
Geçtiğimiz Eylül ayında dünya kamuoyunun Birleşmiş Milletler agendası yine Ahmedinijad haberleriyle doldurulup iğdiş edildi. Ahmedinijad’ın BM civarındaki oteller tarafından boykot edilmesi, konuşması sırasında Amerika ve bir dolu diğer yaltakçı ülke temsilcilerinin salonu terketmesi gibi. Bizde de izdüşümler yaşandı tabii ki. Tayyib Erdoğan, ikinci Davos’unu yaşayarak bazı medya yazarlarımızın gözlerini yaşartmayı dahi becerdi! Kısacası vs. vs. vs….
Halbuki, geçtiğimiz Haziran ayında, dünyanın zengin ülkeleri G8′de toplanıp birbirlerinin sırtını sıvazladıktan sonra yapılan Birleşmiş Milletler toplantısında, 192 üye Küresel Krizi tartışmış ve seslerini duyurabilmek için mücadele ederek zengin ülke delegelerinin bu sofradan ekşi bir suratla ayrılmalarına neden olmuşlardı. Bunların başında solcu rahip Rev. Miguel d’Escoto Brockmann’ın sunduğu bir rapor var ve bu raporda ‘…küreselleşmenin etkin kurum ve organizasyonların eksikliğinde dünyayı kaosa sürüklediği…’ dile getiriliyor.
Zengin ülke diplomatları bu tür raporları sevmiyor tabii ki ve BM’i bir şaka olarak nitelendirip işlerine yarayan, özellikle gelişmekte olan bazı ülkeleri (Türkiye gibi) G20′ye katarak BM’i ve onun fakir ülkelerini dışlamayı seçiyorlar.
Küresel krize rağmen, dünya zenginleri derslerini öğrendi mi dersiniz? Tabii ki hayır! Avrupalı bir ajans olan EuroDad’a göre son G20 toplantısında IMF’nin daha da güçlendirilmesine karar verilmiş durumda ve IMF’nin fakir ülkelere verilen son 10 borcu için talep edilen şartlar eskileri aratmayacak şekilde: hükümetlerin kemer sıkması, liberalleşme, maaş artışlarının dondurulması, fiyatların arttırılması ve özelleştirmeler…
