilemezdi.<span id="more-80"></span></p>
<p> <strong>İngiltere ve Amerika’da, özellikle Liberal görüşlü gazeteler, İran seçimlerine hile karıştırıldığı konusunda hemfikir gibi. Sizce bu mümkün mü? Ahmedinecad’ın popüleritesi nasıldı mesela? İran seçimlerine neden hile karıştırılsın? Musavi Mollalar için bir tehdit mi dersiniz?</strong></p>
<p> - Musavi kişi olarak Molla-Rejimi için bir tehdit oluşturmuyor. Hameney’in son yıllarda korktuğu şey bir “kadife devrimi”dir. Musavi’nin kendisi istemiyorsa da daha yumuşak bir iklimde meydana gelebilir. Bundan Hameney, Muhammed Hatami’nin cumhurbaşkanlığında da korktu ve bu riski yeniden istemiyor. Üstelik kapalı kapılar arkasında bir güç savaşı var. İran, İslam devriminden sonra doğru bir demokrasi olamadı ama tek kişi tarafından yönetilen bir diktatörlük de değildi. Bazı güçlü kişiler, gruplar var. Yani homojen bir devlet değil. Hameney bu güçler arasında biraz denge kurmanın iyi bir politika olduğunu düşündü. Şimdi fikrini değiştirdi yakobin Ahmadinecad’ı en iyi çözüm olarak görüyor.</p>
<p>Seçim hilesi mümkündür. İran’da seçim sırasında manipülasyon yapmak kolay ve bu defa daha kolaydı. Sorumlu İçişleri bakanlığı, Ahmadinecad’ın elinde olan bir kurum. Seçim sırasında Musavi, yardımcılarının seçimi denetlemesine izin verilmediğini iddia etti. Bu İran’ın yasalarına aykırı bir durum ve bu sözler hiçbir zaman yalanlanmadı. Üstelik gezici seçim istasyonları kullanıldı. Her İranlı her yerde, yani kendi mahalle veya kenti dışında oy verebilirdi. Böyle bir sistemde kontrol çok zor ve bu bence maksatlı yapıldı.</p>
<p>Hile yapıldığı takdirde bu Ahmadinecad’ın az oy aldığı anlamına gelmiyor. Sonucu güzelleştirmek veya garantilemek için de hile yapılabilir. Birkaç detaya bakarsak  çok ilginç şeyler görülebilir. Örneğin, Mehdi Karrubi 4 sene önce % 17’nin üstünde oy aldı. Bu sefer, binde  9, yani yirmi seçmenden 19’unu kaybetti. Mümkün tabii, ama çok inandırıcı değil. Mehdi Karrubi’nin seçim koordinatörü Ali Abtahi seçimden sonra dedi ki ‘Karrubi o kadar az oy aldı ki Karrubi’nin resmi seçim yardımcılarınınn sayısı dahi bundan daha fazla!’ Ali Abtahi az sonra tutuklandı.</p>
<p> <strong>Sanırım İran’a ilk gidişiniz değil bu? Bir Batılı gazeteci olarak, elinizi kolunuzu sallayarak İran’a girebiliyor musunuz? Nedir resmi formaliteler, izlemeniz gereken kurallar? Bunlar haber almanızı veya haber kalitenizi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p> - Gazeteci vizesi almak en az bir ay sürüyor. Daha uzun da sürebilir veya hiç cevap gelmemesi mümkün. Sadece birkaç tercüman bürosuyla (son gezide iki oldu) çalışmamıza izin veriliyor. Bir defa, bir basın konferansı sırasında bir politikacının konuşmasının çevrilmesini istedim. Tercüman yapmadı. Buna rağmen, tekrar onunla çalışmak zorundaydım.</p>
<p> <strong>BBC’den CNN’den gazetecileri görüyoruz Batılı TV kanallarında, gazetelerde yorumlarını okuyoruz. Sizce bu gazetecilerin çoğu Farsça biliyor mudur? Kimlerle konuşuyordur bu gazeteciler İran’da, yani haberlerini dayandırdıkları kaynaklar kimler olabilir? Bu kaynakların sizce İran halkını ve İran’da olanları tam olarak yansıttığı söylenebilir mi?</strong></p>
<p> - BBC gibi büyük medyaların daimi temsilciler var. Orada 30 sene çalışan bir gazeteci tabii ki Farsça biliyor. Üstelik, BBC için İran’lılar da çalışıyor. Diğer bazı batılı TV ve gazete de aşağı yukarı aynı durumda. Tabii gazeteci olarak her zaman, sadece birkaç kişi ile konuşabilirsin. Zaman varsa ve sadece bir tür “story” (hikaye) istemiyorsan, fazla çalışıyorsun, diğer grupları, diğer semtleri arıyorsun. Ama yine de sadece birkaç kişiyle konuşuyorsun. Halk tek bir şey değil. Böyle isteyen şöyle isteyen var. Bu genel fikirler dışında BBC’nin (CNN’e bakmadım) yayınladığı şeyler bana aşağı yukarı realistik geldi. Seçimden sonra ikinci haftadan itibaren BBC ve diğer yabancı gazeteciler çok ağır koşullar altında çalışmak zorundaydılar. Büroyu izinsiz bırakmak bile yasaktı. Bundan sonra haberler çok daha güvensiz oldu.</p>
