
Tayyib Erdoğan: “Çıkıyorlar bize ‘siz sağlık hizmetlerini iyileştirin, eğitime yatırım yapın ama adalete karışmayın, emniyete karışmayın’ diyorlar. Böyle şey olur mu?…Her alanda Avrupa Birliği Kriterleri uygulayalım, ama anayasaya gelince, yargı reformuna gelince oraya ‘dokunmayın’ diyorlar.”
Anayasayı da satın bitsin bu iş! Tıpkı sağlık hizmetlerine, eğitime ve diğer herşeye yaptığınız gibi! Hem de madde madde! Hangi madde kimin elinde kalırsa o kesim, ona göre yaşasın!
Ülkede zaten yandaş-karşıdaş medya, yandaş-karşıdaş yargı, yandaş-karşıdaş edebiyat, yandaş-karşıdaş sanat, yandaş-karşıdaş sanayiciler, yandaş-karşıdaş bölgeler….vs var, bir de yandaş-karşıdaş anayasa olsun! Valla, çözülür mesele!
Hatta işi kolaylaştırmak için her şehirde her ilçede, mahallede birer çizgi çizeriz meydana bir yerlere, çizginin bir tarafında kalanlar yandaş anayasa, öbür tarafında kalanlar da karşıdaş anayasa tarafından yönetilir… Her bir çizginin girişine çıkışına birer de tabela asarız ”şimdi askeri vesayet alanındasınız”, “şimdi yargı vesayeti sınırları içindesiniz”, ‘”şu an siyasi vesayet bölgesinde bulunmaktasınız” diye, hiç bir sorun yaşanmaz! Böylece halk, hak ve özgürlüklerini doya doya kullanır ve istediği rejim tarafından yönetilir, memnun kalmazsa çizginin öbür tarafına geçerek diğer rejimin tadına bakar… Anayasa dediğin bir “toplumsal sözleşme” değil mi zaten, bırakın da özgürce yapsın vatandaş sözleşmeleri! “Halkın iradesi, halkın iradesi” diye tutturmuş birileri, halk sözleşmesini istediği zaman, istediğiyle yapıp bozamayacaksa ne iradesi olabilir ki?
Artık modernleştik ve Avrupalılaştık ya, sırası gelmişti bu halkın toplumsal sözleşmelerle tanışmasının! Medeniyetin beşiği Batı’da da işler öyle yapılagelmiştir zaten! O zamanlar, bu kadar teknoloji olmadığından referandum yapamamışlar, ama adamlar oturmuşlar gruplar halinde krallarının kraliçelerinin karşısına, hep beraber soru cevap şeklinde, tartışarak konuşarak, birlikte karar vermişler ülkelerinin nasıl yönetileceğine! Krallar sormuş halklarına “Ey halkım, ülkeyi, gücünü Tanrıdan alan ben ve akrabalarım, bir de kilise yönetecek, yargı da, yasama da, yürütme de benden sorulacak ne dersiniz?” Halk da “Tabii kralım, yönet bizi yeter ki, canımız feda olsun” demiş, sözleşmelere karşılıklı parmak basılmıştır! Yaa, ne medeni adamlar, görüyorsunuz!
Avrupa Birliği de bizden öyle istiyor işte! Adamlarla 40 yıldır “Sizin sözleşmeniz çok iyiymiş, bizimle de sözleşme yapın, ne olur!” diye cebelleşiyoruz, kapıdan bacadan girmeye çalışıyoruz, “Yok siz bize benzemiyorsunuz” deyip habire kovuyorlardı, bundan böyle mazeret göstersinler de görelim bakalım! Artık biz de, halk irademizi, nihayet, Anayasa’mız sayesinde onlar gibi ortaya koyabileceğiz!Bu inanılmaz halk iradesi bakın bu ülkelerde nasıl muhteşem şekillerde hasıl oluyor: İtalya’da kafayı yiyip Berlusconi’nin kafasına heykelcik atarak, İngiltere’de halkın %90′ı karşı olduğu halde Irak’ı işgal eden Tony Blair hakkında habire soruşturma açılmasına rağmen özel mahkemeler ve yüksek yargıçlar tarafından aklanan Tony Blair’i nihayet Orta Doğu Barış Konvoyuna atayarak, Yunanistan’da ekonomik göstergeler hakkında büyük patron AB finans kurumlarına yalan söyleyen ve bu yüzden ülke adalarını satışa çıkarması istenen bir hükümet aracılığıyla kemerleri sıkılıp boğularak, Almanya’da ekonomik gücüne rağmen askeri güç oluşturmasına izin verilmeyen ve hala ABD üsleri tarafından kontrol altında tutulan bir ülke olarak…. vs vs
Kısacası, dedik ya, satın, her şeyi satın Anayasayı da, Babayasayı da….herşeyi satın, müstehaktır!
