<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>filizelasu.com &#187; Memleketimden &#34;Modern&#34; İnsan Manzaraları</title>
	<atom:link href="http://filizelasu.com/category/memleketimden-modern-insan-manzaralari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://filizelasu.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jul 2010 20:53:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='filizelasu.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/be8279630b20decac505f174efe017f1?s=96&#038;d=http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>filizelasu.com &#187; Memleketimden &#34;Modern&#34; İnsan Manzaraları</title>
		<link>http://filizelasu.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://filizelasu.com/osd.xml" title="filizelasu.com" />
	<atom:link rel='hub' href='http://filizelasu.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Memleketimden &#8220;Modern&#8221; İnsan Manzaraları (1)</title>
		<link>http://filizelasu.com/2009/12/10/memleketimden-modern-insan-manzaralari-1/</link>
		<comments>http://filizelasu.com/2009/12/10/memleketimden-modern-insan-manzaralari-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 21:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>filizelasu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Memleketimden "Modern" İnsan Manzaraları]]></category>
		<category><![CDATA[ahlaki değerlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[aile değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[öteki]]></category>
		<category><![CDATA[değer yozlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[etnik]]></category>
		<category><![CDATA[insan ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt olmak]]></category>
		<category><![CDATA[kent hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[metrobüs]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[ticari ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul'da yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://filizelasu.com/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[Düşene bir de sen vur! Bayramın birinci günü, gece yarısı bir suları, büyüklerimizi ziyaretten dönüyoruz. Üç yaşındaki oğlumuz babasının kucağında uyukluyor, Mecidiyeköy durağında Söğütlüçeşme’ye gidecek metrobüsü sabırsızlıkla bekliyoruz. Sabahki kadar olmasa da durakta epey insan var, bunların arasında birisi, sadece bizim değil, herkesin dikkatini çekiyor. 25-30 yaşları civarı, iyi giyimli denebilecek bir genç, körkütük sarhoş, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=220&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düşene bir de sen vur!</strong></p>
<p>Bayramın birinci günü, gece yarısı bir suları, büyüklerimizi ziyaretten dönüyoruz. Üç yaşındaki oğlumuz babasının kucağında uyukluyor, Mecidiyeköy durağında Söğütlüçeşme’ye gidecek metrobüsü sabırsızlıkla bekliyoruz. Sabahki kadar olmasa da durakta epey insan var, bunların arasında birisi, sadece bizim değil, herkesin dikkatini çekiyor. 25-30 yaşları civarı, iyi giyimli denebilecek bir genç, körkütük sarhoş, düşmemek için kâh direklere sarılıyor, kâh sırtını reklam panolarına vererek ayakta durmaya çalışıyor. Bir şekilde beceriyor da&#8230; Kimseye bir zararı, gürültüsü yok, sadece şehrin alışık olmadığı bir görüntüyü sergiliyor. Hava biraz serin olmasına rağmen onun üşümediği kesin, gömleğini beline bağlamış, üst tarafı çırılçıplak zorlukla açtığı gözleriyle etrafa bakınıyor.<span id="more-220"></span></p>