<p> <strong>Amerikalı ve Avrupalı liberallerin inanmak istediği gibi reform isteyen, liberalleşme taraftarı büyük bir kitle var mı İran’da? Sizce, Batı medyasında bu kadar abartılan, İnternet üzerinden haberleşen, meydanlarda gösteriler yapan, İpod kullanıp Rock’n Roll dinleyen tüm İran’lılar Batı liberalizminin güçlü destekçileri mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>- Abartıldığını nereden biliyorsun? Tabii, İran’da herkes, izin verilirse de “I love Amerika” ya da “I love the American way of life” demeyecek! Ama unutmamalıdır ki Hatami ikinci dönem için yaklasik % 80 oy almıştı. O zaman, Hatami’yi seçmek sadece bir araçtı, biraz daha özgür bir toplum ve kişisel hayat kazanmak iradesi.</p>
<p> <strong>Tüm bu kargaşadan Ahmedinecad ve Hamaney nasıl etkilenecek dersiniz? Bu, Amerika ve AB’nin İran politikalarını nasıl etkiler? Tüm bu olaylar nasıl gelişebilir sizce? Bu coğrafya ve dolayısla Orta Doğu politikaları bu gelişmelerden sonra nasıl yönlenecektir?</strong></p>
<p> - Yıllardır Amerika ve Avrupa baskı ve havuç politikası kullanır. Baskı Washington patentli, havuç daha Avrupa patentli. Obama şimdilerde daha çok havuç üzerine düşüyor. Ama şimdiki rejimi, tekrar tam bir anti-Batı rejimi olarak görebiliriz. Demek istediğim kendisini Batı karşıtlığından besleyen bir rejim. Ne baskı ne havuç şimdi çok inandırıcı değil. Sonuç ne olursa olsun daha tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bunu Türkiye de hissedecek.</p>
<p> <strong>Şimdi, biraz da Türkiye hakkında konuşalım. Uzun bir süredir Türkiye’de yaşayan, Türkçe bilen ve Avrupa gazetelerinde Türkiye hakkında yazılar yazan biri olarak Türkiye’nin son dönem uluslararası politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela, Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışı hakkında ne düşündünüz?</strong></p>
<p> Davos seçim kampanyasının bir parçasıydı. Tabii, bu rol Erdoğan’a çok uzak bir rol değildi. Erdoğan hep kendisini, yani öfkeli küçük burjuvayı oynuyor. Kendi değerlerini ve ailesini savunan, ezilen ama haksızlıkları yüksek sesle söyleyen, entellektüellerin ve diplomatların dili yerine imamın ve caddenin sözlerini kullanan  bir adam. O nedenle çok kişi düşünüyor ki “bu benim gibi, bizim gibidir”. Erdoğan’a o “bir dakikayı” vermemek onun için büyük bir şanstı. Kişisel düşüncem paneli yöneten kişi, Erdoğan bir dakika istediği zaman şöyle  bir cevap verebilirdi: “Sayın Başbakan, bu panelde iki kişi bir kişiye karşıydı, o nedenle İsrail’li meslektaşınıza biraz daha zaman verdim. Ama çok kısa bir şey söylemek istiyorsanız, buyrun sayın Başbakan:”</p>
<p> Kavganın nedeni üzerine çok şey söylemek istemiyorum. Uzun bir konu. Bazı kişilere göre Davos Erdoğan’a ve Türkiye’ye uluslararası alanda zarar verdi. Ama biraz! Türkiye’nin dış politikası güçlü bir durumda. Davos nedeniyle, ne ABD, ne İsrail ilişkileri revize etmeyecek. Avrupa da öyle. Aslında Türkiye çok şey yapmadı. Ne ekonomik yaptırımlar koydu ne de askeri alanda ilişkileri azaldı. Böylece bir su bardağında bir kasırga koptu. Ama Erdoğan böyle devam ederse güvensiz bir kişi olarak görülecek ve Türkiye’nin dış politikasına zarar olacak.</p>
<p> <strong>Yeni kabinede, Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığına atanması Batı basınında epey bir yankı buldu. Niçin dersiniz? AKP hükümetinin “Yeni Osmanlı” açılımı ve bu doğrultudaki stratejileri Avrupa Birliğini ve özellikle Fransa, Almanya gibi ülkeleri nasıl etkiler?</strong></p>
<p> - Davutoğlu önce de çok etkili bir kişiydi. Dışişleri bakanı olarak daha etkili olacak mı? Beklemek lazım. Avrupa “Yeni Osmanlılık”ı nasıl anlıyor ve aynı zamanda bunu Türkiye’nin nasıl hayata getireceğini şu anda bilmiyorum. Türkiye şimdi daha yaratıcı ve yapıcı dış politika uyguluyor. Bunu Avrupa, Fransa ve Almanya dahil, görüyor ve bundan bölgede fazla istikrar umuyor.</p>
<p> <strong>Almanya ve Rusya’nın birbiri için son derece önemli ülkeler olduğunu biliyoruz. Alman ürünleri için Rusya büyük bir Pazar, Rusya için de Almanya ihtiyacı olan sermaye açısından vazgeçilmez bir kaynak. Bu iki ülkenin yakınlığı veya daha farklı alanlarda işbirliği mümkün mü? Bu, Amerika ve Türkiye dış politikaları, ve Türkiye’nin AB üyeliği açısından ne anlama geliyor sizce?</strong></p>