Not: Gerçekten ne düşündüğümü merak mı ediyorsunuz? Ben de şunu merak ediyorum:
Dokunulmazlıkların, seçim barajının ve YÖK’ün kaldırılmadığı bir ‘Anayasa Değişikliğinin’ ve Başbakan’ın, Meclis Başkanı’nın, Cumhurbaşkanı’nın aynı partiye mensup olduğu, milletvekillerinin millet tarafından değil çoğunlukla parti liderleri tarafından belirlendiği bir Meclis’in hangi “halkın iradesini” yansıttığını?

Çok beğendim yazınızı. Elinize, dilinize sağlık! Fakat benim kafamı da şu günlerde bir şey çok meşgul ediyor; Acaba bir ampulün ömrü ne kadardır? bilen var mı?
Bir rivayete göre, bir ampulün ömrü özellikle hiç söndürülmediği sürece çoook uzunmuş, fakat bana pek inandırcı gelmiyor.
AKP’ nin ampulü daha ne kadar yanacak? Biz daha ne kadar zamlı elektrik faturası ödeyeceğiz bu kullanmadığımız ampul yüzünden?
Biri lütfen şu ampule bir taş atsın, çünkü gereksiz elektrik tasarrufu olarak görüyorum artık bu döenmi. Başka da birşey ifade etmemeye başladı. Üzgünüm ama öyle…
Bunlar, İGDAŞ’ı, tüm yerel elektrik idarelerini, barajları ve nehirleri ihaleye çıkarmaya hazırlanıyor yakında biliyorsunuz! Ampüllerinin yanmasını sağlamak için bir anlaşma yapmışlardır herhalde, tüccar mentaliteleri güçlü olduğundan böyle şeyleri iyi beceriyorlar diye düşünüyorum.
Ancak, farkında olmadıkları bir şey var, kopya çektikleri neo-liberal ekonomilerde bu işler 80′lerden beri yapıldığından, özelleştirmelerin artık çalışmadığını, işe yaramadığını tüm toplum kesimleri anlamış, hatta, adamlar bu yüzden yeniden kamulaştırmalara başlamış durumda…
Neden mi? Kamu alanında bazı hizmet ve servisler o kadar önemli ki özel sermaye bunun altından kalkacak ne güce ne de beceriye haiz. Bir de ‘motifi’ unutmayalım… Çünkü, özel sermayenin tüm ekonomik operasyonunun arkasında ‘kar maksimasyonu’ vardır. Bunu başarabilmenin yolu da, bu tür özelleştirmelerde olduğu gibi, çalışan sayısını azaltmak gibi maliyetleri düşürücü yöntemleri kullanmaktır. Bu yöntem de doğal olarak kalitenin düşmesi, denetimlerin azalması, iş kazalarının artması, kamunun sağlık ve güvenliğini tehlikeye atacak ihmallerin ortaya çıkması anlamına gelir…
Kısacası, bunların ampülü öyle ya da böyle, sönecek ama bu arada ülkeye ne kadar zarar verecekler tüm mesele o!
Merhaba, ailecek izliyoruz sizi
Karşıdaş gibi olmayan bir kelime yerine muhalif kelimesi daha uygun olacaktır, saygılarımla.
Teşekkürler, ailecek izliyor olmanızdan gurur duyduğumu belirtmeliyim. Öneriniz için de teşekkürler, ancak ‘karşıdaş’ kelimesini özellikle kullanıyorum…