Halkların Kampında ‘‘Savaş’’ Yok!

Akp Hükümeti’nin Suriye’ye karşı saldırgan ve iki yüzlü politikası, maalesef, devam etmekte. Muhaliflerin aylardır gözümüzün önünde, bizim haber kanallarımız yoluyla, Hatay’dan tüm Dünya’ya seslenmeleri ve kendi devletlerine müdahale edilmesi yönünde çağrıda bulunmaları yetmiyormuş gibi, Suriyelilerin yine Hatay’da, Türkiye topraklarındaki askeri kamplarda eğitildikleri konusundaki haberler artık ayyuka çıktı.

Hatta öyleki, son teyid, İsrail’den geldi. İsrail’in İstihbarat servisine yakınlığı ile bilinen Debka sitesi, Türkiye’nin, “Özgür Suriye Ordusu’nun yanında savaşmaları için Libya’dan gönüllü taşıdığı” iddiasında  bulundu.(Radikal, 28.11.11) Libya’da Kaddafi’yi insanlık onurunu ayaklar altına alarak linç eden ve başlarındaki komutanınCIA tarafından Al Kaide zanlısı olarak yakalanıp eğitilmiş olduğu Batı medyasında kanıtlanmış olan bu paralı askerlerin, şimdi de Suriye’ye taşınıyor olması hiç şaşırtıcı değil! Şaşırtıcı olan Akp hükümetinin ‘’komşularla sıfır politikasından’’ ve Yeni Osmancılığından böyle çabucak vaz geçip bölgede her türlü maceraya girebilmek için neredeyse ‘’hazır ol’’ şeklinde beklemekte olduğu…

 “Büyük ama habersiz” medyamızın ısrarla görmediği haberlerden biri ise Türkiye ve Suriye aydınlarının Ankara’da dün başlamış olan konferansı ve buradan yükselen anlamlı mesajlar. İşte bu konferansa yönelik haberlerden bir kısa özet:

Türkiye-Suriye Forumu’nun ilk gününde Türkiyeli ve Arap aydınlar birçok konu üzerinde tartıştılar. Edebiyatçılar Derneği, Mülkiyeliler Birliği ve Suriye Gazeteciler ve Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen Türkiye-Suriye Forumu’nun ilk günü dün Ankara’da Mülkiyeliler Birliği lokalinde yapıldı. Suriye, Mısır, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’den aydınların katıldığı forumun ilk gününde Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin dış politikası, Esad rejimi, emperyalistlerin müdahale girişimleri, aydınlar tutumu, iki ülkenin ilişkileri gibi konular tartışıldı. (www.gunlukhaberim.com)”

“Arap Yazarlar Birliği üyesi Malik Sakkur bölgede esen zehirli rüzgarlara rağmen kendilerine yöneltilen davet için teşekkür ederek başladı. Gerek emperyalist, gerekse Arap gerici politikalarına rağmen edebiyatçıların ve gazetecilerin işaret ettikleri duruşun son derece önem taşıdığını vurgulayan Sakkur son on yılda iki ülke arasında ilişkilerin iki ülke halkını da mutlu ettiğini belirtti. Son aylarda yaşanan olumsuzluklara değinen Sakkur iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden doğal karakterini bulması temennisiyle konuşmasını bitirdi.

Sözlerine ülkemize gelirken Türkiye’nin dış politikası nedeniyle içleri acıyarak geldiklerini belirterek başlayan Dr. Nadiye Host, gerek Türkiyeli gerekse Suriyeli aydınlar olarak emperyalistlere hizmet etmeyecek yeni bir aydın yaratmaları gerektiğini söyledi. Host, konuşmasında Aziz Nesin’in Suriye ziyaretinde söylediği şu sözleri aktardı: “Türkiye ve Suriye halkları arasındaki ilişkiler ticari, siyasi ilişkiler olarak değerlendirilmemeli, kültürel ilişkiler olarak görülmelidir.”

Ürdün Yazarlar Cemiyeti üyesi Dr. Ali Hatır, konuşmasına “bölgede bizleri savaştırmaya, ayrıştırmaya çalışan güçler var. Bu güçlerle nasıl mücadele edeceğimizi bilmek zorundayız” sözleriyle başlayarak bölgenin ABD işbirlikçileri ve Siyonizm olmak üzere iki ayrı yabancısı olduğunu belirtti. Konuşmasının devamında Hatır şunları söyledi: “İki kamp var. NATO, İsrail, ABD kampı ve halkların kampı. Recep Tayyip Erdoğan bunlardan birisini seçmek zorundadır ve seçmiştir de zaten.” (www.sol.org.tr) ”

Kaddafi…

Sn Davutoğlu ve Başbakanımız’dan, bir parçası oldukları NATO’nun Libya ”Harekatı” sonucu,  görüşmelerde bulundukları Libya Ulusal Konseyi ‘askerleri’ tarafından yakalanan ve insan onuruna yakışmayacak bir şekilde görüntüleri tüm dünyaya dağıtılan Kaddafi’nin ‘sonu’ konusunda bir ”açıklama” bekliyorum!

