Arada bir gittiğim kuaförde çalışan genç kız: “Hayatta güzel ne varsa, ya haram ya da yasak!” diyor. Yasakla geçtiğimiz Temmuz ayında yürürlüğe giren sigara yasağını, haramla da öpüşmeyi kastediyor. Kızcağız dertli. Birkaç ay önce tanıştığı ve aşık olduğu gençle ayrılmışlar. Haftanın yedi günü çalışıyor, sadece yarım gün izni var, onda da arkadaşlarıyla bir yerde oturup bir sigara tüttüremiyor.
Sohbetimizi duyan orta yaşlı bir müşteri atılıyor: “Allah kahretsin bu erkekleri! Onlar kadar bencili yok!” diyor “Tüm bu kitapları yazanlar da, yasakları koyanlar da onlar!”
Genç kız biraz irkiliyor müşterinin söyledikleriyle ama sessizce devam ediyor konuşmaya: “Elhamdülüllah, hepimiz müslümanız, ama bu türbanlılar kafalarını kapatıp sevgilileriyle sarmaş dolaş, dillerini üç karış uzatıp, derin gırtlak öpüşmesi yapıyor. Biz bırak dudak dudağa, kenarından öpüşünce laf oluyor!”
Müşteri bayan tekrar başlıyor konuşmaya: “Gördünüz mü, geçen gün o Cübbeli Hoca televizyonda neler söylüyor? Barbi bebek tahrik ediciymiş? Ayol bu adam değil miydi bir kaç yıl önce kendi kızına tahrik olurum diye dokunmadığını söyleyen? Kendi çocuğuna sevgi şefkat göstermeyip, tahrik olabileceğini düşünen, böyle bencil bir adam nasıl Allah’ın adını ağzına alır? Bu sapıklara mı kaldı din?”
Barbi bebeklerin çocuklar için sağlıklı olmadığında Cübbeli Hoca ile hemfikirim ama “tahrik edici” olduklarını düşünmek için sapkın ve zevksiz bir erkek olmak gerektiği, doğru bir saptama gibi geliyor.
Aynı gün, mahalleli bir başka genç kadın, sohbetimiz sırasında şunları diyor: “Babamı severim. Allah uzun ömür versin ama anamıza çektirmiştir! Hâlâ da çektirir…Kırk yıllık evliler, anam hâlâ ondan izin alır bir yere giderken… Dinimizde kocanın hakkı diye birşey vardır. Koca hakkını helal etmezse kadın bir şey yapamaz. Babam da çok iyi bilir bunu. Diyelim annem arkadaşlarından biriyle bir yere mi gidecek, belki bir saat geç kalacaktır kadıncağız, o da akşam beş yerine altı diyelim. Babam ‘Hayır, izin vermiyorum, hakkımı helal etmem yoksa!’ diye tutturur. Annem ille de yemek zamanı evde olmalı, yemeği hazırlamalıdır babam için. Annem de ne yapsın, dinler kadıncağız…”
Erkek egemen toplumumuzu, paşalar gibi kurulup evin köşe başına oturan ve karısından kızından devamlı hizmet bekleyen, bir bardak su için ayağa kalkmaya üşenen erkeklerimizi düşünüyorum. O gün, dini içerikli bazı web sitelerine göz gezdiriyorum ve dinimizde “koca hakkı” üzerine ilginç hadislere rastgeliyorum. Meselâ, İbni Hibban isimli zat: “Kadın, beş vakit namazı kılar orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa Cennete gider” diyor. Bir diğeri, Buhari, sanki kendisi gitmiş de gezip görmüş gibi: “Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de çok lanet ederler ve kocalarına küfrân-ı nimette bulunurlar.”diye iddia ediyor.