<p> -Almanya son yıllarda birkaç konuda Rusya’ya yakın durdu. Örneğin NATO’nun yayılmasına ve Bush’un roket şemsiyesine karşı oldu. ABD ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri bu politikayı sevmiyor. Sebep, güncel siyaset ve ekonomik düşünce yanında, genel bir his var ki Almanya batıda Fransa ile yaptığı gibi doğuda Rusya ile derin bir barış yapmak zorunda. Eski yaraları açmamak gerekiyor. Ama Almanya’nın ABD’den fazla uzaklaşıp Rusya’nın yanına gideceğine inanmıyorum. Bunun için şimdi bir sebep de yok, Obama Bush gibi tek başına agresif bir siyaset uygulamıyor. Üstelik Rusya problemsiz bir ülke değil. Çeçenya’ya bakınız, Rusya’nın iç politikasına bakınız, gaz monopollüğünü nasıl kullandığına bakınız.</p>
<p> <strong>Bizdeki “derin devlet” söylemine aşina olsanız gerek! Krize rağmen dünyanın ekonomik anlamda en güçlü ülkelerinden biri olup askeri gücü olmayan (bol Amerikan üssü olan) bir ülke olarak Almanya’daki “derin devlet” nelerle uğraşıyor  sizce?</strong></p>
<p> -Bilmiyorum, şimdi Almanya’da böyle bir grup aktif mi? Soğuk savaş sırasında Almanya’da Türkiye’deki gibi bazı antikommünist çevreler kulislerde durdu. Bu ABD tarafından organize edildi ve eski Nazi personeli de kullanıldı. Bunun yanısıra Nazi organizasyonu “Fremde Heere Ost” (Doğuda Yabancı Ordular) kullanarak Batı Almanya’da Bundesnachrichtendienst (BND) kuruldu. Bu dünya çapında çalışan bir istihbarat örgütü. Örneğin Almanya savaşa karşı çok eleştirel olmasına rağmen, son Irak savaşı sırasında BND, Bagdad’tan ABD’lilere haberler gönderdi. Bunlar arasında Bağdat’ın savunma planı vardı. Aynı zamanda “Verfassungsschutz” (Anayasa Koruması) denilen bir iç istihbarat örgütü var. Bu örgütlerde resmi politikadan bağımsız bir planlama varsa yoksa bilmiyorum. Kesin bir hedef şimdi göremem.</p>
<p> <strong>Türkiye Avrupa Birliği’nin ‘tam’ üyesi olmalı mı? Neden?</strong></p>
<p> -Bir Hristiyan kulüp içinde yaşamak istemiyorum. Türkiye dışarda kalıyorsa Hristyanlık Avrupa’nın tanımlaması haline gelebilir. Bence siyaset ve din ne kadar ayrılırsa o kadar iyi.</p>
<p> <strong>Her ne kadar Türkiye’de yaşadığınız için biraz uzak kalsanız da, Avrupa’nın, en azından Almanca konuşan ülkelerin medyasını bilen biri olduğunuzu farz ediyorum. Bizim medyayı nasıl değerlendiriyorsunuz? “Bu sadece Türkiye’de olabilir” diyebileceğiniz, tesbit ettiğiniz, ilginç hatta garip bulduğunuz özellikler var mı? Açıkça söyleyebilirsiniz, ben kendimi gazeteci addetmediğim için üzerime alınmayacağım.</strong></p>
<p> -Türkiye’de çok iyi ve cesaretli gazeteciler var! Bir problem, kaynağın çok zaman verilmiyor olması. Bir siyasetçinin söylediği şey tırnak işaretleriyle veriliyor ama dediği sözler değil, bu gazeteci tarafından bir yorum gibi yansıyor. Zaman zaman da yanlış haber veriliyor. Örneğin, Türk Tarih Kurumu’nun o zamanki başkanı Yusuf Halacoğlu’nun Ermeni meselesi nedeniyle İsviçre tarafından, İnterpol aracılığıyla kırmızı bülten ile arandığı tamamen yanlış bir haberdi. Düzeltilmedi ve şimdi herkes tekrarlıyor.</p>
<p> <strong>Merakla okuduğunuz bir gazete, yayın veya köşe yazarı var mı?</strong></p>
<p>-Çok var.</p>
<p> <strong>Eski Mezopotamya uygarlıklarının uzmanı olmak, dilini (Sümer) konuşabilmek nasıl bir duygu? Nasıl merak sardınız buna? Türkiye’de olmak, bu anlamda avantajlar sağlıyor mu? Mesela eski tabletleri, kalıntıları okuma, araştırma yapma imkanınız oluyor mu? Bu konuda çalışmalarınız var mı?</strong></p>
<p> -Sümer uygarlığı bizim uygarlığımızdan çok uzak. O nedenle ilginç buluyorum. Ne farklı ne aynı? Bazı şeyler her zaman aynı, her zaman aynı oldu ve aynı olacak diye düşünüyoruz. Bir Sümerolog bu konuda biraz test yapabilir. Sümer sadece uzak bir nokta değil. Özel bir durumda, çok eski olmasına rağmen bize çok enformasyon bırakmış bir uygarlık. Sümerce çivi yazısı ile 100 000’den fazla tablet bulundu. Bu tabletlerden büyük olan ve özellikle Sümerce edebiyat açısından zengin olan bir parça bugün Istanbul’da, Eski Şark Müzesinde duruyor. Sayın Asuman Dönmez’in izniyle geçen Kasım bazı tabletleri araştırabildim. Ama bu işler için az zamanım var. Gazetecilik yapıyorum ve ailem var, tabletler sonra geliyor.</p>