<p>Biraz sonra, sarhoş gencin bize yakın bir yere kendini konumlandırdığını gören aynı yaşlarda, son derece modern görünümlü bir başka genç, elinde cep telefonu bize yaklaşıyor ve “Merak etmeyin, Polise haber verdim!” diyor. Eşimle birbirimize bakıp “Aman, iyi yapmışsınız! Hiç belli olmaz bu haliyle, yalpalar, bir yerlere düşer, kendine zarar verir, polisin gözetiminde daha güvende olabilir!” diyoruz. Biz, fazla iyimseriz, biliyorum! Birazdan, asık suratlı, “Benim rahatımı niye bozdunuz?” ifadeli bir polis memuru yaklaşıyor, ben insiyatifi ele alıp düşüncemizi ona da aktarıyorum. Memur, aynı yüz ifadesiyle bir şey söylemeden dinliyor, sonra diğer gençlerin yanına gidiyor, onları da dinliyor, ardından çekip gidiyor.</p>
<p>Beş-on dakikalık bir bekleyişin ardından Söğütlüçeşme Metrobüsü geliyor, biniyoruz. Bakıyorum, sarhoş genç bizim kompartımanda, kapının yakınında bir yerlere kendini atmış, biz arkamız dönük, bir ön koltukta oturduğumuzdan onu tam göremiyoruz. Otobüs Zincirlikuyu’ya doğru hareket ediyor, durakta duruyor, yeni yolcularla tıka basa doluyor ve kalkıyor. Tam hareket etmişken, araç yeniden duruyor, kapı açılıyor ve bir takım bağrışmalar geliyor arkadan. Ayağı kalkıp bakıyorum; bizim sarhoş genci dört-beş erkek aralarına almışlar, itip kakarak otobüsten indirmeye çalışıyorlar. Hatta Mecidiyeköy durağında polise haber vermiş olan genç otobüsten kaldırıma atlamış, elleri boksör pozisyonunda, direnen sarhoş genci dövebilmek için etrafında sekiyor. Bende ipler kopuyor, başlıyorum adamlara bağırmaya “Ne yapıyorsunuz siz? Size bir zararı mı var? Yaptığınız zalimlik, bayram günü utanmıyor musunuz? Bırakın adamı!” Grup histerisine kapılmış olanlar bir an duraklıyorlar, yine de sarhoş genci otobüsten dışarı atmayı beceriyorlar. Bunu gören şoför, misyonun tamamlandığından emin kapıyı kapatıyor, metrobüsü hareket ettiriyor. Ben şok içersinde hepsine varyansın etmeye devam ediyorum. Yolculardan kimsede çıt yok, sadece yan tarafta oturan iki çocuğun annesi “İnsafsızlar” diyor. Kelli felli, takım elbiseli, olayın baş aktörlerinden bir erkek, bana dönüp “Burada aile var!” diyor. Oğlumuz gürültüden uyanmış şaşkın gözlerle bana bakıyor! Yan taraftaki kadının 9-10 yaşlarındaki iki oğlunun gözlerinde korku ve utanç&#8230;. Kimsede çıt yok, sanki hiç bir şey olmamış gibi&#8230; İçimden “İşte sizin aile değerleriniz!” diyorum, söylenmeye devam ediyorum&#8230;</p>
<p><strong>Her kuşun eti yenebilir, en azından denenir!</strong></p>
<p>Taksim’den Beşiktaş’a giden dolmuşların önüne geldiğimde farkediyorum, cüzdanımda sadece 100 Liralık bir banknot var, hiç bozuğum kalmamış. Hay allah, etrafta bakkal filan da yok, gerisin geri dönmem gerek! Şansımı deneyip duraktaki kahyaya soruyorum, o da bozamıyor. Sırası gelmiş olan dolmuşun şoförü, gençten bir tip, “Ayıp ettin abla! Hadi bin sen, sorun değil!” diyor. “Bir-buçuk lira çıkmaz ama 90 kuruş var, en azından onu vereyim!” diyorum “Yok, abla, canın sağolsun!” deyip tüm ısrarlarıma rağmen almıyor uzattığım bozukluğu. Şoförün hemen arkasındaki üç kişilik koltuğun kapı tarafına ilişiyorum, dolmuş hareket ediyor.</p>