Bir gün içersinde yeterince dini sohbet duydum diye düşünürken, akşam kazara kanallardan birinde “Evrim Teorisi” nin tartışıldığı, daha doğrusu kimsenin kimseyi dinlemeden hep aynı şeyleri tekrarladığı, programa rastgeliyorum. “Ben ortadayım, ben ortadayım” diyen sunucunun, bundan kendi anlama yeteneğini kastetdiğini çıkarıyorum bir süre sonra. Bu arada bunlar Amerikalı mı yoksa artist mi diye düşünüp durduğum iki parlak erkek “ara geçiş fosili” diye tutturmuş gidiyor. Halbuki bırakın hayvan, bitki fosillerini, “İda”, “Lucy”, “Hobit” gibi bir dolu, milyon yıllık “primate” fosili gün ışığına çıkarılıyor hergün. Yani, dünyanın ciddi bilim müesseselerinde milyon yıl önceki atalarımızın köprücük kemiğinin tarih içinde gelişiminden tutun, ayak tırnaklarının ne zaman değiştiği, pençelerin nasıl parmağa dönüştüğü veya kadınların kalça kemiğinin ne zaman genişlemeye başladığı fosillere bakılarak araştırılıyor. Üstelik açık açık istatistikleri saptırıp yalan söylüyorlar. Mesela, İngiltere’de Darwin’in doğumunun 200. yılı nedeniyle yapılan araştırmalarda İngilizlerin % 83’ü “Yaratım” teorisini akla yatkın bulmadıklarını dile getirirken bu beyler tam tersini iddia ediyor. Ya İngilizce bilmiyorlar, ya da dertleri başka! Ve asıl ilginç olanı, bu son derece ‘bilimsel’ takılan şık ve pırıl pırıl erkeklerin, bilimsel açıklamalarını kolayca bir kenara bırakıp masonların şeytana taptığından, dinsizliği örgütlediğinden, herşeyin Allah tarafından yaptırıldığından, yakında mehdi geleceğinden bahsedebilmeleri… Bu kadar tezatı barındırabilmek ya özel yetenek ya da sapkın beyinler gerektirir diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.
Tüm bunlardan niye bahsediyorum? Belki de tüm bu iddialar “dünyayı yönetmek” tutkusuyla çırpınan birer erkek ağına, erkek cemaatine ya da bir diğer deyişle erkek gruplaşmasına dönüşmese “hiç bir inanç yanlış olamaz, herkes istediğine inansın, istediğine kul köle olsun” demek ne kadar kolay olabilirdi diye düşündüğümden. Bu yüzden de insanoğlunun düşünsel evriminde bir gerilik ve ilkellik örneği olduklarından. Ve de bu ilkelliklerin hep kadınların başına patlıyor olmasından! Halbuki doğru veya yanlış olsun, inanalım veya inanmayalım, Darwin ve Evrim teorisi kendimizi farklı bir yönden görmemizi sağlıyor. Her bir organımızın, uzvumuzun, her bir yetimizin gelişmesinin binlerce, milyonlarca yıl aldığını bilmek, tek hücreli organizmalardan tutun tüm memeli hayvanlarla ortak yanlarımızı, ortak atalarımız olduğunu keşfetmek, dil öğrenme kapasitemiz, zekamız, ahlaki çıkarımlarımızın nasıl bize özel olduğunun farkına varmak…Tüm bunlar ne kadar değerli olduğumuzun, ne kadar kutsal olduğumuzun kanıtı değil mi? Olamaz mı? Hem de sırf kendimiz için değil tüm canlılar, gezegenimiz için böyle değil mi? Bu evrimsel perspektif zayıflıklarımızı ve güçlü yanlarımızı devamlı değerlendirmemize yardımcı olamaz mı?. Aynı zamanda ‘doğal seçimin’ ürünü olabileceğimizi bilmek, bize daha iyiyi, daha güzeli arama iradesi veremez mi acaba? Asıl metafizik bu değil mi ?
Copyrights Filiz Elasu, Eylül 2009

0 cevap so far ↓
There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.