<p> <strong>Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan ve bir Türk’le evli biri olarak, siz de artık bu ülkenin bir vatandaşı sayılırsınız, her ne kadar Alman yasaları dolasıyla Türkiye vatandaşlığınız resmiyet kazanamasa da! Özellikle AKP hükümeti döneminde gerçekleştirilen pek çok neo-liberal politikayı ve sonuçlarını takip ediyor olsanız gerek. Sizi meraklandıran, endişeye düşüren, “ne olacak bu ülkenin hali?” dedirten şeyler var mı?</strong></p>
<p> - Bu ülkenin büyük bir problemi var! Gerçek bir muhalefet yok! Muhalefetin ekonomik politikası yok, dış politikası yok, Avrupa politikası yok, modernleşme politikası yok, Kürt politikası yok, kentleşme politikası yok, demokratikleşme politikası yok. Hükümet seçimler arasında süreyi dört beş seneye uzatıyor ve bütçe kullanımında anayasaya açıkça aykırı şeyler yapabilir ama muhalefet farkında değil. Bir söz bile yok! O nedenle muhalefetin bu ülkeyi yönlendirebileceğine çok kişi inanmıyor. Zayıf bir muhalefetle AKP 100 yıl daha kalacak! Maalesef bu da bir problemdir.</p>
<p> <strong>İstanbul’da yaşıyorsunuz, bir eş ve babasınız. Küfür eder misiniz bilmiyorum ama, sizi o kerteye getiren, sinir olduğunuz, hatta nefret ettiğiniz gündelik hayata dair neler var?</strong></p>
<p><strong> </strong>- Belki bir gün daha fazla iç rahatlığı kazanacağım, her şey mümkün&#8230; Küfür etmiyorum ama beni sinirlendiren şeyler var. Örneğin, kuyrukta arkadan gelenlerin öne geçme çabaları veya arabaların yaya geçitlerini kapatması (onların avantajı çok küçük ama küçük çocuklarla veya çocuk arabasıyla nasıl geçebilirsin?). Bu küçük şeyler dışında insanlar yabancılara genelde nazik ve açık. Maalesef, bundan biraz, bir torbaya koymak ve Almanya’ya göndermek mümkün değil.</p>
<p>Bu röportaj <strong>Yeni Harman Dergisi&#8217;nin</strong> Temmuz 2009 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p>                                                                                                                                                   <strong>Copyrights Filiz Elasu</strong></p>
<br /> Tagged: Ahmadinecad, Erdoğan'ın Davos Çıkışı, Hameney, Karrubi, Molla rejimi, Musavi, İran seçimleri <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/80/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/80/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/80/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/80/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/80/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/80/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/80/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/80/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/80/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/80/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=80&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/09/19/bu-ulkenin-buyuk-bir-problemi-var-gercek-bir-muhalefet-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KAL Müzik Grubu&#8217;nun Lideri Dragan Ristiç</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/09/14/kal-muzik-grubunun-lideri-dragan-ristic/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/09/14/kal-muzik-grubunun-lideri-dragan-ristic/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 22:15:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çingene Müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Dragan Ristiç]]></category>
		<category><![CDATA[KAL müzik grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Roman kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Roman müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Urban Roman müziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.wordpress.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[KAL son yılların en popüler Balkan kökenli Roman müzik gruplarından. Rock’n Roll tavrı ve gaz aldığı ‘urban’ ritimleriyle, köklerinin dayandığı Balkan Roman ağıtlarını harmanlamayı becermiş bir grup. Grubun kurucusu ve lideri Dragan Ristiç geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Onunla Yeni Harman için Filiz Elasu görüştü.  Dragan biz seni tanıyoruz ama okurlarımız için biraz kendini tanıtır mısın?  Mesleki [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=39&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#333399;"><em>KAL son y</em><em>ılların en popüler Balkan kökenli Roman müzik gruplarından. Rock’n Roll tavrı ve gaz aldığı ‘urban’ ritimleriyle, köklerinin dayandığı Balkan Roman ağıtlarını harmanlamayı becermiş bir grup. Grubun kurucusu ve lideri Dragan Ristiç geçtiğimiz günlerde İstanbul’daydı. Onunla Yeni Harman için Filiz Elasu görüştü.<span id="more-39"></span></em></span></p>