<p>Trafikde yavaş yavaş ilerliyoruz ama yolculuk bir işkenceye dönüşmeye başlıyor. Ablak suratlı, tombulca, en fazla 25 yaş civarı görünen şoför habire dikiz aynasına bakıp gözlerimi yakalamaya, bana göz kırpmaya, gülümsemeye çalışıyor. Ön camdan bakamaz oluyorum, vücudumu hafifçe yana çevirip kapının camından dışarıya bakmaya, şoförü görmezden gelmeye çalışıyorum. Bir yandan da bu davranışa, şoförün bu haline bir anlam veremediğimden, “Acaba hata mı ediyorum? Yanlış mı yorumluyorum?” diye kendimi sorguluyorum. Etrafıma, diğer yolculara bakıyorum, herkes put gibi önüne bakıyor. Bu arada şoför, son derece aleni bir şekilde, araba sürdüğüne, trafikte olduğuna aldırmadan, dönüp dönüp koltuğun aralığından bacaklarımı süzüyor. İnanılmaz, ve de dayanılmaz bir durum. Nitekim dayanamıyorum. “Şoför Bey! O işin yolcusu olmuş olsam, bir-buçuk Lira için yapmam! Yeter artık, önünüze dönün, yaptığınız ayıp!” diyorum. Şoför affallıyor, bunu beklemediği belli. Yüzü kıpkırmızı oluyor, önce inkar etmeye çalışıyor, sonra döndürüp beni suçluyor, “İşte böyle iyilik et, bul cezanı, artık kimseye iyilik de yaramıyor!” diye üste çıkmaya çalışıyor. Sonunda bakıyor ki ben dişli çıkıyorum “Abla, sen yanlış anladın, olur mu öyle şey!” diyor  ben de “Umarım öyledir, ben yanlış anlamışımdır!” deyip kesiyorum. Bu arada dolmuşta kimsede tın yok, herkes put gibi pencereden dışarı süzmeyi tercih ediyor. Biraz sonra Beşiktaş’ta inip yoluma devam ediyorum, içimden bir ses şoförün hâlâ arkamdan söylendiğini, yaptığı tacizi kabul etmek yerine beni suçladığını söylüyor.</p>
<p><strong>Kişi bilmediğinin düşmanıdır</strong></p>
<p>Taşınıyoruz. Telefon ettiğim nakliye şirketlerinin hepsi anlaşmışlar gibi aynı fiyatı veriyor, ben de fazla pazarlığa girmeden, biraz indirim yapmış olan şirketi seçiyorum. Sahibi olduğunu söyleyen adam, işi almakta ısrarlı, allayıp pulluyor, bilimum söylenmesi gerekenleri dile getiriyor. Nereli olduğumu soruyor bir ara, söylüyorum. Kendisinin ağır bir Kürt şivesi var ama Ankaralı olduğunu iddia ediyor, garip buluyorum ama sorun değil benim için, “Nasıl olsa firmaların hiçbirini tanımıyorum, hadi bu olsun!” diyorum.  Adamın annemlerle aynı semtte oturuyor olması tek güvence benim için.</p>
<p>Nakliye kamyonu ve işçiler, sabah erkenden kapıya dayanıyor ve telâşe başlıyor. Herşeyi onlar sarıp sarmalıyor, kırılmayacak zarar görmeyecek bir halde paketliyor ve kutulara koyuyorlar. Eşim ve ben sadece özel eşyaları kendimiz yerleştiriyoruz. Şoför dahil beş kişiler. İkisi gençten, biri 50’li yaşlarda, diğer ikisi otuzlarında.Tablolar, resimler iniyor, cam eşyalar sarılıyor, kitaplar kolilere konuyor, bir işçi dolabı söküyor, ikisi odalarda paketlemekle, diğerleri de taşımakla meşgul. Aralarında Kürtçe konuşuyorlar, daha biz sormadan Karslı olduklarını, hepsinin akraba olduğunu öğreniyoruz. Bu arada onlar da bizi sorguya çekiyor. Gençten olan biri eşimi görünce, Avrupalıların neden Kürtlere karşı olduğunu soruyor ilk iş. Bir diğeri, hangi takımı tuttuğumu soruyor bana. Takımlarla ilgilenmediğimi öğrenince koyu taraftarı tanımlayan İngilizce kelimenin ne olduğunu merak ediyor, “Hooligan” cevabı karşısında, kendisinin bir Beşiktaş Hooligan’ı olduğunu söylüyor. Maçlara gidip ardından kavgalara karışacak kadar hooligan olup olmadığını soruyorum, “Kavgasız tadı çıkar mı maçların, abla?” diyor.</p>
<p>Eşyaların büyük bir bölümü kamyona taşınınca şoför geliyor yanıma, “Abla,” diyor, “patronumuz telefonda, seninle görüşmek istiyor!”, “Tamam” deyip telefona gidiyorum, patronları kamyonun dolduğunu, tüm eşyanın taşınması için, kamyonun bir sefer daha yapması gerektiğini, bunun için de fazladan ödeme yapmam gerektiğini söylüyor. Şaşırıyor ve öfkeleniyorum, anlaşmamımızın böyle olmadığını, eşyalar bitene kadar hepsini taşımaları gerektiğini, yoksa hepsini geri getirmelerini, başka bir nakliye şirketi bulacağımı söyleyip konuşmayı kesiyorum. İşçiler önlerine bakıp düşünüyor biz telefonda konuşurken. Görüşmenin ardından ben söylenmeye ve patronlarına varyansın etmeye devam ediyorum. Haklı olduğumu biliyorum, onlar da biliyor ama birşey söyleyemiyorlar. Bu arada ilk yüklemeyi bir-iki sokak ötedeki yeni adresimize götürüyoruz. Hepimiz gerilmiş durumdayız&#8230;</p>