Daha düne kadar el sıkıştığınız, görüşmeler yaptığınız bir ülke liderinin bu şekilde öldürülerek, kanlı vücudunun görüntülerinin bütün dünya televizyonlarında gösteriliyor olması, insanlığa ve müslümanlığa yakışır mı? Bir de buna ‘one minute’ deyin lütfen!

Yanan cezaevi aracından Füze Kalkanına…

Sn Davutoğlu, Konya’da yaptığı konuşmada “Füze Kalkanı ulusal güvenliği temin edecek!” demiş.

İyi hoş da Sn Davutoğlu, 4 mahkumun güvenliğinin temin edilemediği, nakil aracı içersinde elleri kolları bağlı, cayır cayır yanmaları gibi bir ‘vahşetin’ yaşandığı ülkede, size ve hükümetinize neden inanalım?

  • Bu “katliam” sonrası ‘Adalet Bakanı’nız’ istifa etti mi?
  • Başbakanınız Arap Baharı turundan başını kaldırıp konu üzerine bir çift laf etti mi?
  • Soruşturmayı kimler yapıyor, ne aşamada? Bu tür durumların bir daha yaşanmaması için ne tür önlemler alınacak, mahkumların yakınlarına nasıl bir tazminat ödenecek, kamuoyunu aydınlatıldı mı?

9/11′le Kafamıza Kazınanlar…

İnsanlık için en önemli iki icattan biri yazı ise diğeri fotograf olsa gerek! Hafızamız, yazı ve fotoğraflar… Zamanın akışına karşı geliştirebildiğimiz ve, belki de kendimizi kandırarak, varlığımızı tescil edebildiğimiz iki araç… Kime? Narsist ve medyum değilsek, toplumun diğer bireylerine tabii ki… Continue reading

BOŞ VER! FARK ETMEZ! BİR ŞEY OLMAZ!

Bir sansür kurulunun başında olsaydınız – bu “Teledomünikasyon İletişim Başkanlığı” veya “Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu” olabilir – ve ülkenin geleceği için üç kelimeyi/deyimi sözlüklerden çıkarabileceğiniz, tamamiyle kullanımdan kaldırıp yasaklayabileceğiniz söylense, bu arada, bu üç kelimenin seçimi size bırakılsa, neleri seçerdiniz? Continue reading

İsyanın amaçsızı çirkin oluyor!

Güneydoğu Londra’da, Sainsbury’s isimli süpermarketlerden birindeyim. Yanıma, torbaları taşırken belim kırılmasın diye, tekerlekli bir alışveriş çantası almış bulunmaktayım. Bir yandan önümdeki rafta bir ürünü bulmaya çalışıyor, diğer yandan benden bir-iki metre uzakta Blackberry’siyle konuşmakta olan siyahi bir gence kulak kabartıyorum. Bir arkadaşıyla konuşuyor olsa gerek: “Adam gibi bir şey ödedikleri yok be adamım, anlıyorsun değil mi? Hepsini s…ktir et gitsin! Geliyorsun değil mi bu akşam? Hadi be kanka! İyi olacak, bir dolu dizüstü, tonlarca bilgisayar…Doldurursun çantaları…”

Continue reading

“Yanma” ve “Yakma” Üzerine

Evi baca, köyü hoca yakar” (Bir halk tekerlemesi)

İnsanları öldürerek cezalandırmak yeni bir şey değil! İstenmeyeni, uygun olmayanı, karşı çıkanı, farklı olanı,yanlış yapanı…Yok etmek…. Kurşuna dizmek, asmak, zehirlemek, kazığa oturtmak, işkence edip uzuvlarını kesip parçalamak, derilerini yüzmek, çarmıha germek, yüksek yerlerden atmak, herbir uzvu bir ata ya da deveye bağlayıp çekmek, kafalarını vücutlarından ayırmak, boğmak, bombalamak…. kısacası öldürmek… hiç yeni değil!

Tüm bunların içinde yakarak öldürmek özel bir yere sahip gibi görünüyor. İnsanoğlu’nun ateşi keşfiyle başlayan bu özel ilgi, içinde pekçok tezatlığı da barındırıyor. Continue reading