<p><span style="color:#333399;"> </span><strong><em>Dragan biz seni tanıyoruz ama okurlarımız için biraz kendini tanıtır mısın?</em></strong></p>
<p> <em>Mesleki açıdan, aslında, tiyatro yapımcısıyım ancak şu an üniversite kariyerimi bir yana bıraktım çünkü bildiğin gibi müziğe yoğunlaşmış durumdayım. Müzik benim için daha hayati, açıkçası daha çok bir fiziksel ihtiyaç gibi&#8230; KAL’la çalıyorum, Dünya müziği yapıyoruz&#8230; Eee.. bunun dışında Sırbistan isimli bir ülkede yaşıyorum, Sırbistan vatandaşıyım. Hayat anlayışım Avrupalı&#8230; ve Roma – Çingene kökenliyim.</em></p>
<p><strong><em>Şu an ikinci KAL albümü üzerinde çalıştığını biliyoruz, daha doğrusu İstanbul’da olma nedenin bu, ama bize, biraz ilk albümünden bahseder misin, nasıl bir tepki gördüğünden?</em></strong></p>
<p><em>Çok iyi, çok çok iyi&#8230; Albüm 2006 Nisan’ında Avrupa Dünya Müziği listesinde birinci sıradaydı ki büyük bir başarı bizim için.</em></p>
<p><em>Sonra, 2006’nın sonunda Yıllık Avrupa Dünya Müzik listesinde Ali Fourka Tour’un arkasından üçüncü sıradaydık. Pek çok büyük ismi, büyük sanatçıları, Nataşa Atlas, Ojos  de Brujo, Gotan Projesi gibi pek çok sanatçıyı geride bıraktık.</em></p>
<p><strong><em>Özellikle ilk albüm için büyük bir başarı&#8230;</em></strong></p>
<p> </p>
<p><em>Evet, ilk albümdü&#8230;Ne soracağını tahmin ediyorum, en iyisi ben anlatayım sen sormadan&#8230; KAL daha çok bir fikir, bir düşünce. Çünkü ben bildiğin gibi, Romanım ve açıkçası bir şekilde müziği düşüncelerimi yaymak için bir araç olarak kullanmak istedim. KAL bu çerçevede bir fikir&#8230; Roman sanatına Avrupa Kültürü içinde bir yer edinme anlamında bir proje&#8230; Kafalardaki şablonları yıkmaya çalışıyorum, Roman kültürüne dair imajları&#8230; Çiçek satıcısı ya da altın dişli çingene imajından bahsediyorum&#8230; Ve sırf bu müziği çalarak, biliyorum ki, politiğim&#8230; KAL sadece müzik değil, sadece yüzeyde müzik&#8230; Müziği kelimelere koyamıyorum tabii ama, diyebilirim ki KAL bir misyon, benim için kocaman bir ideal&#8230;</em></p>
<p><strong><em>Roman halkı tarafından nasıl karşılandın? Fikirlerin, projelerin ve müziğin hakkında ne düşünüyorlar?</em></strong></p>
<p> </p>
<p><em>Tabii ki tüm bu düşünceleri onlara söylüyor değilim. Sadece müzik yapıyorum, bu da benim hizmetim. Sırbistan’da epey popüleriz, sık sık medyada, televizyonda yer alıyoruz. Mesela Fransa’da bir konsere bin-iki bin insan geldiğinde ben çok mutlu oluyorum ve biliyorum Roman halkı da mutlu oluyor ve yaptıklarımızla gurur duyuyor.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Dünya müziği yapıyoruz dedin. Bir konser verdiğinizde daha çok Roman mı yoksa Batı’lı dinleyici mi geliyor?</em></strong></p>
<p> <em>Daha çok Batılı dinleyici&#8230; Genellikle, Roman-Çingene müziği epey popüler bugünlerde. Aslında bir şekilde şanslı olduğumu ve grubun da şanslı olduğunu düşünüyorum. Doğru zamanda ortaya çıktık. Farklıyız ve güncel müzik yapıyoruz, modern Avrupa müziği içinde yer almaya çalışıyoruz. Bu da anlaşılıyor. Tabii bunu öyle otomatik, robot gibi bir şekilde yapmıyoruz. Diyebilirim ki, bu doğal bir şekilde zaten gerçekleşiyor, çünkü tipik değiliz, hayatımız öyle basmakalıp değil, müziğimiz de kendi yaşantımız gibi.. Tamam ulusal kimliğimi son derece güçlü bir şekilde hissediyorum, aslım Roman, ama, aynı zamanda  büyük kesimin içinde bulunduğu sosyal sistemde yetiştim. Muhtemelen Avrupa’daki ve bu ülkedeki gençlerin hoşlandığı şeylerden genel anlamda ben de hoşlanıyorum. Muhtemelen değil, kesinlikle aynı müziği dinleyerek, aynı kitabı okuyarak, aynı yaşam felsefesini işiterek büyüdüm.</em></p>