<p>Kamyon boşaldıktan sonra yeniden, önceki park yerimize dönmeye çalışıyoruz, ama park yeri gitmiş! Mahallenin erkek kuaförü bir müşterisinin arabasını park etmiş oraya. Oranın bize ayrılmış olduğunu ve arabalarını çekmelerini söyleyen işçiye, kuaförde çalışan bıçkın delikanlılardan biri başlıyor bağırmaya, adamın üzerine yürüyor, zor tutuyorlar. Sabahtan beri bizim nakliye işçilerini sokaktaki esnafın dikkatle izlediğini, ortamın gerilimli olduğunun farkındayım. “Ne biçim konuşuyorsun lan sen bana? Sen kimsin?” diye bağırıyor bıçkın delikanlı. İşçi: “Abla, valla birşey demedim, niye böyle yapıyorlar, hamal olduğumuz için mi? Kürt olduğumuz için mi?” diye soruyor. Araya girip yumşatmak gerekiyor herkesi. Neyse, ortalık sakinleşiyor, işçiler yemeğe çıkıyor.Yemekler benden.</p>
<p>Nihayet ikinci yükleme ve taşınma işi de bitiyor. Bu arada işçilerle samimiyetimiz ilerlemiş durumda, patronları bir pürüz çıkarmıyor artık. Bize sorular sormayı ihmal etmiyorlar. Eşime “Enişte, tüm dünyadan müzik Cdsi var burada, Kürtçe niye yok?” diyor biri. “Var” diyorum, söylüyorum olanları. “Şivan Perver’i bilir misin?” diyor biri, bir diğeri Ahmet Kaya’yı dinleyip dinlemediğimizi soruyor. Akşama doğru iş bitiyor, herşey tamam, zararsız ziyansız canla başla bitiriyorlar. Hepsine çıkarıp tek tek, fazladan para veriyorum, mutlu oluyorlar. Gitmeden önce birer kadeh viski sunuyor eşim hepsine, gençler alıyor, diğerleri alkolle aralarının olmadığını söylüyor. Ayrılırken “Abla, sende numaramız var, nakliye işi olan arkadaşın olursa haber ver!” diyorlar. “Patronunuzu bilemem ama siz çok iyi çalıştınız, sağolun! Başlangıç kötüydü ama sonu tatlıya bağlandı!” diyorum “O zaman, birbirimizi daha tam anlamamıştık abla!” diyor biri. Vedalaşıyoruz.</p>
<h4>                                                                                                                                                 Kasım 2009  @ Filiz Elasu  </h4>
<br /> Tagged: ahlaki değerlerimiz, aile değerleri, öteki, değer yozlaşması, etnik, insan ilişkileri, Kadın, Kürt olmak, kent hayatı, metrobüs, taciz, ticari ahlak, İstanbul'da yaşam <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/filizelasu.wordpress.com/220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/filizelasu.wordpress.com/220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/filizelasu.wordpress.com/220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/filizelasu.wordpress.com/220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/filizelasu.wordpress.com/220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/filizelasu.wordpress.com/220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/filizelasu.wordpress.com/220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/filizelasu.wordpress.com/220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/filizelasu.wordpress.com/220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/filizelasu.wordpress.com/220/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=filizelasu.com&blog=9463127&post=220&subd=filizelasu&ref=&feed=1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://filizelasu.com/2009/12/10/memleketimden-modern-insan-manzaralari-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6c650ddeb170da910cb4aedb1faf2f6f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">filizelasu</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>