<p><strong><em>Yaptığın müziği nasıl niteliyorsun, geleneksel Roman müziği diyebilir misin?</em></strong></p>
<p> <em>Hayır değil, geleneksel Roman öğelerini kullandığımızı söyleyebilirim ama, daha çok modern, günümüz müziği tarzında, daha pop. Hatta KAL tam olarak Dünya müziği bile değil, KAL daha çok Çingene Punk Rock.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>SanırımTürkiye’de ilk kez bulunmuyorsun? İlk ne zaman geldin?</em></strong></p>
<p> <em>Hayır, bu ilk defa değil. Galiba buraya ilk gelişim 1389 yılındaydı. 14 yüzyıldı&#8230;</em></p>
<p><strong><em>Evettt, inanırım&#8230;</em></strong></p>
<p> </p>
<p><em>Sanırım Türk imparatoru Sırbistan’ı fethetmeye gelmişti. Muhtemelen, ben de o zaman, buradan oraya gittim. Biliyor musun baba tarafından atalarımdan birinin adı Hatija!</em></p>
<p><strong><em>Hatice mi?</em></strong></p>
<p><em>İnanılır gibi değil değil mi. Ben burada kesinlikle yabancı hissetmiyorum kendimi. Geleneklerim Türk geleneği, düşünme tarzım öyle&#8230; Bunu sevmek veya sevmemek ayrı bir konu ama, itiraf etmem gerekiyor, davranışlarım tamamiyle Türk geleneklerinden etkilenmiş, belli, hatta Türkiye benim kafa yapımın oluşumunda bir öncül, bu kesin.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Yani, Osmanlı’nın Sırp kültürü üzerinde büyük etkileri olduğunu düşünüyorsun?</em></strong></p>
<p> <em>Hayır, öyle düşünmüyorum, bu bir gerçek! Eğer birisi Sırpça ve Türkçeyi kelime açısından karşılaştıran bir çalışma yapacak olsa en az bir kaç bin kelimenin Türkçe’den gelmiş olduğunu görür. Aslında ilk sorunun cevabına dönecek olursak, sanırım ben buradan 1389’da ayrıldım.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Neden 1389’da ayrıldın?</em></strong></p>
<p><em><strong> </strong>Evet, hani şu ünlü Kosova savaşı var ya, Sultan Murat’ın katıldığı, o zaman&#8230;</em></p>
<p> <strong><em>Peki bu İstanbul’a ilk ziyaret mi?</em></strong></p>
<p><em>Hayır, bu ikinci. On yıl önce, Sırbistan’ın ‘Sancak’ isimli bir bölgesinden buraya göçmüş ama müslüman olan arkadaşlarımı ziyarete gelmiştim. O zaman da çok iyiydi. Şu an buraya iş icabı gelmiş olmama rağmen yine tamamiyle şaşırmış olduğumu söylemeliyim. En başta Türk kültüründen ne kadar etkilenmiş olduğumuzu gördüğüm için, ikincisi bu şehir yüzünden. Ne müthiş bir şehir, ne karizmatik&#8230; İstanbul’un bir Avrupa şehri olmadığı kim söylüyorsa doğru söylemiyor. İstanbul çoğu büyük Avrupa şehrinden  daha güzel, çok daha karizmatik!</em></p>
<p><strong><em>Seni İstanbul’da şaşırtan en çok ne oldu veya ilginç bulduğun neler var?</em></strong> </p>
<p><em>İlk geldiğimde şehrin başka bir semtindeydim. Burası ise çok daha elit, harika görünüyor, çok güzel. Aslında bir kültür şoku içersindeyim diyebilirim. Zaten buraya her geldiğimde bir kültür şoku yaşıyorum ama bu daha çok “tersinden bir kültür şoku”.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>Farklar yerine benzerlikleri keşfettiğin için mi böyle söylüyorsun? Ne kadar yakın olduğumuzu farkettiğin için mi?</em></strong></p>
<p><em>Evet, o kadar çok şey bana anlaşılır geliyor ki anlatamam!.. Mesela tüm bu hırs, bu tutku, ne kadar çok&#8230; ama çok az pragmatizm! Organize olmadaki sorunlar, organizasyon eksikliği&#8230;</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Yani düzensizlik demek istiyorsun!</em></strong></p>
<p> <em>Düzen eksikliği, düzensizlik&#8230; Mesela sokaklarda araba kullananlar&#8230; 3 şeritten 5 şerit yaratmak, o kadar aynı ki&#8230;</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Aynı sorunlar sizde de var yani&#8230;</em></strong></p>
<p> Ehh..</p>
<p> <strong><em>Bize biraz Roma müziğinin son zamanlardaki popüleritesinden bahseder misin?</em></strong></p>
<p> <em>Birşey söylemeden önce bir düzeltme yapmam lazım. Roma değil, Roma, İtalyan şehri Roma’ya ithaf, bizimki Roman müziği. Sıfat&#8230; Ama önce bir hikaye anlatmam lazım. 8 Nisan 1971’de ünlü Roman aydınları, pek çok önemli Roman, Londra’da bir araya geldiler ve bizim için çok önemli üç karar aldılar. Bu yüzden her yıl 8 Nisan Uluslararası Roman Günü olarak kutlanmakta. Birincisi, bizim resmi ismimizin Roman olması çünkü kendi dilimizde Çingene kelimesi yok. İkincisi bayrağımız hakkında. Bayrağımızın üst kısmı mavi, gökyüzü gibi, altı yeşil, çimen gibi ve ortasında kırmızı bir tekerlek devamlı hareket halinde olmanın sembolü.</em></p>
<p><em> Roman müziğinin popüleritesine gelecek olursak&#8230;Nasıl desem, bu yeni birşey değil, dönem dönem gözlemlenen bir şey. Mesela ilk olarak 60’larda ‘Collectors of Feather’ “Kuştüyü Biriktirenler” isimli ünlü bir film sayesinde Roman müziği epey popüler oldu. Sonra 1970’lerde Rus Romanların müziği moda olmuştu yine ünlü bir Rus filmi sayesinde “Gökyüzünde Uçan Çingene”. Bu üçüncü periyod 80’lerin sonunda Emir Kusturika’nın “Çingeneler Zamanı” isimli filmiyle başladı.</em></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Evet, bizim kuşağın iyi bildiği bir film.</em></strong></p>
<p> <em>Sanırım, halen bu üçüncü dönemin kanatları üzerinde uçuyoruz. Şimdilerde Balkan Roman müziği çok popüler. Gördüğün gibi Roman müziğinin popülerliği hep filmlerle olmuş&#8230; Ama itiraf etmeliyim ki bu son dönemin sonunun geleceğini sanmıyorum. Devam edecek gibi.. Şimdilerde bu popülerliği artıracak önemli bir film de yok ama, müthiş müzik grupları var. Mesela birinin ismini hemen söyleyim, Gogol Bordella, geçenlerde İstanbul’daydılar. Küresel Isınma’ya karşı Madonna’yla birlikte çalıyorlar, Tom Waits’le albüm çıkarıyorlar. Tüm bunlar harika gelişmeler, çünkü Roma entellektüelleri, müzisyenleri bu fırsatları yakalayarak, çoğunluğa politik mesajlar vermek zorunda.</em></p>
<p> <strong><em>Yeni bir tura çıkıyor musunuz?</em></strong></p>
<p> <em>Evet, Avrupa’da bazı küçük turlarımız var önce. Sonra, Eylül’de Amerika’ya gidiyoruz, ikinci Amerika turumuz olacak. Doğu ve Batı kıyısında 30 kadar konser veriyoruz bunlardan 5’inde Gogol Bordella’la çalacağız. Hatta ünlü bir NewYork gece klubünde de sahneye çıkıyoruz, adı Joe’s Bar. David Byrne, Alicia Keys gibi ünlü sanatçıların çıkmış olduğu bir yer.</em></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Bildiğin Türkiyeli Roma müzisyenleri var mı?</em></strong></p>
<p> <em>Burhan Öcal ve Trakya All Stars bildiğim bir isim. Baba Zula’yı biliyorum ama onlar Roman değil. Bunun dışında bilmiyorum. Tabii bir de Hakan Peker gibi daha medyatik isimler&#8230;</em></p>
<p> <strong><em>Bu tür müzik hakkında ne düşünüyorsun?</em></strong></p>
<p><em><strong> </strong>Sevimli&#8230;</em></p>
<p> <strong><em>Türkçe Turbo diyebilir misin?</em></strong></p>
<p> <em>Evet, Türkçe Pop. Bu tür müzik hakkında ne mi düşünüyorum? Tamamiyle olumlu çünkü bu benim kültürümün de bir parçası, hadi kabul edelim, tüm bunlar o kadar büyük, zengin bir karışımın ürünü ki inanılmaz!</em></p>
<p> <strong><em>Sırbistan’da durum nasıl? Roman halkının durumunu kastediyorum.</em></strong></p>
<p><em><strong> </strong>Biliyorsun, doğru olan bir şey var. Bir ülkeye gittiğinde, halkın büyük kesiminin kültürel seviyesi, yaşam standartları sana bir fikir verecektir. Roman azınlığın durumu o ülkedeki büyük çoğunluktan farklı olamaz. Onların ki ne kadar iyi veya kötü ise Roman halkının da aynı olacaktır.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>İçinde yaşadıkları ülkenin koşullarını yansıtacaklardır, diyorsun.</em></strong></p>
<p><em><strong> </strong>Kesinlikle. Eski Yugoslavya’daki iç savaş öncesi Sırbistan’daki Roman halkı Avrupa Roman hareketini destekliyordu. Son 15 yıl içersinde savaş başladığından beri, biz de tüm çoğunluk halkları kadar acı çektik. Bu milliyetçilik hareketi başladığında Roman halkı daha iyi hissetmedi kendini, ama tüm milliyetçilikten pozitif birşey de çıktı ortaya. Sırplar Sırp olduğunda, Hırvatlar Hırvat olduğunda, Müslümanlar da Müslüman olduğunda, Roman halkına da Roman olmaktan başka çare kalmamıştı. Bence bu olumlu, ama diğer şeyler değil! Şimdi tam Kosova’da olanlar da bu şekilde tanımlanabilir, ben buna başsız tavuğun dansı diyorum.</em></p>
<p><strong><em>Başsız tavuk!</em></strong></p>
<p><em> Bilirsin, bir tavuğu alıp bahçende bir bıçakla kafasını kestiğin zaman, tavuğun vücudu bir süre deliler gibi koşar etrafta ama belirli bir yönü olmaks</em>ızın&#8230;.</p>
<p><strong><em>Evet.</em></strong></p>
<p><em> İşte Kosova’da, bu savaş sırasında, hatta şimdi, belki de tüm Avrupa’da, özellikle Doğu Avrupa’da böyle bir paradigma var. Sırplar Roma halkına eziyet ediyorlar, öldürüyorlar demiyorum, Sırp olmadıkları için, Müslümanlar veya Arnavutlar Roma halkına eziyet ediyor, Arnavut olmadıkları için&#8230; Roma halkı her zaman ortada, hep bu kanın, vahşetin ortasında çünkü taraf değiller, taraf da olmak istemiyorlar. İşte bu başsız tavuğun dansı! Hep hareket halinde, hep bir yerlere gidiyor, kendi yerini, yönünü bulmak için ama hiçbir zaman ulaşamıyor oraya.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Bir soru daha sormak istiyorum. Duyduğuma göre Sırbistan’da bir yaz okulu işletiyorsun. Bize biraz bilgi verebilir misin belki Türkiye’den de ilgilenenler olabilir.</em></strong></p>
<p><em> Elbette, web adresini yazman lazım ama&#8230; <span style="text-decoration:underline;">www.galbeno.com</span></em></p>
<p> <em>Daha önce de dediğim gibi müzikle ciddi anlamda ilgilenmeye başlamadan önce tiyatro yapımcısıydım. Kardeşimle birlikte Budapeşte’de yaşarken düşünmeye başladık, nasıl yapsak da &#8211; bu pozitif bir çerçeve içersindeydi ve bundan utanmıyorum da &#8211; kültürümüzden projelerimizi gerçekleştirebilmek için faydalansak diye.. Böylece Romani kültürünü tanıtmak için bir Yaz Okulu açmaya karar verdik. Her yıl 2 hafta boyunca Temmuz-Ağustos gibi tüm dünyadan gelen yabancılara bizimle kaldıkları süre içinde bir enstrüman çalmayı veya dansetmeyi öğretiyoruz. Onlara çevre köy ve kasabalardan öğretmen buluyoruz, kalacak yer ve yemek sağlıyoruz , düğünlere götürüyor, tarihi eserleri tanıtıyoruz. Son derece organizeyiz ama okul gibi de davranmıyoruz. Tamamiyle doğal olmaya çalışıyoruz, mutluysak mutluyuz, dertliysek dertli. Bizim kendi evlerimizde kalıyorlar, tamamiyle doğal Roman ortamında. 4-5 senedir yapıyoruz bunu ve dünyanın heryerinden, her sene 20-25 kadar öğrencimiz oluyor.</em></p>
<p><em>Bu anlamda kendimi çok zengin hissediyorum. Bir dolu insanla tanışıp Roman kültürünü tanıtma, gerçek Roman hikayelerini anlatma şansımız oluyor. Farklılıklarımızdan çok benzerliklerimizi keşfediyoruz. Bunu son derece tatmin edici buluyorum.</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Belki bu soruyu en başta sormalıydım. KAL’ın Roma dilindeki anlamı nedir?</em></strong></p>
<p><em> </em><em>KALO, KALE Roma dilinde bir sıfat ve “siyah” anlamına geliyor.Aslında gruba ille de Romani bir isim aramadım, daha çok Yunanca’yla ilişkili. Antik Yunanca’yla. KAL 12 yaşında bir çocuk ve bir nalburun yanında çırak. Gün geliyor ve ustasından daha iyi nalbur haline geliyor. Ustası onu bir tepeye çıkarıp oradan aşağı itiyor. Çırak 40 gün sonra yeniden hayata dönüyor. KAL daha çok “iyi, doğru yol” anlamına geliyor. İsim bu&#8230;</em></p>
<p><em> </em><strong><em>Çok çok teşekkürler bu röportaj için. Umarım seni ve KAL’ı yeniden, belki, bir İstanbul konserinde görmek mümkün olur.</em></strong></p>
<p>Bu röportaj <strong>Yeni Harman</strong> Dergisi&#8217;nin Eylül 2008 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="http://www.galbeno.com">www.galbeno.com</a>                                                                                                                 <strong>Copyrights Filiz Elasu</strong></p>
<br /> Tagged: Çingene Müziği, Balkan müziği, Dragan Ristiç, KAL müzik grubu, Roman kültürü, Roman müziği, Urban Roman müziği <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/39/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/39/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/39/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/39/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/39/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/39/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/39/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/39/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/39/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/39/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=39&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/09/14/kal-muzik-grubunun-lideri-dragan-ristic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>